KONUKSEV(ER/MEZ)LİK ÜZERİNE

 

   Bu yazımızda Derrida’nın konukseverlik ile ilgili görüşlerinden hareketle şiddetsiz ilişki biçiminin imkansız olduğuna ilişkin görüşleri tutarlı mıdır? Kısaca buna bakacağız. Jacques Derrida’nın felsefi görüşlerinde kaçınılmaz olarak karşımıza çıkan iki kavramdan biri konukseverlik diğeri ise şiddettir. Biz burada öncelikle olarak konukseverlik görüşünü ele alacağız. Şiddetin konukseverlik üzerinde nasıl bir etkisi vardır buna bakacağız ama şunu belirtmekte fayda vardır: Derrida için hem bulunduğu yapı itibariyle hem de görüşlerinde herhangi bir konu veya olaya baktığımızda hepsinin içinde sürekli şiddet kavramı ile karşılaşırız. Şiddet kavramı ile karşılaşacağımız asıl konumuz konukseverliktir.

Gerçek Bir Konuksever miyiz?

   Derrida’nın konukseverliğe ilişkin görüşlerine geçmeden önce konukseverlik kavramını yorumlayacak olursak şunları söyleyebiliriz; Konukseverlik hepimizin bildiği kavramlardan birisidir. Bu bağlamda kendi toplumumuzdan, gelenek ve göreneklerimizden hareketle Türk toplumunun önemli ve vazgeçilmez bir değeri olduğunu söyleyebiliriz. Konukseverliği, biz evine konuk, misafir olarak gelen insanları en iyi şekilde ağırlayan kişilere ve bu edimi seven ve bundan mutluluk duyan insanlara konuksever deriz. Bu bağlamda bizim açımızdan başta bir şiddetin olmadığını söyleyebiliriz ama gerçekten de Derrida’nın deyimiyle şiddet var mıdır? Yoksa biz bunu görmezden mi geliyoruz? Bir örnek üzerinden gidecek olursak kültürel açıdan ve deneyimlerimizden hareketle şöyle söyleyebiliriz; Elbette kültürümüz gereği Türk toplumu evine gelen konuklarına en lezzetli imkanları sunar burada şiddet olgusunun olma durumu başta absürt olarak karşılayabiliriz Ancak şu şekilde düşünürsek örneğin bir kişi size konuk olarak geldiğinde siz o evin hakim olursunuz kendimizden örnek verecek olursak en yakın olduğumuz kişinin evine gitsek bile orada kafamıza göre davranamayız. Oranın belli başlı kuralları varsa onlara uymak zorundayız, uymadığınız takdirde bu bir çatışma halini yaratır. Aynı şekilde başka bir ülkeye seyahat ettiğinizde bile oranın kurallarına uymak zorundasınız. Oranın da bir hakimi, egemeni vardır. Bu anlamda konuk olan kişilerin Derrida açısından şiddete maruz kaldığını söyleyebiliriz. Bu olaylara bütün toplumlarda karşılaşırız ama burada önemli olan sorulardan birisi şiddetin bile isteyerek mi yapılıyor oluşu ya da farkında olmadan yaptığımız eylemler mi olduğudur? Bu da tartışılması gereken önemli bir sorundur.

Pandeminin Konukseverlik Üzerindeki Etkisi

Bilindiği üzere önümüz bayram. Bayram demek; insanların kaynaşıp kucaklaşması demektir. Dolayısıyla bayramlaşma konuk olma, konuksever olma, birbirine gelip gitme olgusuda Türk kültürünün önemli bir değeridir. Ama ne yazık ki son iki yıldır bütün Dünya covid-19 etkisi altında olduğu için bayramları bayramca yaşayamıyoruz. Ne yazık ki pandemi  bütün insanlığı, sadece özel ve milli günlerden değil  birçok şeyden mahrum etti. Ama millet olarak umudumuz bununda bir son bulacağı, bizi her ne kadar olumsuz etkilese de o eski bayramlara döneceğimizin hayalini kurarak ayakta tutuyor. Bayramları, bayram gibi yaşamak ümidiyle...

Derrida’da Konuksev(er/mez)lik

Derrida için konukseverlik doğal, saf, içten gelen bir şey olamaz. O konukseverliği koşullu konukseverlik ve koşulsuz konukseverlik olarak iki ayrı başlıkta değerlendirmiştir. Derrida konukseverlikle ilgili görüşlerini ortaya koyarken Kant ve Levinas’tan etkilenmiştir.

