1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Akademisyenlerin Sendika Anlayışı
Akademisyenlerin Sendika Anlayışı

Akademisyenlerin Sendika Anlayışı

Eğitim-Bir-Sen Tokat 2 No’lu Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, Tokat 2 No’lu şube olarak 25 Temmuz 2015 tarihinde ilk kongrelerini gerçekleştirdiklerini söyledi

A+A-

Eğitim-Bir-Sen Tokat 2 No’lu Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, Tokat 2 No’lu şube olarak 25 Temmuz 2015 tarihinde ilk kongrelerini gerçekleştirdiklerini ve o tarihten itibaren her hafta aktif bir şekilde üniversite çalışanları ile beraber sorunları istişare ettiklerini ve özellikle ilk icraatlarının Tokat’ın ilçelerine gitmek olduğunu hatta 2 şer defa ilçeleri ziyaret ettiklerini, ardından da kampüste çalışmalarına devam edeceklerini ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bir akademisyen olarak şunu ifade etmeliyim ki, yaklaşık 15 yıl MEB’de öğretmenlik ve idarecilik yaptım. Ancak MEB’deyken öğretmenlerin sendikalara niçin çok mesafeli durduklarına pek anlam veremezdim. Üniversitede ise durumun daha iyi olduğunu özellikle akademisyenlerin bireyselliği, özgürlüğü ve sivil toplum anlayışını daha çok önemsediklerini ve sendikalara da öğretmenlerden daha farklı baktıklarını zannederdim. Ancak gördüm ki, durum hiç te öyle değilmiş. Maalesef, bu konuda akademisyenleri suçlamak çok ta doğru değil. Ülkemizin geçirmiş olduğu tarihsel süreç özellikle yakın tarihimizde olan olaylar 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan gibi darbe girişimleri akademisyenler üzerinde derin bir travma etkisi yapmıştır. Tabiatıyla buradan çıkış çok kolay değildir. Ancak artık durum değişmiştir. Avrupa Birliği Yasalarının da geçmesiyle sendikalar ve sivil toplum örgütleri sesini daha fazla çıkarmaktadırlar. Bu noktada artık akademisyenlerin de sorunlarını özgür bir biçimde tartışıp yukarıya taşımaları gerekir. Ancak en büyük eksiklik akademisyenlerin yeterince aktif sendikacılığa destek olmamalarıdır. Hatta sendikal faaliyetlerimizde gördüm ki bazı akademisyenlerimizin “sendika” deyince aklına TV’deki olumsuz görüntüler geliyor. Bazıları ise sendikaların hiç gerekli olmadığını ve hiçbir soruna çözüm getiremediklerini ifade ediyorlar. Bazı akademisyen arkadaşlarımız da sendika üyesi olunca kendisinin fişleneceğini düşünüyor. Sanırsınız ki, bir sendikaya üye olunca ya da bir sendikadan başka bir sendikaya geçince sanki kendilerini din değiştirmiş, ya da bütün düşüncelerini inkâr etmiş gibi sayıyorlar.”

Değerli arkadaşlar gerçekten şaşkınlığımın kat sayısı emin olun ki tavan yapmış durumda. Bütün bu olumsuz örnekler nedeniyle geçen hafta son sınıftan bir öğrencim lisans bitime tezi almak için benimle görüşmeye gelmiş. Aklıma hemen bu konu geldi ve dedim ki, kızım “Akademisyenlerin sendikalara bakışı” hakkında bir anket ve röportaj çalışması yapmak ister misin? sağ olsun o da kabul etti. Düşünün artık tez konusu haline bile gelmiş durumda bu konu. İnşallah bu konu lisans düzeyinde değil de Yüksek lisans ve Doktora seviyesinde araştırılmalıdır. Bir felsefe hocası olarak şunu ifade etmeliyim ki, akademisyeni birey olmamış, kendini özgür hissetmeyen, yapacağı eylemlerini sürekli birileri ne der diye yapan ve yukarısı beni nasıl karşılar diyen bir kimse gerçek anlamıyla akademisyen olamaz. Avrupa’da insanlar 20-25 sivil toplum örgütüne üye olurken biz de bir tanesine bile üye olmaktan çekiniyor ve korkuyor. Bu da göstermektedir ki “sendika” ve “sivil toplum” kavramı maalesef akademisyenlerimizin zihinlerinde olması gerektiği gibi değil. Bu korku ve kaygının giderilmesi için sendikalara ve üniversite yöneticilerine büyük görev düşmektedir. Sendikalar yapmış oldukları ve yapacakları etkinliklerde şiddeti ön plana taşımamalılar. Onlar özellikle üniversite sendikacılığı daha rasyonel, bilimsel ve reel düzeyde olmalıdır. Bizlerin kendi haklarımızı ararken başkalarının haklarına girmemiz gerekir. Daha nitelikli ve seviyeli bir sendikal mücadele ortak aklın kullanıldığı ve adaletten asla taviz verilmeyeceği bir yöntemle olur.

İşte tam bu noktada Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezine çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü sendikamız 400 üyeyi aşan üniversiteleri şubeleştirerek çok önemli bir iş gerçekleştirmiştir. Çünkü üniversitelerin sorunları ile MEB’in sorunları aynı değildir. Bir kere mevzuatları, iş ve işleyişleri farklı. Tabiatıyla çalışanların da sorunları farklı olmaktadır. Bu nedenle aktif, reel, dinamik, profesyonel ve yerinde sendikacılığı her daim önemsemiş olan Genel başkanımız Ali YALÇIN beye bizi şubeleştirdiği için çok teşekkür ediyorum. Artık akademisyenlerin de masa başından değil, bizzat yerinde ve çalışanların sorunları dinleyerek sendikacılık yapmalarının vakti geldi ve geçti. Ben bu düşüncelerimden dolayı bir akademisyen olarak sendikacılığın sahada ve yerinde yapılması gerektiğine inandığım için 15 yıllık aktif sendikacılık deneyimimi üniversitede de devam ettirmek istedim. Ama bu sadece birkaç akademisyenle olacak bir iş değil. Bizim yönetimimizde 4 akademisyen 3 idari personel yer almakta. Bu durum diğer tüm sendika ve şubelere de inşallah yansır. Önemli olan bir işi hakkıyla ve layıkıyla yapmaktır. Aksi takdirde “mış” gibi bir işi yaparsak hayatta hiçbir zaman sonuç alamayız.  Ve son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Yunus emre der ki: “ Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır. 

www.memurpostasi.com / Özel haber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.