Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

HOCALARINIZIN DEĞERİNİ VE ÖNEMİNİ YAZMAYA BAŞLADIĞINIZDA ANLARSINIZ

HOCALARINIZIN DEĞERİNİ VE ÖNEMİNİ YAZMAYA BAŞLADIĞINIZDA ANLARSINIZ

Belli bir konuda yazı yazmak, özellikle de akademik nitelikte yazılar yazmak kolay bir iş değildir. Genelde konuşmayı, dinlemeyi ya da kitap okumayı daha fazla tercih ederiz. Fakat zihnimizden geçen şeyleri yazmaya kalktığımızda bu işin ne kadar zor olduğunu o an fark ederiz.
Fakülte son sınıf öğrencisi iken ben de aynı duyguları lisans bitirme tezi yazarken yaşamıştım. 3. Sınıfta iken Bertrand Russell’ın kitaplarına merak salmıştım ve danışman hocama dil-dış dünya ilişkisi üzerine bitirme tezi almak istiyorum demiştim. Danışmanım Prof. Dr. Hanifi Özcan’da olabilir dedi ve okuduklarını, önemli gördüğün yerleri fişlersen iyi olur dedi. O zamanlar bilgisayarımız olmadığı için okuduğumuz kitapları kalın karton kâğıtlara A4’ün yarısı kadar fişliyorduk. Tabi ben, bir hevesle okumalarıma başladım. Lakin Russell’dan yapılan çevirilerin açık ve anlaşılır olmaması beni hep felsefe sözlüğü ile Türkçe kitap okumaya götürdü. Bu aslında iyi bir şey değil. Kendi dilimizde, lügatımızda olmayan kelimelerin çevirmenler tarafından kullanılmasını doğru bulmuyorum. Öyle ki İngilizce'sini okuduğumuzda anladığımız cümlelerin, Türkçe'sini okuduğumuzda anlayamıyorsak durumun vahametini siz düşünün.
Burası ayrı bir konu, asıl konuya gelecek olursak; Ben 1,5 yıl boyunca bu konu üzerinde epeyce okumalar yaptım ve fişlemelerimi bitirip hocamın yanına gittim. Neredeyse yüzlerce fişlerim oldu. Danışman hocama tezimin taslağını gösterip bu şekilde yazmayı düşünüyorum dedim. Kendisi de bazı düzeltmeler yaptı ve bana tezi yazarken kendi anlatım ve üslubuna göre kurgulayarak yazmalısın dedi. Ben de ilk defa akademik düzeyde bir şeyler yazma heyecanıyla masaya oturdum ve elimde kalem öylece kalakaldım. Kalemi hiç oynatamıyordum. Nereden, nasıl başlayayım diye düşünüp durdum. Bir hafta boyunca hiçbir şey yazamadım. Sadece fişleri okuyor ama cümle kuramıyordum. Sonra Arş. Gr. olan arkadaşıma (şimdi Prof.) ben hiçbir şey yazamıyorum kendi cümlelerimle, meseleye giremiyorum 1 haftadır uykusuzluktan ölüyorum, ne yapmalıyım dedim? O da bu şekilde olmaz, bir yerden konuya girmelisin, yazdıkça açılırsın dedi. Onun tavsiyesine uyarak bir-iki paragraf yazdım ve sınıf arkadaşlarımdan 4-5 kişiye yazdığımın nasıl olduğuna bir bakmalarını istedim. Hemen hemen hepsi bu ne biçim cümle, böyle cümle mi olur!.. Şurası olmamış.. burası olmamış.. diye eleştiriler getirdiler ve ben de yazdığım sayfayı can sıkıntısı ile yırttım. Sonra düşündüm, bu hocalar ne kadar da büyük adamlarmış diye… Öğrenciyken genelde ön sıralarda oturur, not alır ve çok soru sorardım. Bazen hocalarım bu durumdan rahatsız olurdu. Hatta çok fazla soru sorarak anlattığı konuları eleştirdiğim formasyon hocamı, vaaz eder gibi ders anlattığı için eğitim felsefesi okuyarak sırf onu zor durumda bırakmak maksadıyla farklı sorular hazırlayıp derse geldiğim olmuştur. Şimdi bu tür öğrencilerin sayısı da epeyce azaldı. Keşke öğrencilerimiz okuduklarıyla zor sorular sorarak bizi zor durumda bıraksalar. Benim açımdan hocalara soru sormak, eleştirmek, konuşmak kolaydı. Asıl bir şeyleri kaleme almanın zorluğunu şimdi yaşıyordum. Zira iki satır yazı yazmaktan acizdim. Baktım olacak gibi değil, Arş. Gr. arkadaşımın dediği gibi bir şekilde konuya girmeliyim ve yazdıkça açılırım düşüncesi bana daha makul geldi. Gerçekten de birikmiş bilgi birikiminizi eğer iyi bir şekilde kullanır ve yazıya dökerseniz kendinizin geliştiğini fark edersiniz.  Kuşkusuz yanlış, hatalı cümleler kurabiliriz. Ancak yüzmek için deyimi yerindeyse “suya girmeniz” gerekir. Suya girmeye cesaret edemeyen dalgalarda, bırakın dalgaları, sığ yerde boğulur.
Bazıları yazmayı sevmez, onlar okumayı tercih ederler. Elbette ki okuyacağız; ancak kalıcı olan yazı ve konuşmalarımızdır. İyi bir yazar olmak için hatalara ve eleştirilere tahammül göstermelisiniz. Hiçbir yazı mükemmel değildir. Ancak hatalarınızdan ders alır, size söylenilenleri dikkate alır ve yazmayı bırakmazsanız o zaman kendinizi geliştirir ve okuyucularınız sizin yazılarınızı okumak ister. Bazen düşünüyorum sosyal medyada bunca yazılar paylaşıyorum, acaba okuyucu kitlem yazdıklarımı nasıl değerlendiriyor diye? İnşallah okuyanlar açısından verimli ve faydalı olmuştur.
Son olarak özellikle gençlere tavsiyem; bir şeyler ortaya koyup eserler veren hocalarınızın, o ortaya koydukları eserlerin aslında bin bir zahmet ve meşakkatlerle oluştuğunu unutmayın. Onlar, bir düşünceyi kaleme alırken o uğurda ne fırtınalı ve dalgalı günler geçirmiştir; hiç kimse bilemez. Bu bağlamda belki benim için “bir musibet, bin nasihatten iyidir” sözü geçerli oldu. Aynı şeyleri siz tekrar yaşamayın diye, bu mesleği yapmak isteyenlere tavsiyem; okuduklarınızı anlayarak okumanız, not almanız ve başkalarıyla paylaşıp ara ara yazıya dökmeniz zamanla size kalıcılık katacaktır. İnşallah öğrencilerimiz bizim bu tavsiyelerimizi dinler ve hocalarını aşarak çağın düşünce iklimine mühürlerini vururlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.