Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

AİLE OLMANIN ÖNEMİNİ İHMAL ETMEMELİYİZ

AİLE OLMANIN ÖNEMİNİ İHMAL ETMEMELİYİZ

 

Son günlerde her gün kadın ve aile içi şiddet haberleri artarak devam ediyor. Bununla beraber dizi ve filmlerde şiddeti meşrulaştıran görüntüler sosyal medyada defalarca veriliyor. Eğer böyle devam ederse yeni neslin evlenmeye ve aile olmaya hiç niyeti olmayacak. Eskiden her gencin özellikle erkeklerin evlilik hayalleri olurdu. Şimdi ise hocam evlenip de ne yapacağız? Diyorlar. Bu gidiş iyi değil. Medya ve basının artık evlilik ve aile olmanın önemiyle ilgili güzel şeyleri de paylaşması gerekir. Bilinç altında erkeklerin şiddet öznesi haline getirilmesi ve evlenirsem başına kötü şeyler gelir düşüncesini oluşturmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Bu şekilde devam ederse evlilikler azalır, gayr-ı meşru birliktelikler artar. Kadına yönelik şiddeti önleyelim derken, arkadan gelen genç neslin evlenmeme düşüncelerini de pekiştirmeyelim. Erkeğin içinde olmadığı, katkıda bulunmadığı hiçbir eşitlikçi düşünce başarılı olamaz.

Eskiden aile içi kavgalarda aile büyükleri araya girer ve tarafları sakinleştirirdi. Yetkililer neden böyle bir uygulamayı devreye sokmayı düşünmüyorlar anlamış değilim? Bu anlamda evden uzaklaştırmalarda yargının daha dikkatli davranması ve iyi yönde belli kriterler geliştirmesi gerekir. Bazen, basit düzeydeki tartışmalarda bile evden uzaklaştırma verildiğini duyuyoruz. Bu konuda daha dikkatli olunmalı. Zira basit düzeydeki tartışmalarla hemen evinden uzaklaştırılan bir erkeğin tekrar eşine ve ailesine sevgi ve saygısı istenildiği gibi olabilir mi? Ayrıca insanların kafalarının değiştirilmesine yönelik de eğitici faaliyetlerde bulunmalıyız. Çünkü herhangi bir mesleğe sahip olmak için yıllarca eğitim alıyoruz. Peki anne-baba olmak için herhangi bir eğitim alıyor muyuz? Tabi ki de hayır! Elbette şiddeti önlemeliyiz. Lakin yapacağımız hukuki düzenlemeler ailenin devamı ve mutluluğuna yönelik olup, Türk aile yapısına da uygun olmalıdır. Çünkü Türk aile yapısında evliliklerde gelenek, kültür, örf-adet belirleyici bir unsur olmaktadır. Evliliklere aile ve akrabaların da müdahalesi oluyor. Kısacası karşımızda bu değerlerle yetişmiş bir insan söz konusu. Türkiye'nin sosyolojisini dikkate almadan çeviri yoluyla AB'nin yasalarını olduğu gibi almak doğru değil. Çıkarılan yasalarımız evrensel değerleri kapsadığı gibi yerli ve milli unsurları yansıtıcı, gerçeklerden hareket ederek adalet duygusunu temele almalıdır.

Ancak çözüm yolu olarak sadece hukuki düzenlemeyi tercih etmek ne derece uygundur? Hukuk bizim tüm sorunlarımızı çözebilir mi? Aslında aile olmanın ahlaki, kültürel, geleneksel ve dini tarafı olduğunu hep unutuyoruz. Bu bağlamda örnek aile olmanın önemini vurgulayan film ve dizileri gençlerimizin önüne rol model olarak çıkarmalıyız. Ancak bakıyorum da dizi ve filmler hiç de bizim kültürümüzü yansıtmıyor. Dizi ve filmlerin çoğunda inancımız ve kültürümüzle hiç de alakası olmayan ahlaksız bir yaşam tarzı ısıtıp ısıtıp insanlara sunuluyor. Devletin bu duruma da el atması gerekir.

 Sonuç olarak erkeğin içinde olmadığı bir çözüm modelinin yegâne çözüm modeli olduğunu düşünmüyorum. Aile olmamızın önüne geçen her tür düşünce, yasa ve fikirlerden de uzak durmalıyız. Çözüm olarak ahlaki ve insani değerlerimizi ön plana çıkartan bir eğitim modelini gelecek kuşaklara aktarmak ve yasalarımızı da kopyala-yapıştır yöntemi ile değil; olgudan ve pratikten yola çıkan, bizim değerlerimizle örtüşen, önleyici ve caydırıcı yasalar çıkarmakla mümkün görüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.