1. YAZARLAR

  2. Şahin Ali Şen

  3. PISA, TIMSS, PIAAC Sonuçları Ve Kendimizi Bilmek
Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen
Yazarın Tüm Yazıları >

PISA, TIMSS, PIAAC Sonuçları Ve Kendimizi Bilmek

A+A-

Eğitim-öğretimde, sitem kurmak, model oluşturmak, ilerleme kaydetmek için doğru ve sağlıklı ölçme-değerlendirme yapmak önemlidir. Okullarda şiddetin artması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı, 5 T formülü geliştirmişti: Tespit, Teşhis, Tedavi, Takip ve Tekmil.  Eğitim-öğretim sisteminin sorunlarıyla ilgili gerçekçi tespitler yapabilmek, sağlıklı teşhisler koyabilmek ve sonuç alıcı tedaviler uygulayabilmek için elimizde sağlam verilerin olması gerekmektedir.

Bu ölçme ve değerlendirmeyi kimin yaptığının bir önemi var mıdır? Araştırmaya yapan kuruluşların yerli veya yabancı olması sonuç açısından bir önem taşıyor mu? Bunu niye soruyorum? Bugünlerde PISA, TIMSS ve PIAAC sonuçları tartışılıyor. Bu üç uluslararası kuruluşun ölçümlerine göre, öğrencilerimizin matematik, fen ve okuma okuryazarlığı istenen düzeyde değil. AB ve OECD ülkeleri arasındaki sıralamada parlak bir yerde değiliz.

Malum, MOODY’S FITCH, STANDART POOR’S uluslararası derecelendirme kuruluşları da ülkelerin ekonomik gidişatıyla ilgili notlar verir. Bu kuruluşlar zaman zaman duygusal ve siyasal kararlar verebiliyor. PISA, TIMSS ve PIAAC’ın değerlendirmelerini  kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarıyla karşılaştırmak doğru olmaz. Uluslararası eğitim kuruluşlarının, araştırma ve kararlarında siyasi davranma ihtimali daha düşüktür. Bu kuruluşların değerlendirmeleri kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına oranla daha sınırlı ve kısıtlı siyasi sonuçlar doğurmaktadır.

Uluslararası kuruluşların ölçme ve değerlendirmelerini bir kenara bırakalım. Biz kendimizi biliyor muyuz? Eksikliklerimizi ne kadar tanıyoruz? Bu eksikliklerimize yönelik çözümlerimiz var mı, bu çözümleri zamanında hayata geçirebiliyor muyuz? Önemli olan bu sorulara cevap vermek sanırım. PISA, TIMSS ve PIAAC’ın değerlendirme sonuçları sadece gözümüzden kaçan detay bir nokta varsa, onları görmemize katkı yapabilir.

Önemli olan ‘kendimizi bilmek’ dedim. Öyleyse gelin, eğitim sistemimize geniş açıyla bakalım. Eğitime erişim ve katılımda önemli iyileşme var. Derslik ve şube sayısında ciddi artışlar var. Gayri Safi Milli Hasıla içinde eğitimin payı sürekli yükseliyor. Eğitim materyalleri ve teknolojisinde olumlu gelişmeler var. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısında azalma var. Bu gelişmeleri arttırabiliriz.

Bu olumlu gelişme ve değişmeler eksikliklerimiz olmadığı anlamına gelmez. Gayri Safi Milli Hasıla içindeki eğitimin payı artıyor, ancak bu kaynakların verimli kullanıldığı tam olarak söylenemez. Öğrenci başına harcamanın halen yetersiz olduğunu biliyoruz. Eski model müfredatla eğitim-öğretimi sürdürdüğümüzün farkındayız. Öğrencilerin öğrenme kararlığının istenen düzeyde olmadığı, devamsızlıklarının yüksek olduğunun bilincindeyiz. Öğretmenlerimizin öğretme kararlığı ile devamsızlıkları hangi durumda, bu mevzuyu öğretmenlerimizin taktirine bırakıyorum. Dört öğrenciden birinin açık lisede okuduğunu ve bu oranın çok yüksek olduğunu biliyoruz.

Son yıllarda öğretmen atamasında gözle görülür artışlar kaydedildi. Ancak, bölgelere göre öğretmen dağılımında adaletsizlikler sürüyor. Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’nun ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler mutlaka üretilmelidir.  Bu iki bölgemiz sadece öğretmen açığı noktasında değil eğitimin hemen hemen tüm alanlarında dezavantajlı konumda. Bu bölgelerimizin sorunları, özel ilgi ve odaklanmayı bekliyor.

Tam bu noktada, bir tespit yapmak gerekirse; eğitim sistemimizde genişleme ve yaygınlaşma noktasında olumlu gelişmeler kaydedildiği açık. Buna karşılık ülkemizin en önemli sosyal yapılarından olan eğitim-öğretim kurumlarının toplumun ihtiyaçlarını tam olarak karşıladığı, eğitimde derinleşmenin sağlandığı, kalitenin yükseldiği, hayatla ilişkisinin güçlendiği söylenemez. Eğitimde orta kalite tuzağından çıktığımız, yüksek kaliteye yakaladığımız sonucuna varabilmek için daha çok çalışmamız gerektiği ortada duruyor.

Eğitim sisteminde, en büyük çıktı, öğrencinin okuryazarlıkta geldiği noktadır. Öğrencilerimiz, ezberliyor, biliyor, ancak neyi bildiğini, neyi nerede kullanacağını bilmiyor. Kabul etmek gerekir ki, toplum olarak düşünce tembeliyiz. Hazır bilgiyi seviyoruz. Hazır ödevi seviyoruz. Bilgiye alın teri dökerek ulaşmak istemiyoruz.

Bu eksikliğimizi gidermek için, öğrencilere, bütüncül bakabilmeyi, bilgiden bilgi üretmeyi, analitik düşünmeyi, analiz yapabilmeyi, beceri geliştirebilmeyi öğretmemiz gerekir. Gelenek ve tecrübeleri önemsiyorum. Ancak, standart yaklaşımlardan vazgeçmeliyiz. Standart yaklaşımlar, bizi ortalama insan olmaktan öteye götüremez. Artık ortalama insan olmak yerine, yüksek nitelikli insan olmaya evrilmeliyiz. Bunu başarmak içinde düşünce tembelliğini yenerek yenilikçi bir akılla üretken olmalıyız.

PISA, TIMSS ve PIAAC sonuçlarına bakarak eğitimde büyük kriz var algısı üretmek yanlış ancak bu kuruluşların değerlendirmelerini yok saymakta doğru bir yaklaşım olmaz. Bu kuruluşların araştırmalarında yararlanacağımız tespitler  ve çözüm önerileri varsa alalım. Ancak, asıl olan kendimiz olmak, kendi çözümlerimizi hayata sokmaktır. Çünkü biz eksikliklerimizi de, çözümlerini de biliyoruz. Bu çözümleri hayata geçirecek kadrolarımız da var. Yeter ki, ehliyet ve liyakat ölçülerine dikkat ederek insan kaynaklarımızı en uygun şekilde değerlendirelim.

Sonuç olarak, hepimiz biliyoruz ki, çözümler var, çıkış yolları çok. Bu çıkışın ana yolu değerler eksenli yenilikçi ve önleyici eğitime odaklanmaktır. Bu düşünceyle eğitim yöneticilerimize ve eğitim çalışanlarımıza biraz daha gayret diyorum. İyi çalışmalar…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.