Şahin Ali Şen

Şahin Ali Şen

Emperyalizme kültür eğitimiyle direnmek

Kültürelemperyalizmin tehdidi ve saldırısı altındayız.Küreselleşmenin yaygınlaşması ve kitle iletişim araçlarının çeşitlenmesiyle birlikte kültür emperyalizmi etkisini daha da artırdı. Bu saldırı ve tehditleri  durdurmak için mücadeleye nereden başlayacağız?

Hiç kuşkusuz, ilk yapılması gereken kültürü oluşturan maddi ve manevi değerlerimizi güçlendirmek olmalı. Dilimizi yabancı kelimelerin tasallutundan, dinimizi deizm tehlikesinden, gelenek ve göreneklerimizi Batı adetlerinden korumalıyız. Toplumungeleneksel sanatlara olan ilgisini artırmalı, gençlerde yüksek tarih bilinci oluşturmalıyız. Kültür emperyalizmi artık doğrudan zihin dünyamızı hedef almaktadır. Hiç zaman kaybetmeden kadim kültür ve medeniyetimizden ilham alan fikir ve düşüncelerimizi kavi hale getirmeliyiz. Sözün özü; kültürel kimliğimizin direncini yükseltmeliyiz.

Maddi ve manevi kültürel değerlerimizi, geleceğe ve yeni kuşaklara aktarmanın en sağlam yolu eğitim. Eğitimin toplumsal kültürün oluşması ve aktarılması noktasındaki bu rolünü önemsemeliyiz. Çünkü çocuklarımız ve gençlerimiz eğitim sürecinde uzun zaman kalmaktadır. Yaklaşık 5 yaşında eğitim sürecine giren çocuklarımız anaokul, ilkokul, ortaokul, lise, yüksekokul ve lisans eğitimi derken 22 yaşında eğitim sürecinden çalışma hayatına geçiş yapmaktadırlar.

Bu uzun  örgün  eğitim sürecinde çocuklarımıza ve gençlerimize yüksek nitelikli ve hayatla bütünleşen kültür eğitimi vermeliyiz. Çocuklarımız ve gençlerimiz kültür bilgisini genel kültür derslerinin içine serpiştirilmiş bilgilerden almaktadır. Şahsi kanaatim ve önerim, müfredatı kadim kültür ve medeniyet tasavvurumuzun kodlarından beslenen özel bir kültür dersi verilmesidir.Kültürel emperyalizmin saldırılarının yoğunlaştığı bir süreçte çocuklarımızın ve gençlerimizin kimliklerini geliştirecek ve güçlendirecek kültür dersi ve müfredatı hemen oluşturulup Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilmelidir. Küreselleşme ve kitle iletişim araçlarının rüzgarını arkasına alan kültür emperyalizmin zoraki kültürlemesine ancak örgün ve yaygın eğitimle sağlayacağımız kaliteli kültür eğitimiyle cevap verebiliriz.Bu mücadele sürecinde, aileyi, sivil toplum kuruluşlarını ve medyayı da sosyal paydaş olarak yanımıza almalıyız.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın kültür eğitimiyle yetinmemeliyiz. MEB’in teorik kültür  eğitimini Kültür ve Turizm Bakanlığı hayata dair projelerle  desteklemelidir. Kültür politikalarının oluşturulması, projelendirilmesi ve hayata geçirilmesi aşamasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na büyük rol düşmektedir.  Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Üçüncü Millî Kültür Şûrası ile kültür politikaları ve stratejileri belirlediğini biliyoruz.Dil ve edebiyat alanındaki önerilerin sunulduğu Şûra kararlarının ne kadar hayata geçirildiğini bilmiyoruz. Zaman kaybetmeden kararları yeniden gözden geçirmeliyiz.

 İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla yatay-dikey şehirleşme problemine takıldık kaldık.  Kültürle yakın ilişkisi olanların benzer düşüncelere sahip olduğunu düşünüyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı mutlaka bölünmeli, Kültür Bakanlığı kültürel emperyalizmle mücadele edecek imkanlarla donatılarak müstakil bakanlık haline getirilmelidir.

Kültürel emperyalizme karşı en sağlam kale aile. Maalesef son yıllarda bu kaleye yönelik saldırılar arttı. Saldırıların sonuçlarını, boşanmalardan ve aile içi şiddetin yoğunlaşmasından görebiliyoruz. Kültürel emperyalizmin saldırılarından toplumu korumak için aile yapımızı güçlendirmeliyiz. Bu  sorumluluğu çok geniş alanda görev ve yetkileri olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yapabileceğini düşünmüyorum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yeniden müstakil bakanlık haline getirilmeli, AB’nin direktiflerini değil toplumun değerlerini merkeze alan çözümleri hayata geçirmelidir.

Bakanlıklarımızın ve kurumlarımızın kültürel savaşta tek tek mücadele etmesi yeterli olmayacaktır. Bu savaşta özellikle Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ortak hareket etmeli, işbirliği içinde olmalıdır. YÖK, TRT ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi eğitim, kültür ve inanç odaklı kurumlarımız da sahadan olumlu örnekler oluşturarak mücadeleyi destek vermelidirler.

Tehlike büyük. Kültürel yozlaşma hızla değerlerimizin içini boşaltıyor. Kültürümüzün en önemli ayağı olan değerlerimize yeni yöntemlerle saldırıyorlar. Dün irtica diyerek inançlarımıza saldırıyorlardı, bugün gençler arasında deizmi teşvik ederek bu misyonlarını yerine getiriyorlar.Kültürel yayılma ve yozlaşmayla mücadele etmek o kadar da kolay değil. Bunun bilincinde olmalıyız.

Senaristlerin diziler üzerinden gerçekleştirdiği kültürel yozlaşmayı tek başına durdurabilecek var mı? Stilist ve modacıların giyim üzerinden yaptıkları tahribatı tek başına önleyebilecek var mı? Gastronomi uzmanlarının yemek kültürünü bozmasına engel olacak var mı? Televizyonlardaki moda, müzik ve  yemek yarışmaları ve programları mı toplum üzerinde etkili bakanlıklarımız, kurumlarımız, kanaat önderlerimiz mi? İnternetteki oyunlar mı çocuklarımız üzerinde daha etkili anne-babalar mı? Lafın kısası; kültür emperyalizmi toplumun temelini oyuyor; tek  tek mücadeleyle başarılı olamayız. Kültürel erozyon, yozlaşma ve çözülmeyle bakanlıklarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla, medyayla topyekün bir mücadele ederek başarıyı yakalayabiliriz.

Bu mücadeleyi sınırlarımızın ötesinde de kültürel diplomasiyle sürdürmeliyiz. 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, ‘erdemli güç’ kavramını ortaya atmıştı. Farabi’nin erdemli şehir, erdemli devlet ve erdemli insan yaklaşımından üretilmiş yerli ve milli bir kavram bu. Erdem, adalet, merhamet kavramları kültürümüzün önemli değerleridir. Bu anlamda Yunus Emre Enstitüsü’nün yabancılara Türkçe öğretimi, Maarif Vakfı’nın farklı kültürden insanlara eğitim-öğretim vermesi, TİKA’nın tarihi eserleri ihya etmesi, Kızılay’ın insani yardımlar yapması çok değerli çalışmalar.

Bizim kültürümüzde karşılıksız yardım etmek önemli bir değerdir, erdemdir. Bunun en güzel örneğini küresel salgın koronavirüsle mücadele sürecinde gördük. Gelişmiş Batı ülkeleri bencilce birbirinin sağlık malzemelerine el koyarken, Türkiye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 40’ın üzerindeki ülkeye sağlık malzemesini karşılıksız gönderdi. Bu kültürümüzün cömertlik ilkesinden beslenen asil bir davranıştır. Bu insani bir diplomasidir. Bizim medeniyet tasavvurumuzun merkezinde de insan vardır. Kültürel emperyalizmle mücadele için hayatın her alanında iyi örnekleri çoğaltmalıyız. Ben yine de hatırlatayım. Kültür emperyalizmiyle en sistematik mücadele örgün ve yaygın eğitim sürecinde oluşturulacak kültür bilinciyle verilebilir.  O zaman kültür tüketen bir toplum olmaktan çıkar;  kendi kadim kültürünü  başkalarına aktaran ve kültür üreten bir millet oluruz.

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum