Doçentlik Kriterleri Üzerine

Uzunca zamandır ülkemizde “doçentlik kriterlerinin” ne şekilde olması gerektiği hususunda bir tartışma devam etmekte. Yanılmıyorsam her yıl doçentlik kriterleri nasıl olsun? Diye her kesimden kamuoyunda bir tartışma gündeme geliyor. Son yapılan değişiklikle bu durum daha da hararetli bir hal aldı. Yeni getirilen şartların öğretim üyelerince ve konunun paydaşlarıyla yeterince tartışılmadığı kanaatindeyim ve yapılan çoğu değişikliğin de fayda getirmeyeceğini düşünüyorum.

Elbette ki her konu tartışılır. Ancak böyle bir konunun tartışılmasında öncelikle öğretim üyelerinin düşünceleri daha belirleyici olmalıdır. Lakin bu konunun çok da mantıklı ve tutarlı bir şekilde tartışıldığı kanaatinde değilim. Her meslekte olduğu gibi akademide de yükselme kriterleri belli standartlara bağlıdır. Bu standartların değiştirilmesi, kaldırılması ve dönüştürülmesindeki amaç kalitenin artırılması ve keyfiyetin önüne geçilmesiyle mümkündür. Fakat 2018 yılında yapılan doçentlik kriterlerindeki değişikliklerde ben, iyileştirmeden daha ziyade kolaylaştırma, hatta olabildiğince kolay hale getirme yolunun tercih edildiğini düşünüyorum. Mesela “yabancı dil puanının doktora düzeyine çekilmesi (55 puan), sözlünün” kaldırılması ve bazı branşlarda kitap şartının kaldırılmasıyla niceliksel anlamda çok sayıda olabildiğince çok doçentimiz olsun diye bir beklentiye girildiği fikrindeyim. Bu anlamda amaçlanan hedefe ulaşıldı. Fakat niteliksel anlamda amaca ulaşıldı mı? Bana göre hayır.

Peki, hocam, o zaman ne yapılmalıydı? diye bir soru sorulduğunda cevabım da: sözlü sınavın kalkmaması ancak diğer kurumların bazılarının yaptığı gibi sözlü sınavda kamera kaydının yapılarak adaya itiraz yolunun (mahkeme) açık olması gerekirdi. Zira bir aday jüri tarafından kendisine yapılan eleştirilere sözlü sınavda cevap verip yaptığı çalışmaları anlatabilmelidir. Sözlü sınav, jürilerin objektif davranmaması nedeniyle kaldırılmıştı. Ancak bunun yolu sınavı kaldırmaktan değil, sınavda kamera kaydıyla aşılabilirdi. Bazı hocalarımız da sözlü sınav olmadan adayın yaptığı çalışmaların kendisine ait olup olmadığını nasıl anlayacağız? Diyerek haklı olarak eleştiri yapmışlardı.

Doçent adaylarının çoğunun sözlüye karşı olduğunu düşünmüyorum. Ben sözlü ile doçent olmuştum ve jüri üyelerim gerçekten de objektif bir tutum sergilemişlerdi. Yapmış oldukları eleştirilere de orada cevap verme imkânım oldu. Bu durumu aşarız diye düşünüyorum. Ayrıca herkes “doçent, prof.” olacak diye bir kaide olmamalı. Kişi yapmış olduğu yayınların kalitesi ile hak ettiği unvanı elde edebilmelidir. Eğer aday liyakatli ve yeterli değilse “doçent” olmasın zaten. Zorla birilerini “hoca” yapacağız diye dayatmayalım. Batıda böyle bir tartışma olmaz. Ancak ülkemizde biz bir türlü objektif ve bilimsel tutuma sahip olamadık.

Öte yandan bir akademisyenin bir yabancı dili de iyi bilmesi gerekir. Kendi alanıyla ilgili uluslararası yayınları takip edip, konferanslar, sempozyumlar ve panellere iştirak ederek o dilde sunumlar yapabilmelidir. Bu çoğumuzun bir eksikliği. Doktora ile doçentliği yabancı dil puanında eşitlemek (55 puanda) abes ve iştigal doğrusu. Bu durum düzeltilmeli. Bununla da kalmayıp sadece doçentlik şartları konuşulmamalı, doktoraların da kalitesi ortaya konmalı. Gerekirse orada da tıpkı doçentlikte olduğu gibi “jüriler” son anda belirlenmeli.

Aslında doçentlikte bir kriter belirlerken önce şu soruyu sormamız gerekir: Bir doçent adayında olması gereken asgari koşullar bilim dallarına göre neler olmalıdır? ÜAK’ın yapması gereken öncelikle bu soruyu doçent adaylarına sormaktan ibaret olmalıdır. Bakalım onlar bu konu hakkında ne düşünüyorlar. Sonra ise diğer öğretim üyelerine sorarak dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu unvanla ilgili ne tür kriterler var onlara da bakarak makul, mantıklı ve nesnel bir kriter belirlenebilirdi.

Netice itibariyle arızalı ve yanlış olan yerler tedavi edilmelidir. Ben her zaman var olan geleneksel yapının kökünden tümüyle değiştirilmesine karşı olmuşumdur. Maalesef bizde her değişiklik, sistem değişikliğine neden oluyor. Hâlbuki pansuman tedavi diye de bir şey var. İnşallah yetkililerimiz bundan sonra daima kalitenin artırılmasına yönelik değişiklikler yapar. Bunu yaparken de önce düşünüp, tartışıp, paydaşları sürecin içerisine dâhil etmek sağlıklı bir sonuç almak için önem arz etmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ - Mesaj Gönder

# asgari

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.