Nurettin Topçu ve Aliya İzzetbegoviç'in Bıraktığı İzler

Nurettin Topçu ve Aliya Izzetbegoviç yirminci yüzyılın yetiştirdiği en önemli İslam düşünürlerinden biridir. Bu iki bilge karakter, farklı coğrafyada yaşamış olsalar da içinde bulundukları toplumun buhranlı durumundan edindikleri tecrübeleri düşünce sistemlerine yansıtmışlardır. Her iki düşünür de fikirlerini sadece söyleyip bırakmamış, bilakis aktif bir şekilde yazıya dökerek gelecek kuşaklara sağlıklı bir anlayış için yol haritası sunmuştur. Onların bütün amacı ve gayesi aslında daha iyi daha doğru ve daha makul bir din anlayışını özellikle İslam dininin adalet, sevgi, barış, kardeşlik ve hoşgörü ilkelerinin toplumun tüm kesimlerinde yaygınlaşmasında ve benimsemesinde katkıda bulunmak ve çağın tüm gerçekleriyle (bilim, teknik, sanat, ahlak vb.) yüzleşen bir Müslüman modeli oluşturarak tekrar o özlenen eski güzel “ altın çağı” yaşama sevdasını tüm millete aşılamaktan ibarettir.

Her ne kadar onlar arasında bazı meselelere bakışta farklı yaklaşımlar olsa da özünde her iki mütefekkirin samimi birer Müslüman olarak birleştiği nokta geri kalmışlığın sebebinin İslam olmadığı hususudur. Onlar bu ön yargılı düşünceye şiddetle karşı çıkmışlardır.

Öyle ki son iki asır boyunca Müslüman toplumların sömürgeleştirilmesi ve kaybedilen savaşlarla birlikte çok hızlı bir şekilde çöküş sürecine girilmesiyle beraber bazı kesimler geri kalmanın sebebini İslam’da buluyorlardı. İşte bu iki düşünürümüz bu düşünceye şiddetle tepki göstermiştir. Onlar bu bağlamda toplumun yeniden dirilişine imkân tanımak için sorunları tespit edip din, ahlak, kültür, özgürlük vb. konular da nasıl bir din anlayışına sahip olursak tekrar kurucu medeniyetin çocukları olarak o eski özlem duyulan günlere geri döneriz derdindeydiler. Belki de en çok anlatmak istedikleri şey, din ve din anlayışının birbirinden farklı olduğunun idrak edilmemesiydi. Gerçekten günümüzde de hala tartışmakta olduğumuz ve çoğunlukla aşamadığımız bazı meselelerde bu iki kavramın daha doğru ve düzgün bir şekilde anlaşılmaması bizi çıkmaza sürüklemektedir. Din anlayışı, dinin kendisi değildir. Din anlayışı bizim beşer olarak birikimsel mirasımızla sahip olduğumuz bilgi birikimiyle alakalı olan din hakkındaki yorumlardır. Bunlar asla dinin yerine geçemez. Anlayışımızı değiştirmek bizim elimizdedir. Bunun için kişinin dinini değiştirmesine gerek yoktur.

Nurettin Topçu, hayatı boyunca Batı düşüncesinin Müslümanlar tarafından taklit edilerek işlenmesine isyan etmiştir. Özellikle iktidarı elinde bulunduranların yabancılaşmış aydınların kurguladığı kurtuluş reçetelerine sahiplenmesini kabul etmemiştir. O nedenle Topçu, Batı’da edinmiş olduğu bilgi birikimini kendi kültür havzasında işleyerek kendi medeniyetinin tekrar ayağa kalkması için doğru teşhisler yapılması gerektiğine vurgu yapmıştır. Öyle ki Topçu, bu düşüncesinden yola çıkarak maddi dünyanın karşısında isyandan hareketle gelenekçi bir İslam anlayışını benimseyerek ahlakla dinin yaşanılan bir değer olması gerektiğine vurgu yapmıştır.
Izzetbegoviç ise Batı’nın yıkıcı etkilerinden sıyrılmak için “üçüncü yol” fikrini benimsemiştir. İslam dünyasında beklenen bu uyanış aslında makineleşmiş maddi dünyanın yok edici tavrına karşı kendi kimliğini koruma içgüdüsüyle ortaya konulan reaksiyondur. Izzetbegoviç, mistisizme mesafeli bir düşünürken; Topçu ise tam aksine vahdet-i vücutçu bir anlayışa sahiptir.

Izzetbegoviç, çoğunlukla uygarlık, bilim, kültür, sanat vb. konularda dengeden yana bir tavır alarak bu alanların birbiriyle kavgalı değil, bilakis ortak yönlerinin olduğunu vurgulayarak var olduğu iddia edilen çatışmanın çok da gerçekçi bir çatışma olmadığına hükmeder. Topçu ise meselelere daha çok ruhi/ideal ve dini açıdan bakmaya çalışır.

Eğer Topçu ve Izzetbegoviç’in düşüncelerini daha rasyonel bir bakış açısıyla değerlendirip olması gereken bir çıkarımda bulunabilirsek düşünce dünyamıza çok şeyler katarız. Öyle ümit ediyoruz ki, bu iki öncü fikir adamımızın İslam ve Müslümanlar hakkındaki çıkarımları ve çözüm önerileri ileriki zamanlarda daha iyi analiz edilerek tatbikat imkânı bulur ve gerek kendi kültür havzamızda gerekse diğer kültür havzalarında yeniden öncü medeniyetin kurulması noktasında onların fikirleri İslam düşüncesine çok büyük katkı sağlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.