Değer Paradigması

“Paradigma”,  son zamanlarda özellikle eğitim alanında sıklıkla kullanılan bir kavramdır. “Değerler dizisi”; “bir olguyla ilgili temel, örnek, model”;  “geçerliliği kabul edilmiş ölçü” gibi  tanımları vardır.

Değerlerle ilgili olarak da öğrenim sonucunda oluşan bilgilerin doğru davranışa dönüştüğü kalıp olarak değerlendirilebilir paradigma. Diğer ifadeyle bilgilerin davranışa dönüşmesinde kıvam bulduğu, şekillendiği, istikamet kazandığı, işlendiği, görünür olduğu alandır.

Çocukluğumuzda öğrendiklerimizle oluşan davranış kalıplarımız bizim paradigmamızı oluşturur.  Ekmeğin asla yere atılmaması, yerde görülünce de üzerine basılmaması, yerden kaldırılması gerektiğini yakın çevresinden uygulamayla öğrenen bir çocuk  bu anlayışı bir değer olarak doğru davranış kalıbına dönüşür. Ancak küçüklükte ekmeği çöpe atmakta  mahsur görmeyen bir çevrede yetişen çocuğun büyüdüğünde ekmeği diğer atıklardan farklı görmemesi muhtemeldir.  Evdeki büyük-küçük ilişkisini, saygıyı, bağlılığı yetiştiği ortamda tecrübe eden çocuk, büyüdüğünde de bu ilkelere sadık kalacaktır. Şiddete şahit olan ya da şiddet gören çocuk da bunu zihninde meşrulaştıracaktır.

Bu nedenle çocuklarımızda, insani ve milli doğru davranış kalıbı oluşturmak önemlidir. Çünkü bu kalıplar daha sonra öğrenilen bilgilerin de işlendiği, şekillendiği bir yapıyı oluşturur. Bu cümle elbette “insanın ileri yaşlarda öğrendiği bilgiler davranışlarında bir değişiklik oluşturmaz” anlamına gelmez. Ancak var olanlara karşı temel duruşun, haram helal, iyi kötü, değerli değersiz gibi temel kalıpların küçük yaşta öğrenildiği,  içselleştirildiği, istisnalar olmakla birlikte doğru bir tespittir.

Aynı akademik eğitimi almış, aynı alan yeterliliğine ve yetkisine sahip kişilerin faklı davranışlar sergilemelerinin temelinde bu paradigma farklılığı vardır. Aynı tıp eğitimini alan iki hekimden birisi özellikle yaşadığımız salgın sürecinde  insanların şifa bulması ya da hastalanmaması için gecesini gündüzüne katıp çalışırken; diğer hekim organ mafyası hesabına çalışıyor, sadece fazla gelir elde etmek için her yola başvuruyorsa, bu ikisi arasındaki davranış farkını belirleyen unsur mesleki bilgi ve donanım durumları değil; meslek etikleri, ahlaki tutumları, diğer ifadeyle değer paradigmalarıdır.

Aksak ve eksik de olsa başlayacağımız eğitim öğretim döneminde   birçok öğretmen, öğrencilerinin eksiklerini telafi etmek için  devletin ya da kurumunun sağladığı maaş ve ücretlerinin  dışında maddi karşılık beklemeden her türlü çabayı gösterirken; başka bir öğretmenin bunu kendi adına fırsata(!) dönüştürüp  sorunluluğundaki öğrenciye ücretli ders vermesi de ekonomik ihtiyaçla  değil,  iş ahlakıyla, değer paradigması ile ilgilidir. 

Bir bürokratın kurumu adına muhatap   olduğu insanlarla ilişkilerinde kurumun, milletin hakkını gözetme, adaletli davranma konusunda bazen karşılaştığı tehdit ve şantaja rağmen hassasiyet göstermesi; başka bir bürokratında iş ilişkisi içinde olduklarına tanığı ayrıcalık sonucu kendisine ve yakın çevresine menfaat  sağlaması; makamları, bilgileri ile ilgili değil, ahlakları, vicdanları, haram-helal anlayışlarıyla ilgilidir.

Benzer örnekleri her meslek için bulmak mümkündür.

Çocuklarımızın hayata atıldığında doğru davranmalarını istiyorsak; iyi insan olarak yetişmelerine, doğru değer paradiğmasına sahip olmalarına  dikkat etmemiz gerekir.

