1. YAZARLAR

  2. Şahin Ali Şen

  3. Daldan düşenin yabancı dil öğrenme kılavuzu
Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen
Yazarın Tüm Yazıları >

Daldan düşenin yabancı dil öğrenme kılavuzu

A+A-

Tecrübelerimiz göstermiştir ki, yabancı dil öğrenmek dünyaya açılan yeni bir kapı, yeni bir hayat demektir. Atalarımızın öğütlerinden de biliyoruz ki, bir lisan bir insan, iki lisan iki insandır.

2019 yılına kadar hayata geçirilecek reformları kapsayan Orta Vadeli Program’la eğitim alanında tekli eğitime geçiş, okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve 5. sınıfın yabancı dil ağırlıklı hale getirilmesi gibi temel reformların gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca bugünlerde eğitim müfredatında büyük bir değişiklik için yoğun çalışma var.

 Okuma, fen ve matematik alanında açıklanan, Türkiye’nin de sonlarda yer aldığı PİSA sonuçları, bu değişim ve dönüşümlere ne kadar ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Yabancı dil öğretiminde durumumuz daha kötü. Dünya genelindeki toplam 72 ülke arasında İngilizce yeterlilik düzeyi bakımından 51. sırada bulunuyoruz. Avrupa ülkeleri içindeki sıralamayı yazmak zoruma gidiyor, şunu bilmeliyiz ki çok düşük seviyedeyiz.

Bu çok düşük yeterlilik düzeyinden kurtulmak için yabancı dil öğretiminde köklü bir zihniyet ve program değişikliğine gitmemiz zorunluluktur. Tartışmamızın merkezinde 5. sınıfın yabancı dil ağırlıklı hale getirilmesinin yabancı dil öğrenme yetersizliğimizi aşmada çözüm olup olmayacağı yer alacaktır.

Eğitim-öğretimin genel sorunlarını yazarken erişim sorununun büyük oranda aşıldığını, buna karşın kalite sorununun devam ettiğini ve orta kalite tuzağını aşamadığımızın tespitini yapmıştım. Yabancı dil öğretiminde benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Yabancı dil öğretiminde de ders saati sorunu yok, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde AB ve OECD ortalamasını yakalamış durumundayız. Bu durumda sorun nedir derseniz; etkinlik ve verimlilik derim.

Peki, 5. sınıfın yabancı dil ağırlıklı hale getirilmesi, verimlilik sorununu aşmamızda tek başına yeterli olabilir mi? Cevap, hayır. Etkin, etkili ve verimli  tam öğrenmenin sağlanması için, nitelikli yabancı dil öğretmenlerinin rolü çok büyüktür. Öncelikle, yabancı dil öğretimi veren öğretmenlerimizin kalitesi yükseltilmelidir.  Yine çok yüksek sayıda yabancı dil öğretmeni açığı olduğunu biliyoruz, bu açık hızla kapatılmalıdır. Kendi öğrencilik yıllarımdan biliyorum, dersin işleniş tarzı ve yönteminde ciddi sıkıntılar var. Yabancı dil eğitimde yöntem ne olmalı, nasıl olmalı? Öğrencilere, doktora seviyesinde gramer bilgisi yüklüyoruz.  Bütün zamanları en detayına kadar anlatıyoruz. Ancak,  öğretilen yabancı dille basit bir anlatımı yapamıyoruz. Kendimizi anlatamıyoruz. Bir turist yer sorsa tarif edemiyoruz. İşin özü, 12 yılda hayatta kalma İngilizcesini bile öğretemiyoruz/öğrenemiyoruz. Bu vahim durum yabancı dil öğretimi programı ve müfredatını yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini de göstermektedir.

En sık yapılan şikayetlerden biri de yabancı dil öğretimi kitaplarının yetersizliğidir. Öğrencilerin ve velilerin bir kısmı konuların ağırlığından şikayet ediyor, bir kısmı da kitapların bizim kültürümüzü yansıtmadığından dert yanıyor. Her ikisi de dikkate alınması gereken eleştirilerdir. Dil bir kimliktir. Dolayısıyla her yabancı dilde bir kimliktir. Öğrenilen yabancı dilin kültürel zararlarından korunmanın yolu yabancı dil kitaplarının kendi öz değerlerimiz ışığında yazılmasıdır. Yabancı dil öğrenirken yabancı kültürlerin tesirinde kaldığımız yönündeki haklı direnci bu yolla aşabiliriz. Yabancı dil öğretimindeki diğer bir eksiklik materyal hazırlama ve teknoloji kullanma boyutuyla yetersiz kalmamızdır. Hepimiz biliyoruz ki, materyalle ve görselle anlatım, sözel anlatımdan kat be kat daha etkilidir. Hizmet içi eğitimlerle, yabancı dil öğretmenlerimize etkin öğretim yöntem ve tekniklerini öğretmeliyiz. Sınıf mevcutları da önemli; 40, 50, 60 kişilik sınıflarda eğitim yapılamayacağı gibi yabancı dil öğretimi de yapılamaz.

