1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Mustafa Kır'dan ODTÜ'de namaz tartışmasına çözüm önerisi
Mustafa Kır'dan ODTÜ'de namaz tartışmasına çözüm önerisi

Mustafa Kır'dan ODTÜ'de namaz tartışmasına çözüm önerisi

Son günlerde ODTÜ yerleşkesinde açık alanda namaz kılan ODTÜ'lü bazı öğrencilere, bazı karşıt öğrencilerin saldırısı kamu gündemini meşgul etmektedir.

A+A-

            MEMUR-SEN ANKARA İL BAŞKANI MUSTAFA KIR'DAN: ÖDTÜ'TE AÇIK ALANDA KILINAN  NAMAZ TARTŞMASINA ÇÖZÜM ÖNERİSİ"

ODTÜ'de açık alanda kılınan namaz tartışmasına çözüm önerisi

            Son günlerde ODTÜ yerleşkesinde açık alanda namaz kılan ODTÜ'lü bazı öğrencilere, bazı karşıt öğrencilerin saldırısı kamu gündemini meşgul etmektedir. 

            Bizim ülkemizde tartışmalar ne hikmetse sebepler dikkate alınmadan   sonuçlar  üzerinden yürütülmektedir. Namaz kılan öğrenciler neden açık alanda namaz kılmışlardır?  Sorusunun cevabına karşıt öğrenciler açısından yaklaşacak olursak, bu bir meydan okumadır. Öteden  beri konumu,  durumu herkesçe malum bir üniversitenin yerleşkesinde  açık alanda topluca namaz kılmak açıkça bir güç gösterisidir. 

            Açık alanda namaz kılan öğrenciler açısından ise, doğrudan doğruya temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bir hakkın ifasıdır.Çünkü Evrensel belgeler olan BM evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 18. ve 26. BM Kişisel ve siyasal haklara ilişkin Uluslar arası Sözleşme, BM Din yada İnanca Dayalı her türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması, Madde 2, BM Kadınların Siyasal haklarına İlişkin Sözleşme Madde 3. Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi Madde 9,  Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi Ek 1 No’lu protokolün 2. maddesi incelendiğinde herkesin düşünce, vicdan ve inanma özgürlüğüne sahip olduğu, herkesin tek,  tek ya da toplu olarak inancını tapınma uygulama, öğrenme, öğretme açığa vurma, açıklama yada kapalı biçimde ortaya koyma, özgürlüğüne sahip olduğu yine konuyla ilgili T.C Anayasası metinlerinde de Madde 13: Anayasa tarafından güvence altına alınan hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabileceği Madde 10: Herkes dil, ırk, renk, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit sayılacağı, Madde 17: Herkes yaşama Maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına ve  Madde 24:Herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu açıkça ifade edilmiştir.

             Bilindiği üzere namaz İslam'ın  5 temel esaslarından birisidir. İslam'ın temel esaslarından olan Hac ibadeti Kabe'de yapılır yeri ve zamanı bellidir. Kelime-i şahadet, Oruç ve zekat ibadetlerinin ifası için her hangi bir mekana ihtiyaç duyulmaz. Ancak namaz  ibadetine gelince açık veya kapalı alanda  bireysel veya topluca ifa edilen bir ibadettir. Şimdi soruyorum  ODTÜ veya başka üniversitelerde veya bu üniversitelere bağlı fakültelerde veya devlet kurumlarında  namaz kılınacak bir mekan mevcut  değil ise kendisini namaz kılmakla mükellef sayan öğrencilerin dışarıda namaz kılmalarından daha tabi ne olabilir?

            Tabi olmayan şey nedir biliyor musunuz?  Halkının % 99 u Müslüman olan bir ülkede insanlarının temel hak ve hürriyetlerinden olan inanma ve inandığı gibi yaşama hakkının yok sayılmasıdır. Bu kısıtlama sadece ODTÜ ye has bir sorun değildir. Halen bir çok üniversitemizde ve fakültelerimizde yaşanmaktadır. Bu çocuklar dışarıda namaz kılmasalardı ve bunlara karşıt öğrenciler müdahale etmeselerdi bu sorun sessizce devam yaşanıp gidecekti.             Öğrencilerin namaz kılınacak mekan   sorunun çözülmesi için dekanların kapaısını aşındırdıklarını biliyorum. Öğrencilerin talepleri Dekanlar tarafından rektörlere,rektörler YÖK'e havale etmekte YÖK ise bu sorunun kendiliğinden çözülmesi için sessizliği tercih etmektedir.

            Kapını kilitli tut,hırsızı günaha sokma!