Hiç kimsenin “benim çocuğum nasıl kazanırsa kazansın, yeter ki çok kazansın” deyip, başkalarının çocuklarının ahlâklı, erdemli  olmasını bekleme hakkı yoktur.

Böyle çıkarcı davranmamız durumunda  iyi öğrettiğimiz ancak iyi eğitemediğimiz, doğru bir değer paradigması, davranış kalıbı kazandıramadığımız çocuklarımız hiç de istemediğimiz limanlara demirleyecek, duygularının ve göreceli menfaatinin peşinde savrulacak; böylece yaptığı yanlışlarla  dünyaya pahalıya mâl olacaktır.

Çünkü günümüzde karşılaştığımız problemlerin tamamına yakınının kaynağı,  bilmeden hata yapanlardan daha fazla bilerek yanlış yapan, ihanet edenlerdir.

Bugün gök kubbe,  insanlığın  bir kısmının feryadı, bir kısmının da kahkahası ile inliyorsa; bunun sorumlusu büyük oranda iyi öğretilmiş, ancak iyi eğitilememiş, insanî değerler konusunda duyarsız ve makyevelist anlayışı haltalarının paradigması yapanlardır.

Bu anlayışla yetişen insanların topluma verdikleri zarar sayılarıyla da orantılı değildir. Bir katilin, teröristin, dolandırıcının, ahlaksızın, yolsuzluk yapanın  verdiği zarar, yaydığı korku çoğu zaman özellikle yakın çevresindeki  insanların hayatlarını altüst edebilmektedir. Hak, hukuk, kural tanımayan bir trafik magandasının sebep olduğu kazanın, o sırada oradan geçmekten başka bir katkısı olmayan masum nice insanların hayatlarını söndürdüğü malumdur. Yaşadığımız salgın sürecinde “bana bir şey olmaz” diyerek adeta sorumsuzluğa örnek teşkil edecek şekilde, ahlâkî ve toplumsal duyarlılığı hiç hesaba katmadan hayatlarını sürdürenlerin de nice insanın hastalık nedeniyle ölümüne neden oldukları bilinmektedir.

Böyle davranışa sahip olanlar arasında yaptığı ihlallerin, insanlara ve çevreye verdiği zararın kendi statülerini yükselttiğini ve toplumda edindikleri yere(!) katkı sağladığını düşünenlerin sayısı az değildir.

Sokağımızda, mahallemizde şehrimizde, ülkemizde daha güven içinde yaşamamız, iyi insanların varlığına; olumsuz davranışları alışkanlık haline getiren, insanî ve millî  hiçbir değer yargısını dikkate almayanların azlığına değil, yokluğuna bağlıdır. Bu konu artık sadece öğretmen ve veliyi değil, toplumda yaşayan herkesi ilgilendirmektedir.

Yeryüzünde yeniden insanî değerlerin, merhametin, iyiliğin hâkim olması; doğru değer kalıplarına sahip, öğrendiklerini bu insanî, ahlakî ve vicdanî kalıpta şekillendiren insanlar sayesinde olabilecektir. Aksi halde birkaç metre  fiber kablo çalınarak alınan uyuşturucu bütün insanların iletişim hakkından; bir anlık zevk için yapılan cinsel istismarlar namuslu ve iffetli yaşama hakkından; bir varil petrol binlerce masum kanından daha değerli olmaya devam edecektir.

Görünen odur ki, insanlık teknolojide alabildiğine ilerlerken; insanı diğer varlıklardan ayıran temel insanî değerlerde geriye gitmektedir.

Eğitim öğretime başladığımız/başlayacağımız bu günlerde velilerimizin ve iyi insan yetiştirme sanatkârı öğretmenlerimizin bu durumu öncelikle ele almaları;  doğru değer paradigması oluşturmayı, daha çok soru  çözmeye feda etmemeleri gerekir.  Bütün öğretimsel baskılara rağmen, sadece ödüllü problemler çözmeye odaklanan çocuklarımızın, ilerde hepimizin problemi haline gelme ihtimalini ortadan kaldırmak  için bu yapılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki ülkemizde örgütlene bazı terör örgütü mensuplarının tamamına yakını üniversitede öğrenim görmüştür.

“İyi insan yetiştirme”nin hedefler arasında öncelikli olduğu sağlıklı bir öğretim yılı dileğiyle..

Vural Çakır                                                                                                                                  Vuralcakir52@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum