1. YAZARLAR

  2. Vedat Uzuner

  3. Başarıdan Da Ders Çıkarmak Lazım!
Vedat Uzuner

Vedat Uzuner

Vedat Uzuner
Yazarın Tüm Yazıları >

Başarıdan Da Ders Çıkarmak Lazım!

A+A-

Hem başarıdan hem yenilgiden.

Son seçimlerden sonra herkes konuşmaya başladı.

Herkes siyasi yorumcu oldu.

Kazanan da kaybeden de başarılı.

Bakış açısına göre değişiyor.

Kazanan kibirlenir, böbürlenirse kaybetmeye mahkûm olacak.

Kaybeden kusuru kendinde değil de seçmende ararsa sittin sene kazanamayacak.

Bu yazım kazananlardan biriyle ilgili olsun.

Her şeye rağmen kazandığını kabul ettiğimiz Ak Partiyle ilgili.

Ak Parti ve lideri Recep Tayyip Erdoğan parti kurulduğundan beri kazanıyor.

Bu kazanmalar icraatlara, halkın kaostan bıkmasına ve özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmasına, samimiyetine bağlı.

İlk yıllarda yapılan çalışmalar, reformlar, her kesimden insanın hayatına dokunan düzenlemeler büyük teveccüh topladı.

Zaman geçtikçe nasıl olsa oy alıyoruz, halk bize mahkûm anlayışı egemen oldu partiye.

Bu sefer de insanlar geçmişte yapılanları referans alarak oy vermeye devam etti.

Ama nereye kadar?

Recep Tayyip Erdoğan halkın büyük bir kesiminin teveccühünü kazandı.

Seveni de sevmeyeni de liderliğini, karizmasını kabul ediyor.

Peki, bir parti en ücra memleket köşesine kadar bütün organları ve bütün teşkilatıyla liderinin karizmasından yararlanarak nereye kadar hüküm sürer, iktidar olur.

Sürecin çok daha uzun devam etmeyeceğini halk artık yavaş yavaş hissettirmeye başladı.

Seçmen diyor ki:

‘Sayın Erdoğan ‘Biz sana güveniyoruz, seni seviyoruz, her zaman da bağrımıza basarız ama bu teşkilatlarla olmaz, bu yüzden teşkilatlara bir kırmızı ışık yakmanın zamanı geldi. Sen de bundan sonra daha dikkatli ol’.

Peki, seçmen ne istiyor parti teşkilatlarından?

Anadolu’da ne oluyor da Ankara’da görünmüyor?

Bir iki örnek verelim:

Seçim zamanlarında hatırlanan doksan beş yaşındaki Arslan amca seçimden sonra senelerce kapısı çalınmayınca üzülüyor, kırılıyor.

Şaşalı açılışlar, görkemli yatırımlar, devasa devlet binaları, gösterişli makam odaları köylü Hasan amcayı, Ayşe yengeyi, Fadime nineyi ilgilendirmiyor.

AB ilerleme raporu dayımın umurunda değil!

Uyum yasaları iki buçuk milyon akranıyla yarışacak olan oğlumun ilgisi hiç çekmiyor.

Reisin tırnağı bile olamayacak makam sahiplerinin kaba saba davranışları insanları incitiyor, kırıyor.

En tepeden en dibe kadar bürokrasi işi yokuşa, zora sokuyor, yapılan çalışmaları, elde edilen kazanımları baltalıyor.

Çocuğu okula giden herkesin neredeyse her gün kafası karışıyor.

Sorun çözmesi gerekenler süreğen biçimde sorun üretiyor, eğitim yöneticileri sorun çözmekle uğraşmaktan eğitime liderlik etmeye fırsat bulamıyor.

Kimse yerel bir değerlendirme yaptığımı düşünmesin.

Okumazlar ama bu yazıyla bir vekili ya da parti yöneticisini hedef aldığım da düşünülmesin.

Ama herkes payına düşeni alsın.

Parti yöneticileri büyük bir kibir içinde.

Adeta kibir bataklığına saplanmış çıkamıyorlar.

Kadından erkeğe, yetişkinden gence bu böyle.

Çoğunluk iş ve ihale peşinde.

Kendini sağlama almak, cv’sini kabartmak için yönetim kademelerine yerleşenler var.

Bu memlekette yaşayan herkes birinci sınıf vatandaş ama samimi seçmenler, yıllardır tercihinde bir değişme olmayanlar dış kapının mandalı muamelesi görüyor.

Erken davrananın haklı olduğu bir anlayış hâkim.

Kamu kurumlarında kim kimi önce şikâyet ederse rahatlıkla ipini çektirebiliyor.

Karşı tarafı dinleme, çözümleme, tahlil etme gibi bir anlayış, dert yok.

Çünkü bu zahmetli.

Memura siyaset yasak ama zar zor lise bitiren bir parti yöneticisi rahatlıkla kamu yönetimine müdahil olabiliyor.

