Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

DEİZM VE ATEİZM SİTELERİNDE İSLAM KARŞITI ELEŞTİRİLERİN TUTARSIZLIKLARI

DEİZM VE ATEİZM SİTELERİNDE İSLAM KARŞITI ELEŞTİRİLERİN TUTARSIZLIKLARI
Son zamanlarda gerek öğrencilerimizden gerekse çevremizden deizm-atezim vb. sitelerde İslam aleyhine çok yoğun saldırıların olduğu söylenmekte. Ben de ileri sürülen bu iddialarla ilgili en çok izlenen videoları izledim. Özellikle genç kesimden bazı ağzı iyi laf yapan ve gençlerin kullandığı terminolojiye uygun bir anlatımla videolar hazırlatılmış. İleri sürülen iddiaların çoğunlukla odak noktasını Kur’an’ın hak kitap olmadığı ve onu Hz. Peygamberin kendisinin yazdığı üzerine yoğunlaşıyor. Bu iddialar da sanki gerçekmiş gibi servis edilerek gençlerimizin dinlerinden soğuması amaçlanıyor.
Videoları hazırlayanların çoğu din eğitimi almamış, Arapça bilmeyen, İslam düşüncesinden habersiz ancak belli çevrelerce maddi ve manevi olarak desteklendiği anlaşılıyor. En bariz iddiaları ise;
Hz. Peygamberin okuma-yazma bildiği, hatta onun hocalarının olduğu (Bahira, Yemen’li Rahman, Varaka b. Nevfel, Hz. Hatice vb.) yönünde ipe sapa gelmez iddialar ileri sürülüyor. Onları izleyince sanırsınız ki, Hz. Muhammed filozof, âlim, şair, kâhin vb. bir karakter. Yani hayatını bilmesek ben bile inanacağım. Sanki Hz. Muhammed, Mekke’de değil de Oxford’da yaşamış ve işi gücü bırakıp milyonlarca kitabı olan Oxford kütüphanesinde günlerce kitap okuyarak araştırma yapmış. Hatta mitoloji, biyoloji, anatomi, astronomi, belagat, fizik, kimya, tarih vb ilim dallarından haberdar. Dinler hakkında o kadar çok bilgisi var ki şaşırıp kalıyorsunuz. Ayrıca hiç denize dalmadığı halde denizin derinliklerinden bahsediyor. Semadan, yıldızlardan, güneşten, aydan bahsediyor. Öyle ki kendisi ile ilgili olumsuz görülebilecek ayetleri (Abese Suresi) de yazmaktan geri durmuyor. Bu da yetmezmiş gibi gelecekten haber veriyor. Cennet ve cehennemdeki yaşamdan bahsediyor. Yani o kadar çok şeyden bahsediyor ki, o dönemin insanları da hiç bunu sorgulamadan peşine takılıp gidiyorlar öyle mi?
Hz. Peygambere vahiy gelmeseydi o ayetlerin tek bir kelimesini bile yazamazdı. Diyelim ki okuma-yazma biliyor. Bu neyi ifade eder ki? Benim annem ilkokul mezunu, o da okuma-yazma biliyor. Basit düzeyde okuma yazma bilmek bir eser oluşturmak için yeterli mi? Biz hocalar bir kitap yazmak için onlarca yıl eğitim almıyor muyuz? Bizi yetiştiren hocalarımızın eserleri yok mu? Hz. Peygamberin hocaları var idiyse nerede bu adamların eserleri diye adama sorarlar? Zira 40 yaşına kadar hayatı ortada olan bir insandan söz ediyoruz. Peygamberimizin Kur’an gibi bir kitabı yazabilmesi mümkün değildi. Öyle ki onda o bilgi birikimi ve kapasite yoktu. Zaten kendi sözleri olan hadisleri okuduğumuzda durum hemen fark ediliyor. Dil, hitap ve anlatım hemen değişiyor. Cümleler dünyevileşiyor ve beşer sözüne bürünüyor.
Kur an bir tarih ve edebiyat kitabı değildir. O, ilk indiği dönem itibariyle bir hitaptır. Kitaplaşması ise vahiy tamamlanınca olmuştur. Kur'an'a epistemolojik olarak ya da literal anlamda bakarsanız ne demek istediğini bazen anlayamazsınız. Bana göre Kur’an ayetlerinin özellikle Mekke dönemi varoluşsaldır. Eğer öyle bakarsanız mesajın anlamı oturur. Vahiy Allah’ın tarihe müdahalesidir. Çünkü Kur’an’ın indiği dönemdeki insanların sosyo-kültürel yapısı iyi bilinmelidir. Hz. Peygamber’e inanan insanlar çok büyük acı ve ıstırap çektiler hatta bu yolda öldüler. O insanların ve Hz. Peygamberin hiçbir dünyevi menfaat beklentileri yoktu. Hatta yapılan teklifleri de reddetmişlerdi. Eğer öyle olmayıp ateistlerin dediği gibi dünyevi beklentisi olsaydı ne diye bu kadar zahmete, acıya ve çileye girsinler ki? Zaten onun 40 yıllık bir hayatı vardı. Aynı şekilde yaşar, kimseyle kötü olmaz, hayatını devam ettirir giderdi.
Bir düşünün bakalım: 40 yaşına kadar bir hayatınız var. Ondan sonra çıkıp taşa tapan insanlara metafizik âleme ait bir varlığa inanmalarını ve belli huylarını değiştirmelerini söylüyorsunuz. Hem de bilimin, teknolojinin, ilmi gelismenin olmadığı bir dönemde bunu yapıyorsunuz. Bu o kadar kolay bir iş değil. Zira o insanlar statüko’yu bırakıp size niçin inanasınlar ki? Onların zaten bir dini vardı. Yani Hz. Peygamber’de ne buldular da ona inandılar? Onu farklı kılan şey ne idi? Söylediği mesajın gücü o insanlar üzerinde neden bu kadar tesirli oldu? Eğer Hz. Peygamber doğru sözlü ve güvenilir değil de 40 yıllık yaşamında kötü ahlaki vasıfları olan biri olsaydı ona inanırlar mıydı? Gerek onun ahlaken üstün vasıfta olması, gerekse vahyin insanları aciz bırakması, yani mesajın insan sözü olamayacağına olan inanç nedeniyle o insanlar peygamberimize inandılar.
Kuşkusuz tüm bu soruların cevabını vermeden, bugün kalkıp literal olarak Kur’an ayetlerini okuyarak suçlamalar yapmak yersiz ve anlamsızdır. 
     Tarihe baktığımızda genelde dinler medeniyet kurmuştur. 14 asır boyunca büyük düşünürler, âlimler yetiştirmiş bir dini birkaç video servis ederek yargılayamazsınız. Elbette ki kafanıza takılan sorular olacak, anlamak isteyeceksiniz. Ancak aklımızın da nihayetinde bir sınırı vardır. Salt akıl yoluyla hakikatin kendisine ne derece ulasabiliriz? Bizim kendi aklımıza göre bir Tanrı ve kutsal kitap tasavvuru yapmamız hakikati temsil eder mi? Böyle bir yaklaşıma girmek bizi gerçekten hakikate ulaştırabilir mi? Çünkü hepimizin aklı ve vicdanı aynı şekilde faaliyet göstermiyor. Eğer bu yöntemi benimsersek her birimizin tecrübe ettiği farklı hakikatler söz konusu olacaktır.

