Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen

Eğitim Sendikalarına Ayna Tutmak

Bir şeyin değeri ve ürettiği kazanımlar yokluğunda ortaya çıkar. Eğitim sendikalarının önemini anlamak için eğitim hizmet kolundaki kamu görevlilerinin mali, sosyal ve özlük haklarını 90 öncesiyle karşılaştırmak gerekir. 90’lı yıllarda eğitim hizmet kolunda sendikaların kurulmaya başlaması ile eğitim hizmet kolundaki kamu görevlilerinin mali, sosyal ve özlük haklarında küçük küçük iyileşmeler başlamış, 2000’lerin başında sendika yasasının çıkmasıyla iyileşmeler hız kazanmış, toplu sözleşme hakkının elde edilmesiyle birlikte kazanımlar büyük ölçüde genişlemiştir.Zaman zaman kamuoyundan gelen “Eğitim sendikaları hiçbir şey yapmıyor. Olsalar da olur, olmasalar da olur. Hatta olmasalar daha iyi olur” serzenişlerine asla katılmıyor ve sendikaların varlığını önemsiyorum.

Eğitim sendikalarının varlığı ve çok sayıda kazanım üretmesi tüm sorumluluklarını tam olarak yerine getirdikleri anlamına gelmez. Son yıllarda eğitim sendikalarının nitelik sorunu yaşadıkları, rutinleşme sendromuna yakalandıkları da bir gerçek. Bir başka ifadeyle eğitim sendikacılığının vasatlık yani vasatizm hastalığıyla boğuştuğunu söyleyebiliriz.Bu durumda eğitim sendikacılığı eğitimde orta kalite tuzağını  aşmamızda büyük sorumluluklar alabilir mi? Ya da eğitimde orta kalite tuzağını yenmemizde radikal teklifler getirebilir mi? Güçlü ve büyük Türkiye’nin inşasında büyük roller üstlenebilirler mi?

Türkiye’de yaklaşık 45’in üzerinde eğitim sendikası var. Büyük bir bölümünün internet sitesini inceledim. Gördüğüm manzara şudur: Rutin kutlamalar, anmalar, kınamalar, tebrikler, tepkiler. Ezber bozan açıklamalar yok. Yürütme ve yasamayı etkileyecek icraatları yok. Bakanlık ve bakanlık bürokrasisini yönlendirecek vizyon  yok.  Eğitim sisteminin bileşenleri sarsacak, silkeleyecek, kendine getirecek manifestolar yok. Tabir yerindeyse onuncu köye yeni adetler getirecek öneri ve teklifler yok. Sivilleşme ve demokratikleşmeyle ilgili talepler rafa kalkmış gibi bir hava var. Eğitim sendikalarının internet sitelerinde gördüğüm hava herkes kendi mahallesini mutlu etmenin derdine düşmüş. Farklı ideolojik anlayışlara sahip eğitim sendikalarının rapor ve analizlerini okudum. Raporlar teşhis, tespit aşamasında önemli şeyler söylüyor ancak tedavi ve çözüm aşamasında birden zayıflıyor. Bazı sendikaların raporlarında çekingenlik ve kararsızlık hakim bazı sendikaların raporlarının ise sloganlara boğulduğunu görüyoruz. Birçok eğitim sendikasında yöneticiler köşe yazarlığı yapıyor. Açık söyleyeyim; sendika yöneticileri köşe yazılarında eğitime yönelik daha kararlı cümleler kurmuşlar.Eğitim sendikalarının kınama ve tepki sendikacılığı rutinleşmesinden kurtulup inşacı ve ihyacı bir sendikal zeminde geleceğe ilerlemesi gerekir.

Güncel bir konuyla örneklendirelim. Koronavirüs salgınıyla birlikte çocuklarımız ve gençlerimizin nasıl bir eğitim alacağı gündeme geldi. Uzaktan eğitimle bunun telafi edilebileceği ilk eğitim sendikalarından gelmeliydi. Hükümet ve MEB başlatma kararı aldıktan sonra şöyle olsa böyle olsa geç kalınmış yorumlardır. Kriz dönemlerinde eğitim sendikalarından erken ve kapsayıcı, eğitim hizmet koluna yeni ufuklar kazandıracak çözümler gelmeli.

Ufuk kazandırmadan muradımız şudur: Eğitim sendikaları gündemin arkasından gelmesin, gündemle yan yana da gitmesin, gündemin önünden gitsin. Sık kullanılan ifadeyle gündem oluştursunlar, öncülük yapsınlar. Eğitim düzeyi yüksek büyük bir kitlenin oluşturduğu sendikalardan beklenen budur. Gündem oluşturmaktan maksat ise düzen değişikliği önermektir. Sistemin değişim ve dönüşümünü sağlayacak teklifler sunmaktır. Yeni örgütlenme modelleri, yeni ücretlendirme modelleri, yeni öğrenme modelleri ortaya koymaktır. Eğitim politikalarına yön vermek, istikamet kazandırmaktır. Eğitimin akan gündeminin içinde kaybolmak yerine eğitimin gündemini A’dan Z’ye değiştirecek raporlarla gündeme oturmaktır. Bakanlığın icraatlarına köklü eleştiriler getirebilmektir. Örneğin 2023 Eğitim Vizyonu’na yönelik ciddi analizler görmedim. Bu vizyona eğitim sendikalarının katkısı nedir, katkısı yoksa eleştirileri nelerdir?

19. Milli Eğitim Şûrası 2-6 Aralık 2014 yılında toplandı. Türkiye’nin en katılımcı platformu olan Ekonomik ve Sosyal Konsey 2009 yılında yapıldı. Eğitim sendikaları yeni bir eğitim Şûrası ya da Ekonomik ve Sosyal Konsey’i eğitim gündemiyle toplantıya neden çağırmazlar. Eğitim sendikaları en güçsüz dönemlerde bile ana akım medyada tartışma programlarına katılmış, eğitim liderleri olarak tartışmışlardır. Bugün koronavirüs belasıyla mücadele ediyoruz. Uzaktan eğitim yapılıyor. Telafi eğitimi nasıl olacak konuşuluyor. Ana akım medyada eğitim sendikalarının başkanlarını göremiyoruz. Medyamı ilgisiz. Yoksa söylenecek söz mü yok.

Eğitim sendikalarının gündeminden düşen konularda var. 12 Eylül darbesinin eseri olan YÖK’e yönelik 90’lı, 2000’li yıllarda ciddi eleştiriler getirilirdi. Gazetelerde ‘YÖK yok olsun’ manşetleri atılırdı. YÖK’ün yeniden yapılandırılması noktasında çağrılar yapılır, eylemler gerçekleştirilirdi. Bu çağrıları artık duyamamaktayız. Sorun çözüldü mü acaba? YÖK demişken eğitim sendikalarındaki demokratik temsil sorununu da değinmek isterim.

Bugün üniversitesi olmayan ilimiz yok. 200’ün üzerinde üniversitemiz, 160 binin üzerinde akademisyenimiz, 7.5 milyon civarında üniversite öğrencimiz var. Bu kadar geniş kitleri ilgilendiren üniversitelerden sendika yönetimlerinde temsilci yok. Sendikalar üniversite şubeleri açıyorlar ancak genel merkez yönetimlerinde akademisyenlere yer vermiyorlar. Akademisyenlerin sendika yönetiminde olması hem sendikaların bilimsel çalışmalara ilgisini artırır, hem sendikal faaliyetlerin kalitesi artar hem de demokratik temsil gerçekleşmiş olur.

Bu noktada bir başka temsil sorununu hatırlatalım. Eğitim çalışanlarının yarısı kadın. Ancak sosyal demokrat birkaç sendika dışında yönetimlerde kadının adı yok. Kadın aklını sendikal yönetimlere taşımak yeni çözümlere kapı aralayacaktır. Bu sorunun çözülmesi için doğal çözüm akademisyenlerin ve kadınların sendika yönetimlerine talip olması, talep etmesidir. Onlar talep etmese bile sendikalar yönetimlerinde akademik kadrolardan temsilci bulundurmayı, kadınları çözüme ortak etmeyi mutlaka sağlamalıdırlar. Eğitim sendikalarının icraatlarındaki rutinleşmeye ve vasatlığa kısa bir değinme yaptım. İlerleyen yazılarda sendikalar bazında değerlendirmelere devam edeceğiz. Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.