Aldığı terbiye-sizlik- gereği akşam sabah Recep Tayyip Erdoğan’a küfreden, ona, davasına aşık insanlara hakaret edenlere en dipten en tepeye kadar parti yöneticisi sorgusuz, sualsiz referans olabiliyor.

  • Gerekçe liyakat mı?
  • Asla değil!
  • Ne o zaman?
  • Bize oy verecek!
  • Nereden biliyorsun?
  • Öyle dedi!
  • İnandın mı?
  • O bize yalan söylemez!
  • Nerden biliyorsun?
  • Bilmem hangi göbekten akrabamız, komşumuzun komşusunun dayısının eniştesi!...
  • Pes…

Son kararı kim veriyor anlamış değiliz ama milletvekili listeleri de bütün Türkiye’de tartışma konusu.

Dava diye yapılan tanımın içinde ne olduğunu birilerinin açıklaması lazım.

Bu davanın liderinin günlük hayatına sığdırdığı performans ile onu illerde, ilçelerde, mahallelerde, temsil edenlerin, etmesi için tercih edilenlerin, atananların performanslarına bakmak karar vermek için yeterli.

Dünyada artık yönetimden çok yönetişim konuşuluyor.

Sivil toplum örgütleri ve sendikalar yönetimin önemli paydaşları-olmalı-.

Demokrasiye darbe vurulmaya kalkılan her dönemde; parti kapatma davalarında, 17-25 Aralık’ta, Gezi kalkışmasında, 15 Temmuz’da refleksini net bir şekilde ortaya koyan, eğitimli ve nitelikli üye sayısıyla asla ihmal edilmemesi gereken Memur-Sen yok sayıldı.

Anadolu’nun en ücra köşesinde en az üniversite mezunlarından kurulu teşkilatı, en az üniversite mezunu temsilcisi olan Memur-Sen’in talepleri görmezden gelindi.

Bu durum kendi üyeleri yanında bütün kamu çalışanları ve emeklilerin kırgınlığına yol açtı.

İktidar, gücünü sivil toplumla paylaşmak istemedi.

Oysa bu gücün en büyük kaynağı sivil toplum örgütleriydi.

Bir şey verilecekse biz veririz, sendikaların talebiyle iş yapmayız anlayışı kibrin, gururun ve büyüklenmenin bir başka yansıması oldu.

Bunda başkent ekonomi yönetimindeki üst bürokrasinin etkisi büyük oldu.

Anadolu’ya ancak yıllık izin dönemlerinde birkaç gün gidebilen bu insanların Anadolu’dan bihaber olmaları çok normal!

Yarım puan verirsek batarız denilirken seçim öncesi emeklilere dini bayramlarda biner lira ikramiye verildi.

Demek ki neymiş?

Verince batmıyormuşuz!

Ardından Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in daha adil bir paylaşım olması için farklı şekilde dile getirdiği 3.600 ek gösterge sözü verildi.

Demek ki neymiş?

Verince batmıyormuşuz!

Oysa Memur-Sen’in talepleri ekonomik gerçeklere dayalı, büyümeden pay isteyen haklı taleplerdi.

Türkiye’de geçmişten günümüze taşıdığımız alt yapı sorunları var.

Ak Parti iktidarları döneminde çok güzel birtakım gelişmeler olduğu doğrudur ama asla olması gereken seviyede değildir bu.

İsterim ki Tayyip Erdoğan gittiği yerlerde program dışı ziyaretler yapsın, ara sokaklara dalsın, kaldırımlarda yürüsün.

Ziyaret öncesi yıkanan, boyanan süslenen caddelerin dışındaki durumu da bir görsün.

Yapılan binalara, şehirleşme adına yaşanan estetik katliamlarına tanık olsun.

Her şeye Tayyip Erdoğan mı yetişecek?

Elbette hayır!

O zaman bundan sonra kurmay ekipten en ücra memleket köşesindeki temsilciye kadar herkes özenle seçilmeli.

Metal yorgunluğu söyleminin içi doldurularak ve gerçekten metal yorgunluğu yaşayanlar için gereken yapılarak işe başlanmalı.

Recep Tayyip Erdoğan’a Yıldırım gibi dava adamları lazım, her biri hesapsız, sorgusuz, sualsiz hedefe kilitlenecek Bin Ali lazım.

Kendisine çok şey borçlu olduğumuz, espriyi, samimiyeti, bağlılığı öğreten dava adamı son başbakan Sayın Binali Yıldırım’a teşekkür ediyoruz.

Girdiği her seçimden başarıyla, zaferle çıkan, sadece Türkiye değil, dünyadaki sevenlerini de sevindiren çağın lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a selam duruyorum.

Tercihleriyle bütün siyasi partilere ince mesajlar veren, siyasetin en önemli figürü seçmenleri tebrik ediyorum.

Sonuçları itibariyle sadece bizi ilgilendirmekten daha öte bir anlam taşıyan seçimlerin ülkemize ve tüm dünyaya hayırlı olmasını diliyorum.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.