1. YAZARLAR

  2. Şahin Ali Şen

  3. Ahlak Krizini Eğitimle Aşmak
Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahlak Krizini Eğitimle Aşmak

A+A-

İnsanlık büyük bir ahlak krizinin tehdidi altında bulunuyor. Ahlak krizi siyasal, ekonomik, sosyal ve toplumsal krizleri besleyen problemlerin başında yer alıyor. Ahlak kriziyle beslenen buhranlar insanlığı küresel medeniyet krizine doğru sürüklüyor. Yerkürede şiddetin, vahşetin, zulmün, açlığın, yoksulluğun, adaletsizliğinin artması, bölgesel ve iç savaşların tırmanması küresel ahlak krizinin önemli işaretleridir.

Bu büyük ahlak buhranını devletler ve toplumlar ciddiye almalıdır. Ülkemiz açısından da iç ve dış düşman tehdidi kadar tehlikeli olduğunun farkında olmalıyız. Unutmamalıyız ki, soru çalarak haksız başarı elde etme, milletin üstüne bomba yağdıracak kadar insaniyetten uzaklaşma,  faiz lobilerine lojistik destek verme, yolsuzluk yaparak zenginliğe ulaşma tamahı hep ahlak krizinin toplumsal sonuçlarıdır.

Yaşanan medeniyet ve ahlak kriziyle üretim ve paylaşım modellerinin ilişkisi var mı? Elbette var. “Hırstan kapitalizm, hasetten sosyalizm doğmuştur” şeklinde önemli bir tespit var. Bugün dünyadaki ahlak krizinin temelinde kapitalizm vardır. Görüldüğü gibi İslam ahlakının yasakladığı hırs ve haset insanlığa zararlı sistemlerin temelini oluşturabiliyor.

Peki ahlak krizini nasıl aşacağız? Kendi medeniyet fikrimizi, tasavvurumuzu ve idrakimizi yeniden inşa ederek başlayacağız. Öncelikle bu ahlak bunalımının zihinsel alt yapısını ortadan kaldırmak gerekiyor. Örneğin, insan insanın kurdu olmadığı, dostu olduğu gerçeğini toplumun idrakine sunmak durumundayız. Güçlünün değil haklının yanında saf tutulması gerektiğini topluma anlatmak zorundayız. Amaca giden her yolun mubah olmadığını, her eylemimizde ‘dosdoğru ol’ çizgisinden ayrılmamamız gerektiğini tekrar tekrar toplumsal bilincimize seslenmeliyiz.

Kendimizin ve kişilerin ahlaklı olmasını yeterli göremeyiz. Fikir ve düşüncelerin ahlakiliği noktasında titiz çalışmalar yapmalıyız. Sisteminin ahlakileştirilmesi, tüm mevzuatımızın ahlaki kurallara göre revize edilmesi, iş ahlakı ve çalışma ahlakının ahlak yasalarına göre yeniden kalibre edilmesi noktasında büyük bir çalışma başlatmalıyız.

Bütün dikkatimizi mikro sonuçlar doğuran ahlak kuralları üzerinde yoğunlaştırıyoruz. Toplu taşıma aracında bir gencin yaşlı birine yer vermemesi, küçüğün büyüğüne su ikram etmemesi gibi… Elbette bu saygı kuralları da önemli. Ancak, makro düzeyde toplumu etkileyen ahlaki aşınmaları da gözden kaçırmamalıyız. Kayırmacılık, rant kollama, kendinin olmayanı alma, kaynakları adil dağıtmama, vurgunculuk, israf, verimsizlik, sorumluluktan kaçma gibi…

Tam bu noktada, ahlak eğitimi stratejik bir önem kazanıyor. Kişilerin dini, şahsi, ailevi, toplumsal vazifeleri ve sorumluluklarını yerine getirmesi için nasıl bir ahlak eğitimi vermeliyiz? Ahlak eğitiminde zihin, kalp ve eylem bütünlüğünü göz önünde tutmalıyız. Ahlaki eğitimde temel amacımız; iyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş, iyi birey, iyi genç, iyi çocuk yetiştirmek; hem marifetli hem faziletli insanı ortaya çıkarmaktır. Bunun için değerler eğitimi, şahsiyet eğitimi ve vatandaşlık eğitimini birlikte vermeliyiz. Ahlakı vicdan hapsinden kurtarıp amel ve aksiyona dönüştürmeli, hayatın ana omurgası haline getirmeliyiz.

