1. YAZARLAR

  2. İbrahim Hakkı CELİS

  3. Mabel Matiz Sorusu ve Biraz Daha Hakikat
İbrahim Hakkı CELİS

İbrahim Hakkı CELİS

İbrahim Hakkı CELİS
Yazarın Tüm Yazıları >

Mabel Matiz Sorusu ve Biraz Daha Hakikat

A+A-

Bireyin yaşamı bir yönlü değildir. Pek çok boyutu vardır. Ailesi ile sürdürdüğü mahrem yaşamı, arkadaşları ile sürdürdüğü sosyal yaşamı, nafakasını temin etmek gayesiyle sürdürdüğü iş hayatı ve eğer bir sanatçı ise eserleri üzerinden dile getirilecek sanat hayatı… Bu yaşamlar birbirinden çok farklı insanlardır denilecek kadar farklı keyfiyette seyredebilir. Misalen iş yaşamında çok ciddi bir üslubu olan biri sosyal yaşamında eğlenceli ve hayatı tiye alan bir yaklaşımı olabilir. Kişileri de değerlendirirken sadece hangi rolüne yönelik bir eleştiri getirilecekse bu yönü merkeze alınmalıdır. İyi bir fabrika işletmecisinin fabrikadaki çalışmalarını nasıl bir baba olduğu ile değerlendirmek abesle iştigal olur.  Örneğin Kanunî Sultan Süleyman çağların gördüğü en büyük devlet yöneticilerinden biridir. Milletimiz tarihindeki en muazzam devlet düzeninin padişahıdır. Siz Sultan Süleyman’ı bu yönünü göz ardı eder de babalığı ile değerlendirirseniz göreceğiniz evlatlarını idam eden bir baba olacaktır. Bu haliyle savaş meydanlarının kudretli hünkarını nereye oturtacaksınız zihninizde. Türk şiirinin ıstırabı en iyi dile getiren şairi Fuzulî’nin Osmanlı karşıtlığı Safavî taraftarlığı ile şiirleri tartılabilir mi? Türkçeyi en etkili kullanan yazar ünvanlı Refik Halit Karay’ın Millî Mücadeleye karşı olduğu Mustafa Kemal’e “a kuzum sen kafayı mı yedin “dediği, 150’likler listesi ile Suriye’ye sürgün edildiği bir arada düşünülebilir mi? O halde Türkçenin bu büyük yazarı “Memleket Hikayeleri” nin kudretli müellifi bir bütün olarak yok mudur diyeceğiz?  Çalıkuşu ile Türk yazın hayatına ölümsüz bir eser bırakan Reşat Nuri Güntekin’i liseden öğrencisi ile evlendi diye farklı yere mi koyacağız? Yok mu sayacağız. Türk düşünce hayatının, felsefesinin babası Mevlâna, Şems ile çirkin iftiraları ile mi anılmalı, değilse Divan-ı Kebir şairi bu muazzam eseri ile mi gençlere tanıtılmalı. Devlete asi olan Dadaloğlu bir eşkıyadır diye mi yok mu denilmeli değilse “ Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” muazzam söyleyişiyle mi anılmalı? Neşet Ertaş’ın şahsi yaşamı size sadece abdal geleneği içinde yaşam süren bir bireyi sunar, damıtılmış muhteşem şiirlerinden çok başkadır bu kısmı. Milliyetçi- muhafazakâr iklimin kudretli sesi, Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Mehlika Sultan vs. ölümsüz şiirlerin şairi Yahya Kemal’in yaşamına eğilecek olsanız hayatında camiye birkaç kezden başka gitmemiş, evli bir kadın olan Nazım Hikmet’in annesi ile aşkı, Canan dediği kadını öylece yüzüstü bırakması ile karşılaşır, yıkılırsınız. Sakarya Türküsü’nün muazzam şairi Üstat Necip Fazıl’ı kendi dilinden Babıali’de okursanız bambaşka biriyle tanışırsınız. Liste uzar gider. Hasılı kişinin şahsi hayatı ile sanat yaşamı birbirinden fersah fersah ayrılması gereken bir hakikattir.

2020 YKS’de Mabel Matiz soruldu diye çok farklı iklimlere savrulan bir tartışma başladı. Mabel Matiz’in kişiliğine dair bir cümle edilmiş değildi. Şiirlerinden hareketle kadim olanı geleceğe bağlayışı, mazmunları kullanma kudreti, tasavvuftan güç alan mana derinliği, Şeyh Galip-ki bir zirvedir- bir başka dağın zirvesi Neşet Ertaş’a yaklaşan şiir derinliği anlatıldı. Bilmeyiz biz Matiz nasıl yaşar fakat şiirleri üzerinden-değerlendirmek önemlidir. Şiirlerindeki mana derinliğini, eskiyi yeni ile buluşturma gücünü ararız. Soruya mevzu olan şiiri aşağıdaki gibidir.

FIRTINADAYIM

Bitmez oyun, bitmez oyun kızarsam
Yerde kanım, şimdi ne fayda kazansa
Fırtınadayım, bir fırtınadayım
Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil

Yalnız değil, yanlış değilsin utanma
Rüyan senin, al bir de bunu burdan yak
Fırtınadayım, bir fırtınadayım
Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil

Vurma sen onları, gencecik oğlanları
Bunlar hep o ihtiyar dünyanın yalanları
Bak bana gör kendini, böyledir bu can dili
Öyle bir sev ki artık, korkular tükenmeli

Vurma sen onları, gencecik oğlanları
Bunlar hep o ihtiyar dünyanın yalanları
Bak bana gör kendini, böyledir bu can dili
Öyle bir sev ki artık, sorgular tükenmeli

Bu kan artık tükenmeli

Enelhak diyen Hallac’ın sesi, dünyanın faniliğine dem vuran kadim söyleyiş şiirin her yerinden damlamaktadır.  “Can dili” mazmunu size birçok şairi fısıldar. Başka şiirlerinden alınmış aşağıdaki pasajlar da gelenek- gelecek bağlantısı bakımından değer ifade eder. Kadim şiirin pek çok mühim hadiseleri irsalimesel, telmih ile bir kez daha dile geliyor. Dili, kelimeleri farklı bağlamlarda kullanma meziyeti, kelimelere alışılmadık mana yükleme becerisi yeniden İkinci Yenileri yeni bir Sezai Karakoç’u müjdeliyor.

"Gözlerin şen çocuk sesleri, açıyor / Gözlerin yelkenimin fenerleri / Bir sana titriyor gönüllü yaprağım / Ellerim bir seni terliyor"

Sana içlensin şimdi o melekler
Sende dursun akrep ve yelkovan
İçimdeki en acı suların bile şimdi bir tadı var
Uykular masal uykular sapsarı
Şimdi güz yüzünün en güzel yanı
Ay gümüş geceler şarkılarda mey/ Mabel Matiz - Kül Hece

"Kaç devir geldi kaç nesil geçti / Yürek öyle sevdalı yollar kavuşmaz / Hasretin ne tadı kaldı / Sabır öylece kaldı da sabredeni söyle kim aldı /"Mabel Matiz - Sultan Süleyman

"Seviyorsun, sevmiyorsun / Sevdalık bunun neresinde? / Kantar hep kendinden mi yana? / Har vurup harman savurduğun halde"

"Şeytan diyor ki tövbeler etmeli / Uğrunda yüz kere bin kere ölmeli / Cehennemde bile zulmetsen de / Yok, bir seni sevmeli" /Mabel Matiz - Bir Hadise Var

"Bir dokunursa bin aşka boyar / Rengimi ellerinin ateşi / Bir bahar akşamıdır bana gam / Gözlerin eğse batan güneşi / Ben yanarım / Küllerini savurur içimdeki köz

Kaldır kapağı bak kimler can çekişiyor cennette
Kim çoktan ölmüş kim diri kendi cehenneminde
Sustur bütün yerli yersiz havlayan köpekleri içinde
Bu karanlık sokaklar yalnız onların değil /Mabel Matiz - Arafta

 OSYM bu soru için çok eleştirildi demem odur ki sanatçının şahsi hayatı başka bir mevzu sanatı ise başka bir husustur. Eğer sanat eseri üzerinden bir tartışma yapılacaksa evet. Değil magazin üzerinden popüler kültür mirası bir tartışma yapılacaksa hayır. Bu tartışmalar olmasaydı soru murat ettiği gayeyi yakalayacaktı. Gaye kadim olanı geleceğe bağlamaktan başka nedir. Bunu birileri sanatı ile yapabilmişse yeni nesillere “bu SANATIN” tanıtılması büyük fayda etmez mi? Bazı meseleler kırmızı çizgimiz. Günah hep olacak lakin günah alenileşmeyecek. Müslüman bir toplum günahı normal görmeyecek. Bunun için son nefese kadar mücadele edilmelidir. Fakat birbirinden çok bağımsız meseleler üzerinden olmamalı. Hasılı elmalar ile armutlar karıştırıldı, karıştırılmasın. Üzülerek ifade etmeliyim ki bu tartışmalar kendi bağlamından çok uzak bir mahalle arasında sürdürülüyor. Sanatçı sadece eseri ile değerlendirilir. “Sende dursun akrep ve yelkovan” tasavvuf şiiri açısından size bir Niyazi Mısri’yi, Galip Dedeyi, bütün güzelliklerin tek kaynağı Hüsnümutlakı hatırlatıyor değil midir? Bakılacak tek nokta-yi nazar burasıdır. Kimsenin evinin penceresinden odasını dikizlemeye hakkımız yok, derim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.