28 Şubat ve Düşündürdükleri

28 Şubat ve Düşündürdükleri

Bugün 28 Şubat… Her gelen gün hatıralarıyla, acı-tatlı yaşanmışlıklarıyla karşılıyor bizi değil mi?.

Şöyle dönüp yaşananlara bakıyorum da… 28 Şubat pek güzel hatıralar bırakmadı maalesef…

Ne acılar, hüzünler, psikolojik baskılar, hakaretler, yıldırma politikaları, haksızlıklar…

Mazide ne acılar var!. Hatırlamak bile elem veriyor.

***

Hakikaten neler gördük neler!.

Mesela…

Dini oluşumları toptancı bir mantıkla PKK’dan daha tehlikeli görenler vardı…

“Başörtüsü”ne ısrarla ve inatla “türban” yaftası vuranları… Türban söylemiyle dini bir vecibeyi siyasileştirme gayretlerini gördük.

Tek derdi okumak olan çocukların ve gençlerin bir günde nasıl terörist muamelesine tabi tutulduğuna şahit olduk.

 “Teferruat” diyerek arkadan vuranları gördük.

Reşit olan üniversiteli gençlerin, üniversite bünyesinde kurulan “ikna odaları”nda psikolojik baskı ve yıldırmalara muhatap kılındığını gördük.

“Bin yıl sürecek!” diyerek öfkesini kusanları, bu ülkenin Başbakanına küfredenleri gördük mesela.

Düzmece ve sahte gündemlerin ve iddiaların toplumu nasıl gerdiğini, dış kaynaklı senaryoların nasıl da maharetle(!) oynandığını gördük.

Halkın ve seçtiklerinin nasıl aşağılanmaya muhatap kılındığına şahit olduk.

En temel ihtiyaçlardan ve haklardan biri olan eğitim hakkının nasıl acımasızca ihlal edildiğini gördük.

***

Tüm bunların haricinde…

Eğitim hakkı denilince, şunu da not edelim:

Başörtüsü eylemlerinin hiçbirinde ortalık yakılıp yıkılmamıştı. Gayet insani bir biçimde hak talep ediliyordu. Polise ya da devletin herhangi bir görevlisine asla hakaret edilmedi, sövülmedi… Buna rağmen baskıların, şiddetin, hakaretlerin ardı arkası kesilmiyordu.

***

8 yıllık kesintisiz eğitimle Kuran Kurslarının ve çıraklık eğitimlerinin kapanmayla karşı karşıya bırakıldığına da şahit olduk.

İmam Hatipler başta olmak üzere meslek liselerinin üniversiteye girmelerinin nasıl engellendiği de ayrı bir bahis. Katsayı diye icat ettikleri bir yöntemle bu okulların farklı bölümlere gitmesinin önü kapatılmıştı.

Devletin resmi kurumlarında kadın bir devlet memurunun, başörtülü olarak çalışması yasaklanmıştı. Çalışanlar türlü baskılara muhatap oldular. Haklarında adli ve idari soruşturmalar açıldı. Niceleri memurluktan atıldılar.

***

Böylece…

Kaç neslin umutlarıyla, hayalleriyle, hayata dair beklentileriyle oynandı.

Peki değer miydi?. Ne içindi bu zorbalıklar?. Kimin yararınaydı?.

Uğruna bu kadar zulmü reva gördüğünüz şeyler size ne fayda sağladı?.

***

Şimdi toz ve duman kalktı… Her şey ayan beyan ortada… Yapılan zulmün, haksızlıkların ve adaletsizliklerin savunulacak hiçbir yanının olmadığı anlaşıldı.

O dönemin kudretli aktörlerine gelince…

Kimi yargılandı, kiminin ömrü yetmedi, kimi fark edilmedi ve arada kaynadı…

Ancak görülmeyeni gören, fark edilmeyeni fark eden, yargılanmayanı hakkıyla yargılayan Yüce Allah var!.

Ve… Hesap günü herkes işlediğinden sual edilecek. Kim ne ettiyse karşılığını bulacak.

***

Son olarak; birkaç hatırlatmayla yazımı sonlandırıyorum.

  1. Elin oğlu haksız mücadelesi için filmler yapıyor, diziler çekiyor, romanlar yazıyor ve literatüre bir şeyler kazandırıyor. Doğrusu, 28 Şubat mağdurlarının bu haklı ve güçlü söylem ve gündemi oluşturabildiğini düşünmüyorum. Ancak vakit geçmiş değil!.
  2. Uğruna mücadele edilen hak, hukuk, adalet, eğitim, başörtüsü ve ahlak gibi kavramların hayattaki karşılığını bulma mücadelesi sorgulanmalıdır. Hak ve hukuk maddiyata, başörtüsü moda ve gösterişe, eğitim nicel sayılara ve ahlak söyleme kurban edildi mi diye sormak lazım?.
  3. Şimdilerde, “özgürlük istiyorum”, “yaşam tarzıma dokunma” diyen sanatçı, siyasetçi, gazeteci, bilmem ne… O dönemde bunların birçoğunu ortalıkta görmedik. Âh keşke, yalnızca işine geldiğinde “hak, hukuk” demenin “hakkaniyet” olmadığını bilselerdi!.
  4. Tarihin her döneminde ahlak temel sorun olmuştur. “Ahlak eğitimi” konusunda nitelikli ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. “28 Şubat süreci, öncelikle bir ahlak sorunudur!.”
  5. Yaşanmışlıklar, anlatmakla veya yazmakla aktarılabilir ancak hakkıyla anlaşılamazlar. “An”mak “anlamak” demek değildir. Anlamak için ille de yaşamak mı gerekir derseniz?. Tabi ki hayır, tarih ders almak içindir. Dolayısıyla o dönemin acılarını yaşamış olanların, yaşanan tarihi gerçekleri tüm çıplaklığıyla yeni nesillere etkili bir biçimde aktarma sorumluluğu vardır. Yeni nesillere tarih bilinci aşılanmadıkça, ancak geçmişi yâd edersiniz. Acılarıyla yaşarsınız.

Günün Sözü: “Kalbe en ağır gelen şey, haksızlıktır.”

Önceki ve Sonraki Yazılar