Konuşulacak ve cevap verilecek daha pek çok meselemiz var, ama yazı uzayıp gider. Burada Diyanete çok büyük görev düsmekte. Zira Diyanetin halkı dini konularda aydınlatmak gibi bir görevi var. Diyanet, uzman bir kadro kurarak bu sitelerdeki iddialarla ilgili  özellikle gençlere yönelik, çağın diline de uygun bir şekilde videolar hazırlayarak sitesinde ve sosyal medyada sunması gerekir. Diyanet sosyal medya kullanımı konusunda çok geri kalıyor. Diyanet ve İlahiyat olarak asıl gündemimizi konuşmuyor. Başka şeyleri daha fazla konuşuyoruz. Dijitalleşen bu çağda gençlerimiz çok fazla kitap okumuyor. Basit yoldan videolar izleyerek kendilerince bir din anlayışı oluşturuyorlar. Din hakkında karma karışık bilgilerle oluşturulan videoları izleyerek din anlayışınızı sağlam temele oturtamazsınız. Eskiden kasetler vardı, şimdi ise videolar var. Bize düşen en önemli görev, çağa uygun bir din dili ile sosyal medyayı da daha fazla ve etkili kullanarak yüce dinimizi doğru ve düzgün bir şekilde gençlere anlatmak olmalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum