Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

GENÇLERİ DEİZM’E KUR’AN MEALİ OKUMALARI MI YOKSA İSLAM’IN (TEVHİDİN) DÜZGÜN ANLATILMAMASI GÖTÜRÜYOR?

GENÇLERİ DEİZM’E KUR’AN MEALİ OKUMALARI MI YOKSA İSLAM’IN (TEVHİDİN) DÜZGÜN ANLATILMAMASI GÖTÜRÜYOR?

İki İlahiyatçı hocamız gençlerin Kur’an meali okumalarının onları deizme götürdüğünü söylemiş, bu da sosyal medyada ve basında haber oldu, bildiğiniz üzere. Öncelikle ben bu iddialara katılmıyorum. Ne demek Kur’an mealini okumak kişiyi deizm ya da ateizm gibi din karşıtı akımlara götürür? Bu iddiayı ortaya atanlar ciddi bir saha araştırması yapmışlar mıdır? Anket ve röportajları var mıdır? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri ile görüşmeleri olmuş mudur? Bu haberleri son zamanlarda çokça duyar olduk. Elde yeterince bilimsel veriler olmadan bu şekilde genelleyici bir yaklaşım sergilemek akademik ve bilimsel düşüncenin yöntemlerine ters düşmektedir.
Peki, nedir be bu deizm hocam? Çocuklarımız neden bu düşünce akımlarına ilgi duyuyorlar? Türünden soruları şimdiden sorduğunuzu varsayıyorum. Deizm, biz din felsefecilerinin İlahiyat son sınıfta “din felsefesi” dersinde Tanrı-Âlem ilişkisi içinde ele aldığımız konuların başında gelir. Burada çok detaya girmeyeceğim ama genel hatlarıyla açıklayıp asıl gündeme dair sözler söylemek istiyorum. Deizm genel anlamda varlığı akılla bilinen ve âleme müdahale etmeyen Tanrı anlayışıdır. 17 ve 18. Yüzyıllarda kiliseye bir tepki olarak ortaya çıkmış özellikle kilisenin aracı kurum olmasını benimsemeyen ve Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceği anlayışı üzerine dayanır. İlk deistler vahyi kabul ederler ancak sonraları vahyi de reddederek sadece bireysel bir inanç haline gelmiştir. Yani ortaya çıkmasında kilisenin taassubu, Hıristiyanlığın esrarengizliği, mucize anlayışının reddedilişi, akla ve bilime sonsuz güven etkili olmuştur. Bu Tanrı tasavvurunda Tanrı’nın ilim, irade ve kudret sıfatları teizm ’de olduğu gibi değildir. Bu anlayışın en sakat tarafı Tanrı’yı âleme ve insana müdahale ettirmemesidir. Âleme müdahale etmeyen, yarattığı âlemi niçin yarattığı yani amacı ve gayesi belli olmayan bir Tanrı’ya haliyle insanların da ne ibadet ne de dua etmesi gibi bir durum söz konusudur. Ahlak da zaten vahiy ve peygamber reddedildiği için insanların salt aklıyla oluşturdukları ahlak olmaktadır. Farklı farklı deist anlayışlar olsa da günümüzde anlaşılan anlamıyla, vahiy, mucize, dua, peygamber, cennet ve cehennem gibi teizmin ana iddialarını reddeden bir akımdır. Siz deistin Tanrısına yaratmış olduğu âlem ve içindekileri niçin yarattığı hakkında bir soru soramazsınız. Hakikat insanların sınırlı akıllarına sıkıştırılmıştır.
