Hayat yolunda damar kazası: kalp krizi kader midir?

Hayat bir yoldur. Kimi zaman virajlı ve engebeli bu yolda bedenimizi ilerleten nedir diye sorduğumuzda kalp aklımıza gelir bir motor misali. Gece gündüz durmaksızın, dinlenmeden, bir ritim içinde, yaşamın her anında çalışır ki adeta “yaşamın sırrı” bende der gibi.

Yumruk kadar olan kalp basit bir kan pompası görevi görerek bedeninizin her köşesine yaşam enerjisini ulaştırır. Bunu yaparken de kendisi de enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji de damarlar sayesinde ulaşır kalp hücrelerine. Kastettiğim şey kalbi besleyen borular olan koroner damarlardır. Koroner damarlar hayatın en önemli damarlarıdır belki de. Çünkü buradaki akım kalbin enerjisini dolayısı ile tüm bedenin yaşam enerjisini sağlar.

Kalbin etrafını saran koroner damarlar (üç ana koroner vardır)  yavaş yavaş daralabilir, o vakit kalp kendisi buna adapte olmak için zaman kazanabilir. Ancak bazen bu damarlar aniden tıkanır ki işte o zaman bir kriz hali hâsıl olur, tam bir enerji krizi. Enerji alamayan kalp hücreleri ölür ve kan yani enerji pompalanamaz bedene. Ve işte Kalp krizi...

Bu aniden tıkanmaların yeri ve zamanı tam olarak kestirilemiyor, bir trafik kazası gibi yol boyunca her an meydana gelebilir. Bunu bir yere kadar kaderin bir cilvesi olarak kabul edebiliriz elbet ancak nasıl ki trafik kazalarını artıran bazı durumlar varsa, kalp krizini kolaylaştıran durumlar da mevcuttur ki bunlara kazaya davetiye çıkarmak denilebilir kaderden çok.

Ana-babadan aldığımız genetik mirasımız çok önemlidir, yakın akrabaları(özellikle anne, baba ve kardeş) kalp krizi geçiren kişilerde kriz geçirme riski fazla oluyor maalesef. Nasıl ki fabrikadan sağlam çıkan araçların kaza yapma riski az oluyorsa.

Yaşamakta başlı başına damar kazası riskini artırıyor, çünkü yaşadıkça yaşamın enerji boruları yıpranıyor ve tıkanma riski artıyor. 45-55 yaşından sonra kaderin başka bir cilvesi de ortaya çıkmış oluyor.

Kadınsal hormonların damarları koruma özelliği vardır.  Bu nedenle kadınların menopoza kadar erkeklere göre daha az damar kazası riski vardır. Erkeklere de kaderin cilvesi..

Bazı durumlarda vardır ki kader değil artık kazaya davetiye çıkarmak denilebilir bunlara.  En başında sigara geliyor tahmin ettiğiniz gibi. Oksijen yerine sigara dumanı doldurunca ciğerlere, daha az oksijen geçer kana, vücut daha fazla oksijen almak için kan hücrelerini artırır, kan koyulaşır ve akımı yavaşlatır. Ayrıca oksijen yerine geçen duman damar duvarlarına zarar verir zift misali.

Yağlar ve kolesterol vücut için gereklidir ancak damarlar için biraz sorundur. Çünkü yağ ve kolesterol suda çözünmez, “yağlar üste çıkar” bildiğiniz gibi. Bu nedenle damar içinde taşınması bir sorundur. Ne kadar özel paketler halinde taşınmaya çalışılsa da özellikle de katı yağların (trans, doymuş yağlar vb..) damar içinde katılaşma eğilimi fazladır. Velhasıl damarın tıkanma riskini artırırlar.

Bedenimiz şekere enerji için ihtiyaç duyar, şeker ise kanda suda çözünerek taşınır.  Ancak bir miktarı aşınca, şerbetin koyulaşması gibi, kanı koyulaştırır, kanın akışını azaltır ve damar duvarına zarar verir. İnsülin hormonu bu koyulaşmayı azaltmakla görevlidir.  Şeker hastalarının sorunu kandaki şekeri azaltıp, damar akımını tam koruyamamaktır. Şeker hastalarında kriz riski yüksektir bu yüzden.

Damarda akışın sağlanması için kanda belli bir basınca ihtiyaç vardır. Ancak kan basıncın gereğinden fazla olması, damar duvarına aşırı yük bindirerek, hasar ihtimalini ve damar kazası yapma ihtimalini artırır.

Genetik, yaş, erkek olmak kalp krizi için bir kader ise de sigara, yüksek kan kolesterolü, şeker hastalığı, yüksek tansiyon kalp krizine davetiye çıkarmaktır. Sigarayı bırakarak, kan kolesterolünü, kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) kontrol altına alarak damar kazasını engellemiş oluruz, hem de elimizden geleni yapmış olmanın verdiği iç huzurla, sağlık için psikolojik desteği de sağlamış oluruz.

Bu huzura ermek için, dengeli beslenmeli, katı yerine sıvı yağlar tercih edilmeli, direk şeker tüketimi azaltılmalı, kan basıncı kontrolü için tuz tüketimi azaltılmalı, gerekirse tansiyon ve/veya kolesterol ilaçları kullanılmalıdır. Stres dâhil, tansiyon, şeker, kolesterol, kan akışı üzerine olumlu etkileri olduğundan, hareket ve egzersiz hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmalıdır

Hayatı tamamen boş vermek olmaz ama gereksiz psikolojik takıntılardan da sıyrılmayı bilmemiz gerekir ki stres de kalp krizi riskini artırmaktadır.

Krizi engellemek için bu kadar şey yapabilecekken, kriz olduktan sonra yapabileceklerimiz ise çok kısıtlıdır. Krizden şüphelenildiğinde, mesela öküz oturmuş gibi bir göğüs baskısı hissedildiğinde, önce 112 aranmalı, varsa bir aspirin (bebe) alınmalıdır. Tıbbi müdahale için hızlı davranılmalıdır.

Hayatın sonu için bir bahane vardır hep, bu sonu ertelemenin ve yaşam kalitesini arttırmanın bahaneleri olduğunu da hatırlatmış olduk.

Uzun ve kaliteli bir yaşam dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Ahmet AKDİ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.