İrfan KAŞIKÇIOĞLU

İrfan KAŞIKÇIOĞLU

"Kudüs Kurtulmadıkça Gülmeyeceğiz"

İnsanlığın kayda geçen tarihinin hareketli ilk bölgesi bugünkü Ortadoğu’dur. Bugün dahi bu özelliğini koruyan coğrafya, insanlığın ilk hayat tecrübelerine ev sahipliği yaptığı gibi, medeniyetlere de kesintisiz şekilde beşiklik etmiştir. Bereketli, mübarek diyar anlamına gelen Kudüs/Beytü’l-Makdis, İslam tarihi boyunca kurulmuş bütün büyük devletler ve fatihlerden izler taşır. Hz. Ömer’in şehri İslam topraklarına kattığı andan itibaren barış, huzur ve hoşgörünün yaşandığı bu şehrin; özellikle bugün tekrar beklediği huzura her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyduğu bir gerçektir.

Bölgenin merkez oluşundaki en büyük etken tarihi sırasıyla Yahudilik, Hristiyanlık ve

İslam gibi üç semitik/semavî dinin bu coğrafyada doğması, kutsal kabul ettiği mekânların bu coğrafyada bulunmasıdır. Kudüs, işte tam bu sebeple tarihin ilk çağlarından itibaren dünyanın tartışmasız en önemli şehri olmuştur. Tarihinde kırktan fazla el değiştiren bu kutlu şehir, serüvenini farklı milletlerin literatüründen takip edebileceğimiz yegâne şehirdir aynı zamanda. İsrailoğulları’nın dinî ve siyasî kimliği bu şehirle şekillenmiş;

Hristiyanlığın peygamberi Hz. İsa(as) elçilik görevini bu şehir ve çevresinde icra etmiş; İslâmiyet’te ise Müslümanların ilk kıblesi bu şehir olmuştur. Müslümanların iman etiği pek çok peygamberin bu şehirde yaşaması bir yana, bu peygamberlerin tevhid

mirasını devralan Hz. Muhammed’in(as) tebliğinin evrenselleşmesini sağlayan Miraç mucizesine ev sahipliğini yine bu şehir yapmıştır. İşte bu sebepten dolayı Kudüs, şehirden öte, insanlık serüvenine tanıklık eden canlı bir tarihtir.

Günümüzde İsrail saldırıları ve ABD destekli barış süreçleri sonucunda İsrail ile Filistin arasında temel sorunların başında Kudüs’ün statüsü, Yahudi göçleri ve savaşlar neticesinde yerlerinden edilen Filistinli Mülteciler problemi ve buna bağlı olarak gelişen Yahudi Yerleşimciler sorunu gelmektedir.

İsrail'in daha önceleri el-Halil Camiine yaptığı bir baskınla çöktüğünü ve Camiinin içini yarıdan bölerek bir kısmını Müslümanlara diğer kısmını ise Yahudilere ayırmasını hatırlatarak Mescid-i Aksa hususunda yaptığı despotluğun da aynı amaca yönelik olduğunu ifade etmek istiyorum. Önce mescidi belirli bir süre ibadete kapatmak, ondan sonra da birlikte yaşama safsatasına dayanarak Yahudi yerleşimciler için pay almak bu saldırıların tek amacı. Ayrıca İsrail, tüm Filistin’i tek tipleştirme siyasetini devam ettirirken Arap devletlerini yöneten liderlerin sessiz kalması da malesef dikkat çekicidir. Geçmiş yıllarda Arap devletleri Filistin’de yaşananları kendi iç politikalarına yönelik milliyetçi söylemler için kullanırken günümüzde ise bu sorunlara sessiz kalma suretiyle kendi koltuklarını korumaya alet etmişlerdir. 

Bir hadis-i şerifte bildirildiğine göre Rasulullah (s.a.s)’ın câriyesi Meymune (r.a.): “Ey Rasulullah! Bize Mescid-i Aksa hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir” dedi. Rasulullah (s.a.s.)’ da şöyle buyurdu: “Oraya (Mescid-i Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın.”

-Hadisin râvisi dedi ki: “O zaman burası Dâru’l-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı).”-(Rasulullah

(s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak

üzere oraya zeytinyağı gönderin.” (Ebu Davud, Kitâbu’s-Salât,14) Değerli Müslüman kardeşim! Burada zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya önem verilmesi, oranın Hz. İbrahim (a.s.)’ın Hanif dininin gerçek sahipleri olan mü’minlerin eline geçmesi için çalışılması ve o kutsal mekânların tevhid dinine uygun kimliğinin korunması amacıyla yapılan çalışmalara herhangi bir şekilde destek olunmasıdır. Türkiye'den başka diğer devletlerin sahip çıkmadığını görüp biz de sahip çıkmayalım düşüncesi iki sebepten dolayı yanlış bir düşüncedir. Bu sebeplerden ilki Kudüs'e sahip çıkmak Allah Rasûlünün bir emridir, işte biz bu sebeple O'nun emreline tabi olmak için sahip çıkmak zorundayız. İkincisi yüzlerce yıl İslam'ın sancaktarı olan bir ecdadın torunları olarak tarihin bize yüklediği aziz bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluğu asla reddedemeyiz.

Bize düşen her türlü platformu kullanarak Kudüs hassasiyetini gündemde tutmak ve Sultan Selahaddin-i Eyyubi'nin hassasiyeti ile olaylara yaklaşarak tüm eylem ve düşüncelerimizle Kudüs'ü önceleyerek özgürlüğüne kavuşturmanın gayreti içinde olmaktı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.