 Şimdi gençlerimiz gerçekten böyle bir Tanrı tasavvuruna mı meylediyorlar? Bana göre deizmin ne olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Onlarınkisi dijital çağda özellikle deizmin ve ateizmin sitelerinde teizmin aleyhine yapılan konuşmaları dinlemeleri ve bu durumu ailelerine ve öğretmenlerine sormaları, ailelerinin ve öğretmenlerinin de çocukların sormuş olduğu sorulara akli ve mantıklı cevaplar veremeyişi nedeniyle kendi inançları hakkında kuşkuya düşmelerinden ibarettir. Tabi, bu duruma nasıl gelindi? Önceleri böyle bir şey yoktu deniliyor. Evet, bizim zamanımızda yoktu. Ama şimdi internetin etkisi ve çocukların her okuduğu bilgiyi doğru olarak kabul etmesi de bunda etkili oldu.
Açıkçası ben bu duruma gelinmesinde gençleri suçlamıyorum. Eğer bir suçlu aranıyorsa onun da kendi dinini makul, mantıklı ve tutarlı bir şekilde anlatamayan öğretmen, akademisyen, imam vb. dini tebliğ görevleri olanlarda görüyorum. Zira çocuklarımız İslam ‘da neyi bulamadı da deizmde onu bulmuş olsun. Ben bunun anlatılan din anlayışı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazılarının yaptığı gibi Orta Çağ papazları türünden bir din anlatımı yaparsanız tabi ki de günümüz gençliğine hitap edemezsiniz. Öyle ki o papazlar önce inan, sonra anlarsın. Anlamak için önce inanman gerekir, saçma olsa da inan. Anlayayım diye inanıyorum, şeklinde tebliğ yapıyorlardı. Bu durum Rönesans ve reformla birlikte değişmek durumunda kaldı. Yani kilisenin etkisi azaldı.
İslam düşüncesinde ise bu tarz bir deizm örneklerini birkaç istisna dışında görmüş değiliz. Yani bu düşünce akımı tamamen batıdan gelen ve onun inancı, tarihi, kültürü ile alakalıdır. Lakin bu papazların yöntemini günümüzde kullanan dini gruplar yok mu? Tabi ki de var, maalesef. Önce iman et, sonra anlarsın, mantığı bugünün gençliğine hitap etmiyor.  Çocuklarımız haklı olarak aklı ve mantığı ile iman etmek için kafalarına takılan soruların cevaplarını almak istiyorlar. Mesela, en çok sorulan sorular: Kader-Kaza, Allah’ın ön bilgisi, kötülük problemi vb. dir. Şimdi soruyorum size: Bu sorulara doyurucu cevap vermek için iyi derecede felsefi alt yapı gerekmez mi? Maalesef İlahiyat fakültelerinde felsefe derslerinin kaldırılıp, hiç soru sormayan, akletmeyen, analiz-sentez becerisi olmayan körü körüne itaat ve sadakat edilmesini isteyenler var. Bu zihniyet mi deizm, ateizm, agnostisizmi çocuklarımıza anlatacak ve onların varoluşsal sorularına cevap verecek? Orta Çağ papazları da sürekli hikâye ve İsa’nın mucizelerini anlatıyorlardı. Akla, mantığa sığmayan, bilimin verilerine ters şeyler söylüyorlardı. Ne oldu? Bugün Avrupa’da ateizm ve agnostisizm %80 buldu.
