1. YAZARLAR

  2. Vedat Uzuner

  3. Bir Kısa Film Hikayesi: 28 Şubat
Vedat Uzuner

Vedat Uzuner

Vedat Uzuner
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Kısa Film Hikayesi: 28 Şubat

A+A-

28 Şubat yazılarına senede bir sıra gelir ama nedense bu yazılarım hep gecikmeli olur.

Şubat ayının kısa olmasından mı yoksa bin yıl sürecek 28 Şubat’ın erken bitmesinden midir bilemedim bir türlü.

Kendi tasamıza düşmekten etrafımızı göremez olduk.

Nur Serter’in ikna odaları hala kullanımda mı?

Gelişen teknolojiye göre yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmuş mudur?

Ya da daha mukavemetli, betornarme kabinler yapılmış mıdır?

Öyle ya torunlarımıza demokrasi abideleri(!) olarak gösterip bizimle gurur duymalarını sağlardık.

Ülkemizi ziyaret edecek turistlerin görmesini, ‘bizde neden yok’ diye heveslenip hayıflanmalarını sağlardık.

Yazık.

28 Şubat günü tamamen tesadüfi olacak şekilde bir hocamızla görüşmek için Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi’ne gittik çalışma arkadaşlarımızla.

Kampüsün içindeyiz...

Başı kapalı kız öğrenciler, kirli sakallı erkekler, kot pantolonlu kız ve erkekler...

Aman Allahım burası laik Türkiye değil mi!

Bu sıkmabaş, örümcek kafalı kızlar da nereden çıktı?

Ah ülkem, vah ülkem!

Yoksa bunlar Mecliste olduğu gibi üniversite kampüslerinde de mi devlete meydan okuyorlar.

Gelin zamanında devlete meydan okuyanların başına neler geldiğini kısaca hatırlayalım:

Kendi okulunun üniversitesine giremeyip yurt dışında okumak zorunda kalan genç kızlar

Başı örtülü olduğu için gördüğü zulüm ve baskılar nedeniyle çocuğunu kaybeden hamile anneler,

Tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği mesleğini, akabinde akli dengesini kaybeden insanlar...

Kendi oğlunun yemin töreninden kovulan anneler,

Orduevlerine giremeyen aile büyükleri,

Küstahça kendi evladının mutluluğunu görmesi engellenerek düğünden kovulan cefakar anadolu kadını.

İstiklal Savaşı’nın mücahidesi, Nene Hatun’u...

Kendi diploma töreninden kovulan okul birincisi...

Şiir, kompozisyon yarışmalarında dereceye girenlere haram edilen ödül törenleri.

Fatih Altaylı’yı göreve çağırıyorum...

O kara günlerde yazdığı yazıda vaat ettiği görevi artık yapsın.

Ne diyordu bir bakalım:

“Kendime yeni bir iş buldum.

Bundan böyle kılık kıyafet kanununa aykırı dolaşanları kolundan tuttuğum gibi karakola götüreceğim.

Evlerini polise göstereceğim. Otomobilde görürsem plakalarını alıp bildireceğim.

Yapılan işlemi savcılığa kadar takip edeceğim.

Yok yok, savcılıkta da takip edeceğim.

Hırsız yakalatmak iyi de bu kanun tanımayanları yakalatmak mı kötü?”

O dönemlerde laiklik bu kadar elden gitmemişken, başörtülüler “kamusal alanı” bu kadar kaplamamışken, eli sopalı sakallılar devletin temelini bu kadar sarsmamışken görev yapmak kolaydı.

Hadi şimdi yapsana görevini!

İnançlı insanları hırsızlarla aynı kefeye koyacak kadar gaza gelmişken yap şu memlekete bir güzellik, seni bekliyoruz.

***

Feto soruşturmaları kapsamında açığa almalarda kılı kırk yarmak gerektiği, sapla samanın birbirine karışmaması gerektiği, tereyağından kıl çekme hassasiyetiyle davranılması gerektiği herkesin malumu. Ancak peş peşe intiharlar yaşanıyor, aileler dağılıyor, suçsuz olduğunu düşünüp adının bu ihanet çetesiyle anılmasını azmedemeyenler akli dengesini kaybediyor.

Kripto bir takım isimlerin mesai arkadaşlarına iftira atmak suretiyle kendilerine alan açtıkları konuşuluyor.

Asla ve asla devlete başkaldıranların aklanması, terörle işbirliği yapanların temize çıkarılması beklentisi içerisinde değilim.

Açığa alındıktan hemen sonra göreve döndürülen bir kısım kamu çalışanının kurumlarına döner dönmez terör propagandasına kaldığı yerden devam etmesi, bir sendikanın da bu göreve dönüşleri zafer olarak kutlaması manidar değil midir?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.