Ahmet Hamdi Tanpınar “Kendi dilini bilmeyen, başka dili öğrenemez” diyor. Bu tespit iki boyutuyla önemli. Birincisi, Türkçe’yi çok iyi bilmek yabancı dil öğretimine olumlu katkı yapacaktır. İkincisi, Türkçe’nin çok iyi bilinmesi yabancı dilin kültürel etkisinden de koruyacaktır. Gençlerimizin, kendilerini 100 ila 300 kelimeyle ifade ettiğini dikkate aldığımızda bu tespitin yerindeliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

5. sınıfın yabancı dil ağırlıklı hale getirilmesine  genel bir ilke olarak karşı olmakla birlikte, bu proje hayata geçirilecekse mutlaka program kapsamında Türkçe dersine geniş bir ağırlık verilmeli, fen bilimlerinin anası niteliğindeki matematik dersi de programda yer almalıdır. 5. sınıf bu sayede yabancı dil, Türkçe ve matematik üçlü saç ayağının üstüne oturtulmuş olup, yabancı dil hazırlık sınıfı değil, 6. sınıfa hazırlama programı olmuş olur. Bu aynı zamanda 1, 2, 3, 4 ile 6. sınıf arasındaki kopukluk ve boşluğu engeller.

Öğrencilerimizle ilgili boyutuna gelirsek; çocukların yabancı dil öğrenmelerinin geleceklerini olumlu etkileyeceğini, işgücü kalitelerini artacağını bilmeleri, dil öğrenme motivasyonlarını olumlu etkileyecektir. İşverenler, artık yabancı dil bilenleri tercih etmektedir. Türkiye’de yabancı sermayeli şirketlerin sayısı artıyor, bu yabancı dil bilenler için yeni fırsatlar demektir. Kariyer basamaklarında yükselmenin yollarından biri de yabancı dil bilmektir. Ayrıca yeni bir dilin yeni arkadaşlar demek olduğunun da farkında olmak dil öğrenme gayretimize olumlu katkı yapacaktır. En basitiyle ülkemize gelen bir yabancı misafirle konuşmak, ona yardımcı olmak bile değerli bir girişimdir. Yine yurtdışına çalışmaya gittiğimizde dil bilmenin kolaylaştırıcı fonksiyonu var. Kamu görevlilerinin yurtdışında görev almalarının önemli kriterlerinden biri dil bilmektir. Türkiye adına yurtdışı görevlerini hakkıyla yerine getirmelerinde dil bilmeleri büyük bir önem arz etmektedir.

 İşte burada kim ne kadar yabancı dil bilmeli? İşçi olarak, yurtdışına giden bir vatandaşımızla doktora yapmaya giden aynı ölçüde mi bilmeli? Tabi ki hayır. Master ve doktora yapanlar hangi alanda eğitim alacaklarsa o disiplinin kavramlarını öğrenmeli. Hukuk alanında kendini geliştirmek istiyorsa hukuk kavramlarında derinleşmeli, ekonomi alanında yol almak istiyorsa ekonomi kavramlarına odaklanmalı. Felsefe İngilizcesi, sosyoloji İngilizcesi, matematik İngilizcesi gibi.

Yabancı dil öğrenmede, merak-isteme-çaba zincirinin önemli olduğunu düşünüyorum. Dil öğrenmek isteyen kişi, meraklı olacak, istekli davranacak ve çaba gösterecek. Bir diğer nokta ise, dinleme-izleme-okuma-anlama-konuşma-yazma merkezli bir öğrenme süreci izlemektir. Yabancı dilde kitap okumak, makaleleri takip etmek, alt yazısız filmler izlemek, yabancı dilde tiyatro seyretmek, yabancı dilde yayın yapan gazete ve dergileri takip etmek,  farklı ülkelerden arkadaşlar edinerek sosyal medya üzerinden haberleşmek yabancı dil öğretiminde kalıcılığı artırabilir.

Bir Afrika atasözü, “İnsanların seni anlamasını istiyorsan onların dilini konuş” diyor. Tamamen İngilizce merkezli yabancı dil öğretiminin doğru olmadığını düşünüyorum. En azından dünyanın belli bölgelerinde etkili olan  Urduca, Farsça, Almanca, Fransızca, Malayca, Portekizce, Bengal dili, Arapça,  Rusça,  İspanyolca, Hintçe ve Mandarin(Çince) gibi yabancı dillerin öğretimine de gerekli önem verilmelidir.

Bu yazıyı Nasrettin Hoca’nın ‘eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar’ metaforu ışığında yorumlayın. Çünkü, bende 12 yıl İngilizce dersi almış, okuduğunu orta düşük düzeyde anlayabilen, ancak konuşamayan biriyim. Gençlere mesajım, ben pes etmedim, yabancı dil öğrenme sürecimi devam ettiriyorum. En azından ilmi kitaplar okuyabilmeyi çok istiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.