1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Bir Abide Şahsiyet: Mehmet Akif Ersoy
Bir Abide Şahsiyet: Mehmet Akif Ersoy

Bir Abide Şahsiyet: Mehmet Akif Ersoy

Bir Abide Şahsiyet: Mehmet Akif Ersoy

A+A-

İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, ebedi âleme göçeli 78 yıl oldu. Mehmet Akif’in vefatının üzerinden geçen 78 yılda milletimizin onu unutmadığını, her 27 Aralık’ta Türkiye’nin değişik yerlerinde sivil oluşumlar tarafından gerçekleştirilen yüzlerce anma toplantısı ile gördüğümüz gibi, onun adını gönlünün en mutena köşesine yerleştirdiğini de her sokakta mutlaka ‘Mehmet Akif’ ve ‘Akif’ adlarını taşıyan birkaç kişinin bulunmasından anlıyoruz.

 

Mehmet Akif Ersoy’un milletimizin gönlünde bu denli yer bulmasını sağlayan nitelikleri her Müslüman gencin irdeleyip kavraması ve yaşaması gereken niteliklerdir. Mehmet Akif, öncelikle bin yıllık Anadolu İslam medeniyetinin numune-i imtisali olan bir şahsiyettir. Doğruluğu, dürüstlüğü, vefakâr oluşu, vatanseverliği, duygulu oluşu, menfaate tapmayışı, ilim adamlığı ve muarızı Tevfik Fikret’in de “Akif, inanmış adam/Büyük şair” mısralarıyla belirttiği inanmışlığı, inancını her şart altında hayatına hâkim kılışı ile Mehmet Akif, Anadolu İslam medeniyetinin bin yılda yetiştirdiği zirve şahsiyetlerden biridir ve günümüz insanının ulaşması gereken hedefi de temsil etmektedir.

 

Mehmet Akif Ersoy’un vefatından 3,5 yıl sonra dünyaya gelen ve onun adını taşıyan sendikamızın kurucu Genel Başkanı Şair, Yazar, Mütefekkir Mehmet Akif İnan, İstiklal Şairimizle ilgili bir yazısında şunları belirtiyor: “Hakk’ı seven, bu milletin kudretine, şahsiyetine, hâsılı kendini kendi yapan bütün hasletlerine inanıp güvenenler, onun arkasında, onun yolunda, izindedir… O, büyük bir mütefekkirdir. Milleti için düşünen, ağlayan ve sevinen bir baştır. Terennümleri, duygularımızın ebedi abidelerinden başka bir şey değildir. Yüzde yüz bizi söylemiş ve bizi yaşamış tek mütefekkir sanatkâr, yalnız ve yalnız Akif’tir.”

 

Ersoy’un kişisel hayatı örnek alınması gereken bir hayat olduğu gibi, toplumsal hayatı da son yüzyılda medeniyet kazanımlarının ve bu kazanımların sahipleri olan inananların karşı karşıya kaldığı saldırıların bir şahsın kişisel serüveni üzerinden okunmasına imkân sağlayan bir boyutu haizdir. Mehmet Akif Ersoy, bir büyük imparatorluğun dağılışını, topraklarının işgal edilişini, Müslümanların canının, malının, namusunun paymal edilişini görmüş, bu acıyla ve gönül yangınıyla yollara düşmüş, ordunun ve milletimizin direniş gücünü artırarak Milli Mücadele’nin manevi cephesini oluşturmuştur. İstiklal Marşımızda hâkim olan duygu ve muhtevası ortaya konulan bir mücadeleyle vatan kurtulmuş, ardından da Milli Mücadele’nin ruhu yönetimden uzaklaştırılmış, Milli Mücadele’nin gerçek kahramanları ise tasfiye edilmiştir.

 

Cumhuriyetin ilanının ardından, gerçekleştirilen inkılaplarla birlikte medeniyet değerlerine ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı Mehmet Akif Ersoy ve temsil ettiği zihniyetin diğer müntesipleri sakıncalı isimler olarak fişlenmiş, kimi öldürülmüş, kimi sürülmüş, kimisi de sindirilmiştir.  İstiklal Marşı şairinin ardına da hafiyeler takılarak takip ettirilmiştir. “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diyen Mehmet Akif, değerlere ve şahsına yönelen saldırı karşısında vatanından ayrılmak mecburiyetinde kalmış, vatan hasretiyle 11 yıl türlü yoksunluklar içerisinde Mısır’da ikamet etmiştir. Vefatından kısa bir süre önce Türkiye’ye dönen Mehmet Akif’i rıhtımda karşılayanlar arasında bulunan bir dostunun koltuğunun altında ne olur ne olmaz diye Akif için bir şapka bulundurması ne hazin bir tablodur. 27 Aralık 1936’da vefat eden Mehmet Akif, bir kimsesiz gibi defnedilecekken, Beyazıt Camii önüne konulan çıplak tabutun Mehmet Akif’e ait olduğunu anlayan gençliğin sahiplenmesiyle binlerce insanın katıldığı bir kalabalıkla ve gençliğin omuzlarında taşınarak ebedi âleme uğurlanmıştır.

 

Çeşitli dönemlerde,  bilhassa 28 Şubat gibi at izinin it izine karıştığı dönemlerde bazı haddini bilmezlerin Mehmet Akif’e ve İstiklal Marşı’na dil uzattığı görülmüştür, ama dil uzatanlar unutulmuş, Mehmet Akif ve İstiklal Marşı unutulmamıştır. 1925’te ve 1937’de derinlerden sürükleyip getirdiği güçlü sesin devletin konumlandırıldığı seküler alanla uyuşmazlık belirttiği düşüncesiyle İstiklal Marşı’nı değiştirmeye yönelik güfte yarışmaları açılmış ancak bir sonuç alınamamıştır. Çünkü İstiklal Marşı’nı Mehmet Akif gibi bir müheykel şahsiyet yazmıştır, hissederek yazmıştır, istiklale su gibi ihtiyaç duyulan bir vasatta yazmıştır; milletin gönlündekini mısralara dökmüştür. İstiklal Marşı ve Mehmet Akif, milletimizin gönlüne bir mıh gibi çakılmıştır, onu sökmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

 

Vefatının 78. yılında Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, onun diliyle “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” niyazında bulunuyoruz. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.