1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

  3. Eğitimin Ahlaki Tarafı

Eğitimin Ahlaki Tarafı

A+A-

Eğitimin ahlaki tarafı nedir? Eğitim bir değer midir? Türünden soruları günlük yaşamımızda çoğunlukla sorarız ve hemen hemen hepimiz “elbette ki değerdir” şeklinde cevap veririz. Aslında bu sorular çok zor sorulardır ve cevabı da genellikle kişiden kişiye ya da anlayıştan anlayışa değişebilmektedir. Bunun da en önemli sebebi içinde bulunduğumuz aile, çevre ve kültürel değerlerin farklılık göstermesidir.  

Diğer taraftan amacı sadece istihdam ve para kazanmak olan eğitim değerli midir? Sorusunu sorduğumuzda verdiğimiz cevap çoğunlukla "hayır" olur. Eğitimde değer vermek deyince aklımıza ilk gelen şey, öğrenmeyi kendi başına amaç olarak görmek gelir. Sadece para, mal, mülk, hoşlanma vb. gibi şeyler değer değildir. Değerlerin hayata tatbiki çok ciddi bir iştir. Mesela, sevgi varsa değer üretebiliriz, korku varsa değer üretemeyiz. Davranışlarımızı ve tutumlarımızı değerler belirler. 

Kuşkusuz değerler gündelik yaşamda uygulamaya konan amaçlarımızdan meydana gelir. Eğitim denilince ilk aklımıza öğretmen-öğrenci-veli-yöneticiler gibi eğitimi oluşturan ana unsurlar gelir. Mesela, bizim veli olarak eğitime bakışımız sadece veli boyutunda kalır, yani eğitime yönelik başka bir katkımız olmazsa değer üretmiş olur muyuz? Ya da okulun ihtiyaçları için gerçekten içimizden gelerek yardım etmemiz gerekir duygusu değil de bir vazife ya da mecburiyet taşıyarak okula yardım ettiğimizde ahlaki bir davranış sergilemiş olur muyuz? Öyle ki tutumumuzun ne yönde olduğu bir şeyi değer olarak görüp görmediğimizin belirtisidir. Genellikle çoğumuz, çocuğumuz iyi bir okul ve para getiren meslek sahibi olsun isteriz. Peki, bu düşünce eğitimin ahlaki tarafını ne derecede yansıtır? Önemli olan kitap okuma ve öğrenmeyi yaşamımızın bir parçası haline getirmek değil midir? Kanaatimce öğrenmeyi biz, ekmek ve su gibi hayatın bir parçası değil, daha çok okulda gerçekleştirilen bir faaliyet ve sonucunda istihdam için gerekli olan rutin işler olarak görüyoruz. Meslek kazanmak kötü bir şey değil, ama eğitimi sadece bu şekilde görmek doğru değildir. Eğer öğrenmek salt bir amaç ise bazı şeylerin para, makam, zevk, diploma vs. aracı olmamalıdır.

Peki, üniversitelerin durumu ilk ve ortaöğretimden çok mu farklı? Tabi ki de hayır. Öğrencilerin çoğunluğu sene başında hocalarıyla ders içeriği ve sorumlu olacakları yer konusunda 100-200 sayfadan sorumlu olalım, diyerek adeta pazarlık yapmakta ve daha fazlası bizi aşar, biz diploma almaya geldik, vb. cevaplarla pek çok meslektaşımız karşılaşırız. Böyle düşünen bir kitleye nasıl bir eğitim süreci faydalı olabilir ki? Eğer akademisyenler ve yöneticiler de öğrencisine uyarsa değer üretmek değil, bilakis değerlerin içini boşaltmış olurlar.  

Bir bütün olarak düşündüğümüzde eğitimi değerli buluyoruz diyorsak öğrenmeyi hiçbir amaç için feda etmememiz gerekir. Lakin araç değerler, amaç haline gelince orada değerden nasıl bahsedeceğiz ki? Diploma ya da iyi bir meslek sahibi olayım, o yüzden şu vize ve finallerden bir an önce kurtulayım, anlayışı sizce bir değer ifade ediyor mu?

Açıkçası yaşamımızda olumlu bir şey yapıyorsak değerlidir; değilse değerli değildir. Burada bize yardımcı olacak anahtar kavram “erdemlerdir. Erdem dediğimizde çoğunlukla adalet, hikmet, cesaret ve iffet kavramları anlaşılır. İşte bu erdemler değerlerin pratiğe geçmesini sağlayan en önemli etkendir. Diyelim ki, "hikmet" erdemi ilim öğrenmekle alakalı olduğu için biz ona ne derece önem veriyoruz? Bu soruya tatmin edici bir cevap verebiliyorsak bizde hikmetle alakalı o kadar değer ortaya çıkar. Ya da “dürüstlük” bir değer midir? Sorusunu sorduğumuzda hepimiz "evet" cevabını veririz. Gerçekten de her zaman her yerde doğru söylemeliyiz ilkesi bize ne derece rehber olmakta? Fakat biz bu ilkeyi bırakır da duruma göre ya da şartlara göre doğru söylersek tutarsız davranmış oluruz. Kısacası değer dediğimiz şeyler bizim amacımız olmalıdır. Eğer değerleri amaç olarak görmüyorsak o zaman değer üretemeyiz. Nasıl ki yerde bulduğumuz ekmek ve bayrağı öpüp uygun bir yere koyuyorsak; dürüstlük, doğruluk, sorumluluk, adalet, iyilik vb. değerlerin okullarda ve yaşamda olmasını istiyorsak öncelikle bu değerleri biz yetişkinlerin çocuklarımıza örnek olacak şekilde yerine getirmesi gerekir. Uygulamada değerleri işlevsiz hale getirmeye kalkarsak sonucunda şikâyet etmemizin anlamı yoktur. Zira değer dediğimiz şeyler hayatımızda olumlu yönde değişiklik yapan şeylerdir. Bu anlamda gündelik yaşamımızda ne kadar değer ürettiğimiz, kafamızda değer olarak gördüğümüz şeyleri pratiğe dökmekle alakalıdır. Eğer kafamızdaki ile yaptıklarımız çelişiyorsa orada değer üretemeyiz. Doğal olarak eğitimin ahlaki tarafı ihmal edilmiş ve çocuklarımızın içinde taşıdıkları gizil güçleri kötü yönde kullanmalarına fırsat vermiş oluruz. 

O nedenle değer üreten insanlar; amacı, gayesi ve ideali olan insanlardır. Kafasında araçsal şeyleri amaç haline getiren öğretmen-öğrenci-veli ve yöneticiler eğitimin ahlaki tarafına bomba koymuş demektir. 
Bu anlamda eğitime yön verenler, öğretmenleri yanlarına alarak onları toplumun liderleri, gelişmemizin anahtarı, medeniyetimizin taşıyıcıları olarak görür, itibarlarını en üst noktada tutarlarsa ve eğitimin bizzat bir değer olduğu olgusundan hareketle topyekûn değerlerde yarışma duygusunu sözde değil, özde hep birlikte gerçekleştirelim düsturuyla hareket ederlerse geleceğimizin aydınlık yarınlarını ve erdem sahibi insanlarını yetiştirebiliriz. Aksi takdirde âdet yerini bulsun, yapılması gerekiyormuş o yüzden yapıyoruz, türünden gönülsüzce yapılan eylemlerle ne bir değer, ne de bir fazilet üretebiliriz. Bilakis, bu tip eğitimden değersiz ve hastalıklı insanlar ortaya çıkar.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.