Yaşar Çıraklı

Yaşar Çıraklı

“Camiye İhtiyaç Mı Var Ki?”

“Büyük dağların büyük karı olur” der, atalarımız.

Üzerinde yaşadığımız topraklar hem kadim geçmişi hem de bulunduğu coğrafi konumu itibariyle dünya tarihinin bir çok olayına sahnelik yapmıştır. Komşu olduğumuz bir çok ülkeden farklı bir konumu, tarih boyu üzerinde yaşamış kavim ve dinlerin bıraktığı izler, uluslararası güç odaklarının planları süreklli bu coğrafya için bir “hesap” yapılmasına sebep olmuştur. Sürekli göz kamaştırmış, hedef haline gelmiştir.

Ecdadımız da Malazgirt ile anayurttan sonra ki bu toprakları anavatan edinmiş, yüzyıllar boyu  alınteri,gözyaşı ve dahi kanı ile bu toprakları sulayıp kopmaz bağlar inşa etmiştir. Anayurt özlemi her daim ifade edilse de yaşadığı,ürettiği ve savunduğu bu topraklar “uğrunda ölen varsa vatandır” şiarı ile vazgeçilmez bir parçamız olmuştur.

Bu ruhu islamin cihat ve davet anlayışı ile bu topraklar taşıyan Ecdat,ev sahibi olarak bulduğu beşeri mirası da koruyup himaye ettiği gibi karşılaştığı insanların inanç ve kültürlerine yaşam hakkı sağlamış,saygı göstermiş ve yok etmemiştir.

Konstantiniyye’nin fethini müjdeleyen rivayetler, dönemin şartları içerisinde analiz edildiğinde İslamın bir güç merkezi olduğunun/olmak istediğinin bir tezahüdür. Bu strateji ile surları kuşatan İslam orduları “Bizan serpuşu yerine Osmanlı sarığını tercih ederiz” diyen Bizans halkını dönemin ceberrut idarecilerinden kurtarmış ve tarihi bir dönemeçte böyle bir coğrafyada dini özgürlüklerin serbestçe ifa edildiği, özgürlüklerin yaşandığı bir şehir haline getirmiştir. Sultan Fatih’in Ayasofyanın mülkünü bizzat satın alıp vakfiye haline getirip cami olarak müslümanlara ibadethane haline getirmesi ise dönemin şartları açısından çok önemli bir mesaj olmuştur. İslamın yeryüzüne ulaşması ve de hakim olması için siyasi,idari ve skeri güce ihtiyacı vardır. Yonetimin sağlanması,adaletin uygulanması ve zalime karşı durulabilmesi için güçlü olmak şarttır. Bu minvalde yapılan fetih doğu Hristiyanları için bir kayıp olmuştur. Tarih boyu tekrar geri almanın hayali ile yaşamışlardır.

Bu birinci nokta...

Gelelim ikinci noktaya.

Askeri güçleri ile tekrar Ayasofyayı geri alamayan Bizans ruhu, Kilise haline getirtemese de arşivlerin tam olarak açılmamış olması ve üzerinde çok ciddi iddialara konu olması henüz bir açıklığa kavuşturulamasa da hiç olmazsa “müze olarak” dönüştürülmüş olması ile 500 yıllık iç ateşlerini bir nebze de olsa sogutmuşlardı.

Gelelim üçüncü noktaya.

“Artık öldü” dedikleri toprakları, 90-100 yıldır kah fiili kah zihni işgallarle ele geçirip her şeyi kontrollerine almışlardı. Eğitimi siyaseti ekonomiyi kültürü her şeyi kontrol edip,hem bu günü hem de yarını planlamışlardı. Bu oyunu fark eden Yürekleri çeşitli kirli oyunlarla susturup,ya görevden aldılar ya da katlettiler. Bütün güvenleri yerindeydi. İşte bir Yiğit çıktı ve 15-20 yılda bütün taşları oynatmaya başladı. Gelien noktada onlara rağmen Ayasofyanın açılmış olması hem Bizans ruhuna hem Bizantizmin ruhuna hem de global kaptalizmin ruhunu okkalı bir Osmanlı şamarı oolmuştur!

Allah ömrünü uzun etsin Reis..

Rabbim hak yolda hakiki dostlar, hikmetli danışmanlar nasip etsin...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.