Bir Kitle İmha Silahı: Televizyon

Bir Kitle İmha Silahı: Televizyon

Televizyonun ülkemize ilk geldiği yıllardı. O dönemde bazı büyüklerimiz ve irfan ehli yaşlılarımız televizyon için “gâvur icadı” diyerek karşı çıkmışlardı. Bundan dolayı da gerici, yobaz, yeniliğe gözleri kapalı gibi sözlerle hep aşağılandılar, hakir görüldüler. Dahası, Yeşilçam’ın “cahil ve softa hoca” imajının gadrine uğratıldılar.

O dönemde kim ne için “gâvur icadı” demişti, bir bakmak lazım. Yeniliğe kapalı, günün şartlarını okuyamayan ve toplumdan hep geri giden bir anlayışı ayrıca konuşmak lazım. Burası bahsi diğer…

Ya gerçekten ileriyi görebilen, irfan ehli, algı sürecinin yaşanacağını önceden okuyabilenler?.. “Gavur icadı” derken, televizyon üzerinden toplumların dizayn edileceğini, ahlaki anlamda ölümcül virüslerin yayılacağını, aile kurumunun yerle bir edileceğini, dinsel ve kültürel emperyalizmin ayak seslerini çok öncelerden görmüşlerse, duymuşlarsa?.. Engelleyememe korkularından dolayı böyle bir söylem geliştirmişlerse?!.

***

Gelinen noktada en değme düşünürlerden tutun da, biraz utanma duygusu olanlar bile, televizyon aracılığıyla nasıl bir ahlaki çöküntünün yaşandığını artık avazı çıktığı kadar bağırıyor. Bağırıyor bağırmasına da, kim duyuyor ki? Artık olan oldu maalesef!.

Yavaş yavaş geldiler… Yabancı dizilerle, filmlerle girdiler hayatımıza… İçimizdeki yabancılar (!) geri kalır mı? Onları geçmeliydiler… Artık bu hız ve haz mücadelesi, önü alınamaz hale gelmişti. Toplumsal duyarlılık günbegün yıpratılıyor, örseleniyor, imha ediliyordu…

***

Günün sonunda…

İşin en can yakıcı tarafı ne biliyor musunuz? Ahlaksızlık, müstehcenlik ve menhiyat normal kabul edilir oldu!..

Sinemanın ülkemize ilk defa gösterime sokulduğu yıllardı… Bir beldede açık hava sineması kurulacağını duyanlar, büyük bir heyecanla toplandılar. Sinema başladı. Bir sahnede kızla erkek elele tutuştular. Bu sahne izleyiciler tarafından o kadar ahlak dışı görüldü ki, “Ayıptır, günahtır!” diyerek sinema devam ederken, alanı terk etmişlerdi. Şimdi, bu satırları okuyan birçok insanın ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum. Bir vahametin dünü, bugünü!…

***

Özellikle şu son dönemde, birçok dizi ve filmde bilinçli ve kasıtlı bir şekilde aile kurumunun hedef alınmasına ne demeli!.. Nikâhsız birliktelikler artık günlük hayatın normalleri arasına girdi. Kimse bunun ne kadar çarpık olduğunu söyleyemiyor.

Baba karakterlerinin çoğu aldatan, ayyaş, kaba, küfürbaz, hırsız, anlayışsız tipler… Allah aşkına bizim yaşadığımız toplumun bireyleri böyle mi? Onlar kimin aile modellerini toplumumuza dikte ediyor? Yoksa algılarla oynamak gibi başka dertleri mi var?!.

Soruyorum, dizi ve filmlerdeki yaşantıların bizim yaşadığımız günlük hayatla ne alakası var!. “Alakası var!” diyorsanız, eyvahlar olsun! Kıyameti bekleyelim o halde. Çünkü bu gerçekten normal değil, insan fıtratına ters. Yok, “Bunların bizim hayatımızla alakası yok!” diyorsanız, o halde neden bizden olmayan gösterimlerin kurbanı oluyoruz? Neden bir dur denilmiyor bu sarhoşluğa, çirkefliğe, zorbalığa?..

Dizilerde aşk diye masumlaştırılan nikâhsız birliktelikler, açık saçık giyinmeler, ahlaksız söylemler, sorumsuz ve ayarsız gençlik imajları, bozulmuş aile senaryoları, hastalıklı tipler… Ne ararsanız var…

İyi de, reytinglere bakıldığında durum daha da vahim. Toplum ibret olsun diye izlemiyorsa (!) ve rakamlar da gerçekse, toplumsal refleksler işi daha çıkılmaz hale getirmiş gibi görünüyor. Öz değerleri bu kadar yıpratılan, yerle bir edilen, zihin emperyalizmine uğratılan başka bir toplum var mıdır acaba!.. Yazık çok yazık!.

***

Peki neler yapılmalı?.. Birkaç öneri:

  1. Herkes elinden geldiğince iyiliğin kötülüğe galip gelmesi için mücadele etmelidir. (Birbirini ayıplamadan, birbirine fatura çıkarmadan, yükü başkasının sırtına yüklemeden…)
  2. İyiler, nefis ve ben derdine düşerek güçlerini zaafa uğratmamalıdır.
  3. Birey ve toplumu sağlıklı bir ahlaki düzeyde tutmak için doğru eğitim modelleri ihdas edilmelidir.
  4. Ahlaki duyarlılık, fıtrat ilkeleri, dini prensipler ile bunların gaye ve hedefleri doğru şekilde öğretilmelidir.
  5. Erken çocukluk döneminden itibaren sağlıklı bir ahlak, din, değerler ve karakter eğitimi verilmelidir.
  6. Her alanda olduğu gibi medya, sosyal medya alanında da yerli, milli ve ahlaklı kadroların yetişmesi için gayret edilmelidir.
  7. Yetkililer, toplumsal duyarlılığı dikkate alarak temel değerlerimize aykırı yayınlara karşı tavizsiz ilkeler belirlemelidirler.

 

***

Günün Sözü: Uğruna mücadele ettiğin şey, senin değerini belirler.

 

  

Önceki ve Sonraki Yazılar