Aslında ahlak tartışması yeni değil. Sokrates, Platon, Aristoteles’ten bu yana tartışa gelindi. Her kuşağın karşılaştığı ahlaki riskler farklıdır. Yokluk kuşağı, sanayi kuşağı, X, Y ve Z kuşağının riskleri farklı, tedbirleri de farklı olmalı. Bugün Z kuşağının karşılaştığı en büyük risk sosyal medya. Sosyal medyadaki, verilerin, haberlerin, bilgilerin doğruluğundan emin değiliz. Dolayısıyla gençlik  bilgi kirliliği ile karşı karşıya. Hem ahlak eğitiminde hem toplumsal yaşamda bu durum çok önemli. Bu eksiklikten hareketle, sosyal medya başta olmak üzere tüm bilgi kaynakları taramadan geçirerek temiz kaynaklar oluşturmalıyız.

Bir de rol model sorunumuz var. Ahlakçı olmak ayrı, ahlaklı olmak ayrı. Nurettin Topçu, “Öğrenmek zekanın, yapmak ahlakın işidir” diyor. Yapmadığını anlatmayan bir model ortaya koymalıyız.  “Yalansız ticaret olmaz. Entrikasız siyaset yapılamaz. Bir kere yalan söylemekten bir şey olmaz” diyen insanlardan rol model olur mu? Olmaz. Bu tür karakterlerden toplumda çok mu? Maalesef çok. İşimizin zor olduğu bilinciyle sahici rol modellerin sayısını artırmak, toplumun nazarına sunmak durumundayız.

Peki ahlak eğitimini nasıl ve nerede vermeliyiz? Ahlak eğitimi hem formel hem informel verilmelidir. Ahlak dersini kim vermeli? Herkes. Kim almalı? Yine herkes.  Ahlak dersinin materyalleri sadece din kültürü ve ahlak bilgisi kitapları mı olmalı? Hayır. Tüm kitaplar, tüm bilgiler ve tüm davranışlar ahlak eğitiminin materyalleridir. Ahlak eğitimin yeri sadece okul değildir. Aile, çevre, mahalle, medya, akran grupları, yaygın ve örgün eğitim kurumları kısacası nefes alınan verilen her yer, insanın ikamet ettiği her zemin ahlak eğitiminin okuludur. Öğretmeni de, toplumdaki herkestir. Müfredatı ne olmalı? Toplumun değerleri.  Müfredatı kim belirlemeli? Toplumun kendisi. “Can çıkar huy çıkmaz” anlayışı da terk edilmelidir. İnsanın cevher ve özü sağlamdır. Bu cevheri her zaman parlatmak mümkündür. Bu noktada, Yunus Emre’nin “ İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir”  anlayışı önemli.

Kendini bil. Kendin ol” öğretisi ahlakın ana kolanlarını oluşturan temel ilke. İnsan, bu ana ilkeler ışığında aşırılıktan uzak, orta yol, orta karar, orta ölçü ekseninde hayatında uyum, düzen, denge ve ritmi yakalayabilir.

Gençlere şunu yap, bunu yapma demek yerine idealler, hedefler ve gelecek tasarımları yolunda rehberlik yapmak en doğru yol olsa gerek. Akletmelerini, fikretmelerini, düşünmelerini sağlamak gerekir. Onları ahlak satıcısı ve  ahlak denetleyicisi olmaktan uzaklaştırmalı, ahlak alıcısı, uygulayıcısı, yaşatıcısı,  yaşayıcısı olmak noktasında yardımcı olmalıyız. Ahlak eğitimini, kalp, akıl ve ihtisas eğitimiyle birlikte vermeliyiz.

Özetlersek; dünyada iki görüş hakim. Biri, kuvvete dayalı çatışmacı dünya görüşü, diğeri  hak ve adalet merkezli dayanışmacı dünya görüşü. Kuvvet merkezli dünya görüşlerinin ölümü yaklaştığında vahşileşirler. Kapitalizm en vahşi sürecini yaşıyor, bu da sonunun geldiği anlamına geliyor.

Peki hak ve adalet merkezli dünya görüşünün geleceği ne olacak? Hayatın her alanında eğitim ahlakını sağlıklı verebilirsek ahlak medeniyeti oluşturma noktasında önemli bir yolu kat etmiş oluruz. Hak merkezli dayanışmacı kadim medeniyetimizi inşa ve ihya etme fırsatını yakalamış olacağız. Bunun yolu da,  bizim  yetiştireceğimiz erdemli insanın inandığı gibi düşünmesine, düşündüğü gibi konuşmasına, konuştuğu gibi  yaşamasına,  yaşadığı gibi diğer insanların yaşamasına yardımcı olmasına, yani iman, fikir ve eylem birlikteliğine ve bütünlüğüne bağlı. Göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen insanların sayısının artması dileğiyle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.