Koşullu Konukseverlik

Derrida koşullu konukseverliği Kant’tan hareketle değerlendirir. Bunun nedeni ise Kant’ın Ebedi Barış Tasarısına yönelik 3. Maddenin kesinliğe dayandırılmasından kaynaklanır. Bu maddede hukukun esasları belirlenmeye çalışılır. Burada uluslararası olan hukukun konukseverlik ile sınırlandırılması söz konusudur. Konukseverlik de bu anlamda bir hukuk ilkesi ile ortaya koyulur. Kant açısından baktığımızda konukseverlik yabancının başka birine ait bir bölgeye girdiğinde düşman olarak karşılanmamasıdır. Kant’ın konukseverliği daha çok devlet bağlamında hukuk ve politika ile ilişkilidir. Günümüz Türkiye’sinden örnek verecek olursak, Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesi ve burada düşman olarak görülmemesi bu bağlamda bir örnek teşkil eder. Koşullu konukseverlik adından da anlaşılacağı üzere bir koşula bağlı olarak gerçekleşir. Bahsettiğimiz üzere koşullu konukseverlik haklarla, hukukla belirlenmiştir. Bir toplumdan başka bir topluma, bölgeye gittiğiniz an artık oradaki yasalara uymanız gerekir. Ama burada şunu vurgulamamız önemlidir; Sadece o bölgeye gidip konuk olan kişi değil aynı zamanda o bölgenin toplumuda hukukun getirdiği yasalara uymak zorundadır. Burada başka bir yerden gelen insanların geldikleri bölgede kendi dilinde konuşmaları ve savunmalarına izin verilmesinden bahsedilir. Bunu yorumlayacak olursak şöyle söyleyebiliriz; biz nasıl ki yukarıdaki örneklerden devam edecek olursak Suriyelilerin kendi konuşma dillerine karışamayız. Aynı şekilde Avrupa’da yaşayan bir Türk’ün de Türkçe konuştuğunda karışılmaması gerekir. Tabi ki bunlar o ülkeye tehdit oluşturmamak kaydıyla geçerlidir. Görüldüğü üzere konukseverlik ancak bu şekilde yani bir koşula bağlı olarak gerçekleşir.

Koşulsuz Konukseverlik

Derrida koşulsuz konukseverlik düşüncesini ise Levinas’tan harekette değerlendirir. Bu anlamda Levinas’ın düşüncelerini Kant'ın düşünceleriyle paralel değildir. Levinas’ın düşünce yapısına baktığımızda o etiği ve politikayı birbirinden ayırmıştır. O politikayı etik anlayışına göre daha önceler ve  şiddete dayanmayan bir ilişki biçiminin mümkün olduğunu söyler. Onun için etiğinin ortaya konmasında başka kavramı merkezi bir rol oynar. Başka olan kişi aynı olan tarafından bir şiddet uğrar, burada bir etik üretiminden bahsedemeyiz.  Levinas için,  felsefe tarihi benden hareketle  kurulmuştur.  Bu açıdan ben kendisi ile özdeş olur dahası bunun fazlasıdır da aslında burada ben kendini aynılaştırır. Bu bağlamda başkanın karşısındadır ama Levinas için insan temelde olduğunda onun için başka kavramı merkezdedir. Onun için başka olandan diğer bir ifadeyle  şiddet içermeyen bir yoldan hareketle de felsefe yapılabilir. Burada ben başka karşısında çaresiz kalır. Ben artık kendi özgürlüğünü sorgulamaya başlar ve kendini başka karşısında sorgulamaktan kaçamaz. Ben kendini sorguladığı anda yüzleşmeye başlar.  Etik her açıdan karşılama ve bu bağlamda başkasına yer açmadır. Ancak bu konukseverin egemenliğine dayandığında bu sınırlı olarak kendisini gösterir. Dolayısıyla koşulsuz bir etik kurmak burada mümkün değildir. Aynı şekilde koşullu bir konukseverlik söz konusu olduğunda da burada da etik bir teorinin kurulamayacağını söyleriz. Çünkü burada da ev sahibi olan konukseverin değil konuğun bir otoritesi, hakimiyeti söz konusudur. Her iki anlayışta da konukseverlik yerini konuksev (er/mez-)’ liğe bir bakımda şiddete bırakır. Konukseverlik bağlamında koşulsuz ile koşullu olanın zorunluluğu bağlamında bunlar, uzlaştırılamaz olduğundan etik bir teorik kurmak ve onu deneyimlemek mümkün değildir.

 

DERYA PARİM

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.