Hâlbuki İslam dininin varlık, tabiat, hayatın anlamı, insan, ölüm ve ötesi ile ilgili ortaya koyduğu tezler hiçbir din ile kıyaslanmayacak kadar iddialıdır. İncil ve Tevrat’ta bunları bulamazsınız. Yüce Allah bana sorgulayarak, düşünerek, araştırarak yani tahkiki imanla inanın diyor. Öbür taraftan bazıları aklın ne kadar kötü bir şey olduğunu, ilk felsefe yapanın Şeytan olduğunu, fazla soru sormayın, inanın gidin, diye hikâye anlatarak dini tebliğ ediyor. Şimdi bu duruma gençlerimiz de haklı olarak tepki gösteriyor. Hatta geçen yıl şöyle bir olay başıma geldi. Son sınıf öğrencilerimiz öğretmenlik deneyimi için okullara staja gidiyorlar. İmam-Hatip ortaokulunda 14 yaşındaki bazı öğrenciler stajyer öğretmen adayına deizm ve kötülük problemi ile ilgili sorular sormuş, bizim öğrencimiz de doyurucu cevaplar verememiş. Bana da hocam okulda deizm ile ilgili bir konferans verir misiniz dedi. Ben de deizmin reklamını mı yapacağız küçücük çocuklara, onlar kimlerse buraya gelsin odamda konuşuruz dedim. Bir gün belirledik, bunlar 1 otobüs öğrenci başlarında da Din Kültürü öğretmenleri ile gelmişler. Ben de espri olsun diye maşallah ne kadar çok deist varmış sizde dedim ve odam müsait olmayacağı için boş bir sınıfa geçtik. Ben bir saat deizmin ne olup olmadığını anlattım. Sonra sorular sordular bazı öğrenciler. Özellikle kötülük problemi ve Müslümanların bugünkü durumu ile alakalı. Ben bunlara cevap verirken arkada oturan yaklaşık 30 yıllık İlahiyatçı hocamızın konulara o kadar yabancı olduğu fark ettim. Bunlar ne konuşuyorlar “deist mi, deyus mu?” Gibi konuya o kadar uzak olduğunu sezinledim. Yani çocuklar almış başını gitmiş, öğretmen ise ne yapacağını bilmiyor. Bu sorulara onun cevap vermesi gerekiyor ama üniversitede doçent düzeyinde bir akademisyen cevap vermek zorunda kalıyor. 
Maalesef yetiştirdiğimiz öğretmenler de kendi yetersizliğinin ve eksikliğinin farkına varamıyor. Çocuklara böyle sorular sormayın, diye geçiştiriyor bir kısmı ve haliyle çocuklar da demek ki bu dinin bana hitap edeceği fazla bir şey yok demeye başlıyor. Hâlbuki İslam dini Allah-âlem ve insan ilişkisini çok iyi anlatır. Nihayetinde dinde aklı aşan şeyler söz konusudur. Salt aklımızla anlayamayacağız hususlar vardır. Ama akla bu kadar çok vurgu yapan 750 ye yakın akletme ile ilgili ayetler gönderen, oku! Diye başlayan, hayatın amacı ve gayesine yönelik açıklamalar yapan, ölüm sonrasına değinen bir dini ne hale getirdik… Bazıları, peşinden gittiği kişiyi ve yazdığı kitabını kutsadı. Bazıları da FETÖ’ de olduğu gibi insanları öldürdü ve inançlarını sömürdü. Bu da yetmedi cemaat, imam, hizmet, abi, abla, himmet gibi kavramların içini boşalttı. Yani İslam’a hizmet etme anlamında öne çıkanlar bu anlamda kötü bir sınav verdi. Diyanet ve İlahiyatlar da yeterince sorumluluk almadı. Deizmin ön plana bu kadar çıkmasında bunların da etkisi olduğu kanısındayım. 
Sonuç olarak öz-eleştiri yapıp, şapkayı önümüze koymalıyız. Ne yapmalıydık? Neyi yanlış yaptık? Bundan sonra ne yapmalıyız? Türünden soruların cevaplarını vermemiz gerekir. İmam Hatip ve Din Kültürü müfredatına din karşıtı akımlarla ilgili daha fazla yer verilmeli ve bunlara da cevap verebilen öğretmenler yetiştirmeliyiz. Yetmiyorsa seminerlerle destek alınmalı. MEB-İLAHİYAT VE DİYANET bir araya gelerek gençliğimizin geleceğine yönelik çalışmalar yapmalıdır. Çağın diline uygun din dili kullanılmalıdır. Yoksa sürekli hikâye ve kıssa anlatarak şüphe içindeki insanı ikna edemezsiniz. O yöntem imanın da sorun olmayan için uygun olabilir ancak arayış içindeki insana ters tepki eder. Meal okuyarak da kimse deist falan olmaz. Kısacası kendimizle hesaplaşarak yaşadığımız deneyimlerden de ders alarak bu sorunu çözeceğimiz kanaatindeyim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.