1. HABERLER

  2. MEMUR HABER

  3. Eğitim Bir-Sen'de Lider Olmak...
Eğitim Bir-Sen'de Lider Olmak...

Eğitim Bir-Sen'de Lider Olmak...

Eğitim Bir-Sen'de Lider Olmak, Yeni Dünyayı İnşaya Talip Olmaktır

A+A-

20. yüzyılın sonuna kadar, “Müslüman öldüren Haçlılar” ve “Müslüman’ın yaşaması için ölmeyi göze alan Müslümanlar” vardı. 21. yüzyılla birlikte “Müslüman öldürten haçlılar” ve “Müslüman öldürmeye odaklanmış Müslümanlar” var artık. Bu keskin dönüşümün en somut örneğini hemen yanı başımızda, Şanlıurfa/Suruç’a komşu Ayn’el Arab/Kobani’de yaşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Suruç’ta, Suriye’nin Ayn’el-Arab/Kobani ilçesini gören uygun noktalara konuşlanan basın mensuplarının kaydettiği bir görüntü, -bunu ifade etmek bir Müslüman için çok acı ama- neredeyse kanıksadığımız, ümmetin kanının ve gözyaşının sebil gibi aktığı görüntüler, derin manalar içeren gerçekten yürek parçalayıcı bir muhtevayı taşımaktaydı. ‘Allahu Ekber’ nidalarıyla birbirine saldıran Müslümanlar arasındaki çatışmalar ve bu çatışmalara binlerce kilometre öteden müdahil olan, zaman zaman da hakemlik rolü üstlenen ABD liderliğindeki emperyalist aklın varlığı, gelecek kuşaklara açıklamakta zorlanacağımız “utançlar” olarak önümüzde duruyor. Bu tablonun özeti, “birbirinin inşa ve ihya edicisi olması gereken Müslümanlar”, emperyalist tahakkümün altında “birbirlerinin imha edicisi olmaya” zorlandılar.

 

Ben, sadece Ayn’el Arab/Kobani’de değil, Afganistan’dan Libya’ya, Suriye’den Arakan’a, Filistin’den Güney Afrika’ya İslam coğrafyalarından yükselen alevler, toz bulutları ve hedef gözetmeyen kan dökücü silahların sesleri arasında yükselen ölüm çığlıklarına, ölümler arkasından seslendirilen ağıtlara, “mahzun Müslüman” dayatmasına son vermenin en önemli ve öncelikli sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. “Büyük Memur-Sen ailesine” ve “Güçlü sendika Eğitim-Bir-Sen”e mensup olmak, hepsinden öte “Yeniden Büyük Türkiye” ideali bunu gerektirir.

 

Yaratılış gayesini unutmuş, aralarındaki ilişkinin ölçütlerini yitirmiş, makul aklı yitiren, nefsin ve şeytanın vesveselerine kapılarak birbirine düşmüş Müslümanların varlığı gün gibi ortada iken, bütün yenilgilerimizi “dış güçlerin oyunu”, “emperyalist sömürü” ya da “Siyonist saldırı” retorikleriyle açıklama kolaycılığından vazgeçmeliyiz. Öncelikle, “Kandırılmaya müsait Müslümanlar” ya da bizim medeniyetimizin söylemiyle “Gafil Müslümanlar” gerçeğinde, herkesten ve her şeyden önce esasen bizim/bütün Müslümanların asli iştirakçi olduğunu itiraf etmeliyiz. Emperyalist, Siyonist ya da küresel şebekenin, Müslümanların birbirinin kanını dökmesini, dünya üzerinde sistematik biçimde sadece Müslüman kanı dökülmesini zevkle izlediği loca, izzetten zillete sürüklenişimizin eseridir.

 

Amerika Birleşik Devletleri, yalnızca 10 bin kilometreden fazla bir mesafeden Irak ve Suriye’deki Müslümanların meselelerine müdahil olmuyor; Libya’ya, Mısır’a, Afganistan’a nizam veriyor. İslam coğrafyasını bombalıyor, adeta Müslümanların arazilerini parselliyor, ümmetin kaynaklarını sömürüyor, canını, malını, ırzını pâyimâl ediyor; biz de yüz yıldır bu ve buna benzer manzaraları kanlı gözyaşlarımızı içimize akıtarak seyrediyoruz. Yüz yıldır, İslam dünyasında Üstad Necip Fazıl’ın “İpi kopan tesbihim/Dağılmış tane tane/Acı ama teşbihim/Hani nerde imame” dörtlüğünde beliğ bir biçimde ifade ettiği acı manzarayı; dağılmışlığı, parçalanmışlığı, izzet ve itibardan düşmüşlüğü yaşıyoruz. Aslında “Mahzun Müslüman”, dünün, bugünün değil, yüz yıldır ortaya konan bu acı manzaranın merkezindeki öznedir.

 

Müslümanların, kendi aralarındaki meselelerinde dahi Müslüman kardeşleri hakem olamamaktadır. Müslümanların, dünya üzerinde zulme uğrayanın zulümden kurtulmasına vesile olacak ya da haklı bir davası bulunanın hakkının teslimine arka çıkacak bir gücü ve teşkilatı bulunmamaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı “çaresizlik” bahanesini dillendiren açıklamalar dışında bir işlev görmüyor. Halkı Müslüman ülkeler, Birleşmiş Milletler’de dolgu malzemesi olmak dışında bir işleve sahip değil. Birleşmiş Milletler’den Müslüman bir ülke lehine karar çıkmamaktadır. Evet, “Dünya Beşten Büyüktür.” Birleşmiş Milletler’in antidemokratik yapısına “Dünya Beşten Büyüktür” diyerek eleştiride bulunuyoruz ama demokrasi havarilerinin tesis ettiği antidemokratik yapıyı değiştirmek güç işidir, dünyanın beşten büyük olduğunu ifade etmek yetmez, kabul ettirmek gerekiyor. BM’nin karar alma süreçlerindeki adaletsiz yapı, IMF ve Dünya Bankası’nda da kendini tekrar ediyor fakat sonuç değişmiyor. Müslümanlarda bu adaletsiz yapıları, işleyişi değiştirecek gücün temerküz etmemesi için ellerinden geleni yapanların kimler olduğunu, elinden geleni bile yapmayanların kimler olduğunu ifade etmeye gerek yok. Sorun da, çözüm de net. Müslümanlar, Müslüman ülkeler, kendilerini ifade edecek, dünyanın akışına etki edecek birlikteliği, örgütlenmeyi, yapı ve işleyiş değişikliklerini ortak bir akılla ve müşterek bir zeminde hayata geçirmek zorundadır. Elbette bugünün güç dengelerinin kurucuları buna izin vermeyecekler, mevcut yapının değişmemesi için kendi oyunlarını sergileyecekler. Filistin’de yaşanan, Arakan’da sahnelenen, Afganistan’da devam ettirilen süreçler bunun parçasıdır. Bu kapsamda, Türkiye’nin başına örülmeye çalışılan çoraplar da -gezi olayları, 17-25 Aralık darbe girişimi, 6-7 Ekim kalkışması vs.- bu cümledendir. Ancak, bu tür tuzaklara, operasyonlara geçit vermeden Müslümanların da söz sahibi olduğu yeni bir güç dengesini dünyada hâkim kılmalıyız.

 

Müslümanlara bilgi, hikmet, irfan, izzet hassasiyeti son olarak Anadolu coğrafyasında kaybettirilmiştir. Yeniden diriliş inşallah Anadolu coğrafyasında gerçekleşecektir. Bu diriliş, bu zamanda, bu coğrafyada yaşayan Müslümanların emek ve gayretleriyle, Allah’ın izni ve yardımıyla gerçekleşecek bir diriliştir. Çünkü “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” Durumu kavramak, teşhis etmek yeterli değildir; harekete geçmek, pratize etmek, layık olmak, hak etmek gerekmektedir. Silkinmek, kendimize gelmek, özümüze dönmek, virüslerimizden arınmak, yerli değerlerle güçlenmek, çalışmak, çok çalışmak durumundayız. Burada öncülük etmek bizlere; durumun farkında olanlara, bütün operasyonlara rağmen özündeki cevheri yitirmeyenlere düşüyor. Eğitim-Bir-Sen’in misyonu, ‘Yeniden Büyük Türkiye’nin inşasına öncülük etmek, mazlum Müslümanların zulümden kurtulmalarına yönelik güçlü adımların atılmasına dayanak teşkil edecek güçlü ve müreffeh bir toplum yapısı oluşturmaktır.

 

Eğitim-Bir-Sen, bu büyük misyonu üstlenen ve bunun gerektirdiği vizyondan beslenen dinamik bir organizmadır. Eğitim çalışanlarının, kamu çalışanlarının, işçisi, memuru, çiftçisi, esnafı, işsizi; bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, İslam âleminin ve topyekûn insanlığın refah ve mutluluğu, hatta hayvanat ve nebatatın korunması ve lüzumunca sarf edilmesi gibi ulvi amaçlarla yola çıkan Eğitim-Bir-Sen’in bu amaçlarını gerçekleştirecek olanlar, bu canlı organizmayı meydana getiren Eğitim-Bir-Sen mensuplarıdır. Bu amaçlar doğrultusunda en çok yorulan, en büyük fedakârlıklarda bulunan, başkaları için kendisini tüketen ama hedefe ilerlemede bir an bile gevşeklik göstermeden ilerleyenler, Eğitim-Bir-Sen teşkilatlarında görev alan yöneticilerimizdir. Eğitim-Bir-Sen’in amaçları doğrultusunda bugün ulaştığı noktada en çok emeği ve hakkı olanlar, bu fedakâr kardeşlerimizdir.

 

Eğitim-Bir-Sen, Eylül ayında Türkiye genelinde bir demokrasi şöleni şeklinde gerçekleşen seçimlerle önce işyeri temsilcilerini, sonra da ilçe temsilcilik yönetim kurullarını ve şube delegelerini belirledi. İşyeri temsilciliği, ilçe temsilciliği, şube delegeliği seçimlerinde oy kullanan üyelerimize, görev talebiyle önemli bir yükün altına girme cesaretini ortaya koyarak aday olan üyelerimize teşekkür ediyor, seçilerek teşkilat yükünün yanına kendisine oy verenlerin itimat yükünü de yüklenen yeni teşkilat mensuplarımıza görevlerinde başarılar diliyorum.

Kasım ayında şube genel kurullarımızı gerçekleştireceğiz. Şube genel kurullarımızın da büyük bir olgunlukla, Eğitim-Bir-Sen’in büyüklüğüne ve misyonuna uygun biçimde gerçekleştirileceğine inanıyorum. Eğitim-Bir-Sen, canlı organizmanın dinamizmini sağlamak hedefiyle, aynı görevde en çok üç dönem görev alabilme şartı getirmiştir. Bu kural, işyeri temsilciliği için de, genel başkanlık için de geçerlidir. Eğitim-Bir-Sen, her türlü vesayete, oligarşiye, demokrasinin ve millet iradesinin sınırlandırılmasına her platformda karşı durmuş bir teşkilattır. Kendi bünyesinde de, makamların geçiciliğini tespitle yetinmemiş, kurala dönüştürmüştür.

 

Bugüne kadar Eğitim-Bir-Sen teşkilatlarında görev almış ve yeni dönemde gerek üç dönem kuralı, gerek kendi arzusu, gerekse demokratik işleyiş dolayısıyla görev almayan/almayacak olan kardeşlerime hizmetlerinden dolayı şimdiden şükranlarımı sunuyorum. Eğitim-Bir-Sen, onların emekleriyle bugünlere gelmiştir. Yeni ve yeniden görev alan/alacak kardeşlerimi tebrik ediyorum. Daha çok çalışmak, daha fazla fedakârlıkta bulunmak durumundayız. Nefsinizi kabartacak bir unvan değil, daha fazla yorulacağınız bir yükümlülük sahibi olduğunuzu/olacağınızı unutmayın.

 

Önümüzdeki dört yıllık dönemde Eğitim-Bir-Sen’e yön verecek lider kadro ve teşkilattaki görevlerinden ayrılan kardeşlerimiz şunu da iyi bilmelidirler: Elbette bugün dünya ölçeğinde “büyük fotoğraf, “Mahzun Müslüman fotoğrafıdır ve bu değişmelidir. Değiştirecek olan da hep birlikte biziz. Bu irade, bu kararlılık ve birliktelik Eğitim-Bir-Sen’de, Eğitim-Bir-Sen’in liderlerinde var. Dünyanın “Müslümanlar için ölüm gezegeni” olmasına son vermeye, hakikatin değişmez ölçüleri rehberliğinde adil ve barış eksenli yeni bir dünya kurmaya talip olduğumuzu unutmadan yol alacağız, dünyayı yeniden inşa etmek için yol bulacağız. Biz, “Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü” ya da “eğitim hizmet kolunda yetkili sendika” sıfatlarının çok ötesinde “İnsanı esas alan hakikat değerlerini ihya” ve “Müslümanların karar mekanizmalarında asli özne olduğu yeni bir dünyayı inşa” hedeflerini donanmış soylu mücadelenin öncü topluluğuyuz. Tam da bu yüzden soylu mücadeleye mensubiyetle yetinemeyiz, soylu mücadelenin zaferle taçlanmasını sağlayacak aşkın mesuliyetini de yüklenmeliyiz.

 

“Mahzun Müslüman” fotoğrafını değiştirme mesuliyetini gerçek manada idrak ettiğimizde, gözümüzde büyüttüğümüz pek çok konunun teferruattan ibaret kaldığı görülecektir. 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.