            Anadolu da bir tabir vardır."Kapını kilitli tut,hırsızı günaha sokma." 1.Dünya savaşında itilaf devletleriyle birlikte girdiği savaşta esir düşen Müslümanlar için Almanya Hükümetinin  Müslüman esirlerin ibadetlerini yapabilmeleri için esir  kampına "Kubbetüssahra" mimarisinde ve minareli bir cami yaptırdığı Mehmet Akif'in Berlin hatıralarında ifade edilmektedir. Avrupa ülkelerinde bırakın resmi kurumları,okulları ve üniversiteleri çocuk hastanelerinde bile kiliselerin  mevcut olduğu bilinmektedir.

             Bizim ülkemizde on yıllarca din karşıtlığı olarak tanımlanan laikliğin arkasına gizlenilip  bu milletin çocukları gavur muamelesine tutulmuşlardır. Binlerce öğrencinin öğrenim gördüğü her türlü sorunları incelikle düşünülürken hiç kimsenin aklına bu çocuklar Müslüman çocuklarıdır. İbadet ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklar sorusu akla getirilmemiştir. Şimdi bunun hesabı verilmesi gerekirken neden dışarıda namaz kıldılar? Neden Namaz kılan öğrencilere karşı çıktılar? Tartışmasını yapmak en hafif tabiriyle aymazlıktır.

             Sorumlular hesap soramazlar,hesap verirler

             Siz Üniversitelerin belirli alanlarına cami yaptınız da, fakültelerin altına mescid açtınız da bu öğrenciler namaz için açık alanı mı tercih ettiler?  Kimse namaz kılan öğrencilere saldırıya geçen öğrencileri kamuoyunun önüne atarak  kendi sorumluluklarını gizleyemez.  Bu gün sorumluların hesap   sorma değil, hesap verme günüdür. Sorumlu başta YÖK' tür.İkinci olarak rektörlüklerdir. Üçüncü olarak ise dekanlıklardır. Son sırada karşıt öğrenciler gelmektedir.

            Namaz kılanlara saldıran öğrenciler tarihi bir fırsatı kaçırdılar.

            Hemen şunu ifade etmek isterim ki namaz kılanlara  saldıran ODTÜ'lü öğrenciler tarihi bir fırsatı kaçırdılar. Saldırı yerine  "neden bu öğrencilere ibadet için yer göstermeyip, onları açık alanda namaz kılmaya mecbur bırakıyorsunuz? Diye rektörlüğe yürüselerdi  tarihin altın sayfalarına  övgüyle  anılabilecekleri  bir not düşülebilirdi.

            konumuza ışık tutacak bir olayı nakletmek istiyorum.Yıl 1994 Yer Sudan.Büyük bir kuraklık sebebiyle Sudan da insanlar,hayvanlar kuraklıktan telef oluyor.Güneşten kemikleri pişmişmiş Sudanlı küçük siyahi bir kız bir kaç km ötedeki BM.İnsani Yardım kampına gitmeye çalışıyor. Ancak açlıktan adım atacak hali kalmamış,başını öne eğmiş yere kapaklanmış secde vaziyetinde duruyor. Bira ötesinde bir akbaba kız çocuğunu yemek için sabırsızlıkla fırsat kolluyor. Bu manzarayı Keven Carter adında  Amerikalı bir gazeteci görüyor. kızın yanına yaklaşıyor. kızı kucağına alıp kurtarma yerine avını yakalamış bir aslan çevikliği ile  fotoğraf makinesini kapıyor ve o anı görüntülüyor. Fotoğrafı bütün dünya ile paylaşıyor. Bu fotoğraf sayesinde  hayalindeki Pulitzer ödülünün sahibi oluyor. Dünya bu ilginç fotoğrafı konuşuyor. Kızın  son durumunun ne olduğunu,kızı kurtarıp kurtarmadığını soranlara Keven Carter'in verdiği cevap en az fotoğraf kadar ilginçtir. "Çocuğu kurtarmadım. Çünkü Ben orada bir yardım görevlisi olarak değil, bir gazeteci olarak bulunuyordum. Çocuğun son durumunu da bilmiyorum." 1994 yılında çekilen bu fotoğraf  Afrika'daki açlığın simgesi oluyor. Bir çok insan bu fotoğraf sayesinde açlıktan kurtuluyor. Ancak Keven Carter vicdanını kurtaramıyor. Akbabanın önündeki kız çocuğunun son halini düşündükçe, yaptığı bu davranış ile kendini normal insanlara yabancılaşmış hissediyor. 1994 yılının Haziran ayının sonunda boğazına bahçe sulama hortumunu düğümlüyor, araba eksozuna bağlayarak  intihar yolunu seçiyor.

            Bu karşıtlık soruna kökten çözüm getirebilir.

            Temenni ediyoruz ki bu öğrenciler yaptıkları bu yanlış davranışın farkına varsınlar. Temenni ediyoruz ki tıpkı Keven Carter olayının Afrika'daki açlık sorununa çözüm getirdiği gibi bu olayda üniversitelerimizdeki mescid  sorununa çözüm getirmiş olsu.

            Şimdi asıl konuya dönecek olursak, bilindiği üzere  1960 Darbesi,71 Muhtırası, yine 12 Eylül  darbesi ve 28 Şubat Post Modern darbesi bir insan için yaşama hakkı kadar kutsal sayılan Temel Hak ve özgürlüklerimizi silip süpürmüştür. 

             Bilindiği üzere 28 Şubat sürecini müteakiben. İmam-Hatip Liselerinin orta kısımları ve   Kur'an Kurslarımız kapatılmıştır.Kuran öğrenimine yaş sınırlaması getirilmiştir.Başata İmam-Hatipler olmak üzere Meslek liselerine girişlerde katsayı adaletsizliği uygulanmıştır. İrtica paranoyasıyla binlerce kişi meslekten atılmış. On binlerce kız öğrencimiz ya okulunu terk etmiş ya da yurt dışında öğrenime mecbur bırakılmıştır.

 

    Gençlerimiz Mescid açarım,açtırmam gibi çağdışı bir tartışmanın içine itilmemelidir.

             Geçen süreç içerisinde Kur'an öğrenimine yaş sınırlaması kaldırılmış,İmam-Hatiplerin orta kısımları yeniden açılmış, Başörtüsü yasağına ve katsayı adaletsizliğine son verilmiştir. 28 Şubat Mağdurlarının hakları iade edilmiş hatta  Orta okul ve liselere seçmeli K.Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler gibi dersler seçmeli olarak konulmuştur. Baskıcı YÖK, Rektörler, dekanlar değiştirilmiş ancak üniversitelerde bir kısım baskı ve dayatmalara hala direnen rektörler,dekanlar mevcuttur.

            Geldiğimiz noktada onu bunu suçlama yerine  Temel Hak ve hürriyetler sorunu bir devlet sorunu olarak ele alınmalı, YÖK sorunu, Üniversiteler sorunu veya kurumlar sorunu olmaktan çıkarılmalıdır. Yeni inşa edilen ve edilecek okulların,kurumları,Üniversitelerin fakülte veya yüksek okulların projeleri üzerinde kızlar ve erkekler için  bizzat mescid veya ibadethane olarak yeri belirlenmelidir. Böylelikle namaz kılacak kişiler veya namaz kılmayanlar burada bir ibadethanenin varlığını okula ilk geldiklerinde görmelidirler.Gençlerimiz Mescid açarım,açtırmam gibi çağdışı bir tartışmanın içine itilmemelidir.

            Üniversitelerimiz demokratik,sosyal,ekonomik,kültürel açıdan bir ülkenin  ufkunu açan  geleceğine yön veren akademik kurumlar olması gerekirken,  statükonun  ağından kendilerinin hala kurtaramamışlardır.Üniversitelerdeki baskıcı yapı sebebiyle hala Rektör dekan YÖK'ten izinsiz olarak çöp oynatmak istememektedir.

              YÖK Fakültelerin uygun yerlerine mescit açılması için talimat vermelidir.

             YÖK bir genelge ile üniversite yerleşkelerinin içinde genel estetiğe uygun, ihtiyaca cevap verecek  camilerin yapılmasını teşvik etmeli,fakültelerin uygun yerlerine vakit namazlarının ifa edilebileceği  mescitlerin açılması için talimat verilmelidir.

            Nitekim 2012 yılında  Ankara Üniversitesi Gölbaşı yerleşkesinde 148 öğrencinin    mescid bulunmadığı için namazlarını kılamadıkları, çevredeki camilere gittiklerinde derse geç kaldıkları bu nedenle bazen derse alınmadıkları, namazlarını açık mekânlarda veya dersliklerde kılmak istediklerinde  güvenlik görevlilerince taciz edildikleri gerekçesiyle Dekanlıklara başvuruda bulunmuşlardı. Dekanlar topu rektörlüğe atmışlar,  dönemin rektörü ise   "Burası şehir üniversitesidir. ‘Yerleşke içinde namaz kılınacak bir mekâna ihtiyaç yoktur. Mescid açılabilmesi için de yapılabilecek bir işlem yoktur." diyerek talepleri geri çevirmişti.  Yapılan mücadele sonucunda aynı yerleşkede ihtiyaca cevap verecek bir mescidin açılması sağlanmış şimdi öğrenciler her hangi bir baskı ve dayatmaya maruz kalmadan ibadetlerini rahatlıkla yerine getirebilmektedirler. Ancak aynı üniversitenin başka fakültelerinde benzer sorunların yaşandığı duyumlarımız arasındadır.

            Yiğitlik öğrencileri bu işe alet etmeden tıpkı sigara içme mekanları,çeşitli spor alanları,yüzme havuzları,eğlence yerlerine duyulan ihtiyaç gibi namaz kılınacak bir mekanın gösterilmesindedir.
                                                                                Mustafa KIR

                                                             Memur-Sen Ankara İl Başkanı
 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.