Eğitim Öğretim Sancılı Başladı!

Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Mahmut Özer göreve gelir gelmez çok hızlı bir şekilde MEB bürokratlarını görevden alarak işe başladı. Bazı atamaları eleştirildi bazı atamaların da yerinde olduğu kamuoyu tarafından belirtildi. Ancak herkesin merak ettiği ve beklediği okulların durumu hakkındaki söyleyeceklerindeydi. Nitekim okulların açılmasına yakın 2021-2022 Eğitim ve Öğretim yılının tüm kademe ve tüm sınıf seviyelerinde, 6 Eylül Pazartesi günü gerekli tedbirler alınarak haftada 5 gün yüz yüze eğitim ile başlatılacağını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milli Eğitim Bakanlığı olarak birinci önceliğimiz tüm sağlık önlemlerini alarak okulları açık tutmaktır. Bununla ilgili tüm önlemlerimizi de aldık. Bu önlemlerin takipçisi olacağız. Velilerimiz çok rahat olsunlar." Diye belirtti.

Bakanın açıklaması ile okullarımızda tatlı bir telaş başladı demek isterdim. Ancak bakan veya bürokratların okullarımızı salgın koşullarına göre alınması gereken tüm önlemleri alarak hazır hale getirdik demesi okul yöneticilerini şaşkına çevirdi. Çünkü okullarımızın özellikle personel sıkıntısı, maddi problemler, güvenlik problemleri gibi çok büyük problemleri bulunmakta. Salgın sebebi ile herkesin dilinden düşürmediği HİJYEN kelimesinin daha da önemli olduğu bir dönemde bazı okullarda tek bir personel dahi bulunmuyor. Hal böyle olunca tatlı telaşın yerini acı gerçekler alıyor. Okulların yardımcı hizmetler sınıfındaki personellerin eksikliklerinden dolayı temizlik işlerini her yıl Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamında alınan İŞ-KUR personelleri ile yapmaktaydı. Ancak Türkiye geneli TYP kapsamında alınacak personellerin geçen yıla oranla neredeyse 1/3’i kadar alınacak olması tedirginlik yarattı. Örneğin ilimizde il geneli geçen yıl 770 personel alınmışken bu yıl 205 personel alınacak olması okullarda temizliğin nasıl yapılacağı noktasında okul idarecilerimizi kara kara düşündürüyor. Okullarımız HAZIR diye açıklama yapan yetkililerimizden bir an önce bu sorunu çözme iradesini göstermelerini bekliyorum.

Evet, büyük gün gelip çattı ve okullarımız 6 Eylül sabahı yoğun bir katılım ile başladı. Yetkililerimizin veliler okul bahçesine alınmayacak açıklaması güvenlik personeli bulunmayan okullarımızda nasıl yapılacak diye sorular sorulmaya başlandı. Nitekim kalabalık özellikle ilkokul kademesinde bulunan okullarda bunun mümkün olmadığını gördük. Tüm olumsuzluklara rağmen salgının gölgesinde okulun ilk günü büyük bir heyecan ile başladı. Ancak ilk gün görülen personel sıkıntısından kaynaklanan temizlik problemi, velilerin vurdumduymazlığı, sınıfların kalabalık olması, güvenlik problemleri gibi nedenlerden dolayı okullarda salgının artması sonuncunda da okulların tekrar kapatılacak kaygısının oluştu. Okulların kapatılmasının düşüncesi bile her kesimi üzüyor ve tedirgin ediyor maalesef. Bakanımızın her ne kadar “En son kapatılacak yerler okullar” diye açıklama yapsa da görünen köyde kılavuz istemiyor maalesef. Bu şekilde giderse beklenen ama hiç istenmeyen gerçek ile karşı karşıya kalırız.

Bu süreçte okullarda sınıfların kalabalık olması tedirgin edici. Özellikle ilkokul ve ortaokul kademelerinde yer yer sınıflarda öğrenci sayısı 50’i buluyor. Bazı okullarımızda öğrenciler üç kişi oturmak zorunda kalıyor. Kaldı ki ilimizde hem salgın hem deprem gerçeğini de unutmamak gerekir. Depremden dolayı halen bazı okullarımız ikili eğitim görüyor ve bazı okullarımızda güçlendirmeye alınarak başka okullara ilişkilendirildi. Tabi sormadan yapamıyorum yaz aylarında ve okullarda öğrencilerin olmadığı dönemlerde neden bu işler yapıl(a)maz anlamış değilim.

Sınıfların kalabalık ve öğrencilerin okullarda kalma sürelerinin fazla olması salgının bulaş riskini arttıracak kaygısını ortaya çıkardı. Herkes ders saatlerinin düşürülmesi ve özellikle öğlen aralarının kaldırılması gibi basit ama yerinde talepleri ilgililere iletti. Nitekim Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası Eğitim-Bir-Sen oluşan bu sıkıntıların önüne geçmek için illerde valiliklere talep yazıları yazdı. Bazı iller bu taleplere kayıtsız kalmayarak çözüm buldu ama bazı iller örneğin bizim ilimizde olduğu gibi beklemeye aldı. Talepler arasında ders saatlerinin 30 dakikaya, teneffüslerin 10 dakikaya düşürülmesi, kalabalık okulların imkânları doğrultusunda ikili eğitime geçmesi, öğlen aralarının kaldırılması gibi talepler vardı. Bu taleplerin amacı öğrencilerin okulda kalma sürelerini azaltmak ve zamanı verimli kullanmak, özellikle öğrencilerin en fazla bir arada kaldıkları öğlen aralarının kaldırılması ile bulaş riskini arttırmamak amaçlanıyor. Öğretmen ve öğrencilerin 40 dakika boyunca ağızlarında maske ile ders anla(t)ması hakikaten çok zor. Her ne kadar sınıfı havalandırsalar da 30 metre karelik bir alanda 40 dakika durmak kolay değil.  

Bunların yanı sıra MEB'in ayrıca ders sayılarının düşürmesi gerektiği kanısındayım. Öğrenciler ortaokulda günde 7 saat, liseler de 8-9 saat ders görmekte ve okulda çok fazla zaman geçirmektedir.  Haliyle okulda çok fazla kaldıkları için bulaş riski daha da artıyor. Ayrıca ergen yaşta oldukları için bana bir şey olmaz havasındalar ve bu aralar altın kuralımız olan maske-mesafe-hijyen kelimeleri havada kalıyor. O yüzden ders sayılarının düşürülmesi yerinde bir karar olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.