Abdurrahman Sorgun

Abdurrahman Sorgun

Abdurrahman Sorgun
Yazarın Tüm Yazıları >

Yorumlu-Yorum

A+A-

Hayatta kazanmanın iki yolu vardır. Kolay kazanılan ve zor kazanılan.  Bu durum her yerde ve her zaman geçerlidir. Bulundukları yere kolayca erişen insanlar bulundukları yerin kıymetini pek bilmezler. Çünkü birilerinin vesilesiyle kolayca gelirler oraya, hiçbir bedel ödemeksizin. Oysa sıfırdan başlayıp kendi ayakları üzerine basa basa, zorluklara göğüs gererek ve sabrederek adım adım yükselen insanın başarısı daha kalıcı ve daha sağlam değil midir?

Bir rivayete göre Vehbi Koç ile oğlu her gün aynı restoranda yemeğini yer, eş ve dostlarını aynı mekânda ağırlarlarmış. Tabi Vehbi Koç ve oğlu Rahmi Koç’un dostları yemeğe ya da toplantılara geldiklerinde bütün çalışanlar alarma geçer, hizmette kusur olmaması için herkes tüm gücüyle çalışır, konukları ağırlarmış. Garsonlar Vehbi Koç’tan fazla bahşiş almak için adeta birbirleriyle yarışır, hizmette kusur olmaması için özen gösterirlermiş. Fakat Vehbi Koç’un verdiği bahşişler garsonlara az geliyormuş ve oğlu Rahmi Koç babası görmeden garsonlara bir miktar daha bahşiş vererek onların gönlünü alıyormuş. Bu hep böyle devam etmiş.

Bir gün Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç ile yemek yerken iki garsonun konuşmasına şahit olur. Garson diğer arkadaşına soruyor:

-Sence hangisi daha zengin, baba Vehbi Koç mu? Yoksa oğul Rahmi Koç mu? Arkadaşı:

En çok bahşişi Rahmi Koç veriyor oğlu daha zengin galiba diye konuşurken, Vehbi Koç garsonları masasına çağırır.

-Gelin ben size merak ettiğiniz sorunun cevabını vereyim deyince garsonlar utanç içinde, yanakları kızarır. Vehbi Koç oğlu için şöyle der:

-Tabi ki o daha fazla bahşiş verecek, çünkü onun babası Vehbi Koç, benim babam ise bir bakkaldı.

Zor kazananlar zor harcarlar. Kolay kazananlar ise kolay harcarlar. Bu durum siyasette de böyledir. Temelden başlayıp davası uğruna zorlukları görerek adım adım yükselip başarıya ulaşan siyasetçi ile birilerinin desteğiyle hazırca makam kazanan siyasetçi elbette hikâyede anlattığım örnek gibidir. Makamını kolayca kazanan siyasetçi de hunharca sözler savurur, vaatler verir.

Halen Türkiye Cumhuriyeti'ni Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı sıfatıyla yöneten Tayyip Erdoğan ve Ana Muhalefet Partisi (CHP) Genel Başkanı olarak ülkeyi yönetmeye aday olan Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki farkın yorumunu size bırakıyorum. Arife tarif gerekmez.

         Neden 5 bin Ülkücü?

        image001-061.jpg

 MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli son zamanlardaki ve zor zamanlardaki çıkışlarıyla, konuşmalarıyla gerçekten takdire şayan bir duruşla milleti ve ülkesinin yanında olduğunu göstermekte. Geçenlerde Isparta'daki açılış töreninde kısa ve net mesajlar verdi Devlet Bey:

“Türkiye’ye karşı yönelen terör tehdidini görmezden gelmek bir tarafa, bu tehdidin daha da artması için uğraşanları iyi tanıyor ve biliyoruz.” diyen Bahçeli, “Bu nedenle bekamıza hep birlikte omuz vermeli, dayanışma ve kardeşlik ruhunu canlı tutmalıyız. Bir olmazsak, bizi ayıracaklar. Birlikte durmazsak, dalga dalga üzerimize gelecekler. Aynı gemideyiz, aynı siperdeyiz, aynı mevzideyiz, Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi varlık haklarını korkusuzca savunuyoruz. Konu vatandır. Konu devlettir. Konu millettir. İç çekişmelerle, sanal tartışmalarla, yapay anlaşmazlıklarla geçireceğimiz vakit yoktur, kalmamıştır. Bizim için önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben ilkesi geçerlidir. Türkiye terörizme karşı verdiği amansız mücadele dönemi içerisinde görünen ve kendisini gizli tutmaya çalışan çok sayıdaki düşmanla mücadele etmektedir. Bu mücadelede devletin de, hükümetin de elbette yanındayız, destekçisiyiz. Dost bildiklerimizden fayda yoktur. Aziz vatanımızı ne pahasına olursa olsun korumak mecburiyetindeyiz. Böylesi bir dönem içerisinde birbirimize kenetlenerek gerek siyasi gerekse toplumsal düzeyde bir ve beraber hareket etme faziletini göstermemiz zaruridir.”

Ayrıca Pazar gün MHP tarafından düzenlenen Kerkük mitinginde Devlet Bey'in verdiği mesajlar ayrıca takdire şayandı:

  • Irak anayasasına göre tartışmalı olan bölgelerde sandık kuruldu.

Kerkük dayatma ve tehditle kirli referanduma dahil edildi.Barzani’nin

25 Eylül komplosu Sevr’i canlandırma teşebbüsüdür. Barzani yıllarca Türkmenlerin kanını dökmüştür. 25 Eylül korsanlığı kesinlikle yok hükmündedir. Türkmenler, Türkmeneli bütün tarihsel kimliği ile birlikte tasfiye edilecek, esaret altına girilecektir. Kerkük’ün geçmişi silinecektir. Buna izin vermeyiz. Buna onay veremeyiz.

  • İdlib’de yeni bir operasyon başlatılmıştır, darısı Afrin’in başına.
  • 81 Düzce’den hemen sonra 82 Kerkük, 83 Musul demenin hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır.
  • Biz Kerkük dedikçe birileri rahatsız olmaktadır. Onların rahatsızlığı bizim için memnuniyettir.
  • 5 bin ülkücü hazır demişsek karar verilmiş, söz ağızdan çıkmıştır. Boş konuşmuyoruz. Barzani’nin gönüllü ajanlarına tavsiyem kendi çamurlarında oynasınlar.

 

  Buradaki 5 bin ülkücü ifadesi ayrıca manidar. Çünkü sadece o anda bile salonda on binler vardı ve işaretiyle yüz binler gelebilirdi belki. Ama Devlet Bey ince bir mesaj verdi bence . Devletin can damarlarının içinde olan kendini her an feda edebilecek ve özel eğitimli, donanımlı 5 Bin Ülkücü'den bahsetti sanki. Ne dersiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.