Felsefe Tarihçilerinin "İslam Felsefesi" İle İmtihanı

Felsefe Tarihi alanı, tıpkı “tarih” gibi çok geniş bir alanı kapsamaktadır: İlk çağ, Orta çağ, modern ve post-modern dönemi içine alır. Ancak nedense ülkemizde bu alanla uğraşanların çoğu, Batı felsefe Tarihini sanki Dünya Felsefe tarihi gibi ortaya koyuyorlar. Bu aslında doğru değil. Elbette ki felsefenin bugünkü halini almasında Batı Medeniyetinin ve filozoflarının çok büyük etkisi olmuştur.
Ancak benim dikkatimi çeken Bedia Akarsu ve Macit Gökberk gibi ülkemizde iyi tanınan felsefecilerin İslam felsefesinden hiç bahsetmeden Orta Çağ Felsefesini; kilise, skolastik düşünce, manastır ve dogmatik bir eğitim anlayışı ortaya koyan Hristiyanlık üzerinden sadece anlatmaları hiç doğru değil. Onların bahsettiği bu dönemlerde özellikle 9-13 asırlarda İslam dünyası “altın çağı” (Golden Age) yaşıyordu. Orta Cağda felsefeyi yapanlar çoğunlukla Müslüman filozoflardı. Cabir b. Hayyan, Kindi, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd, İbn’ül-Heysem, Biruni, El-Cezeri vb. gibi bilim adamı ve düşünürler olmadan bugünkü Batı Felsefesinden bahsedebilir miydik?

Öyle ki bu insanların emeği, azmi ve çabası hep görmezden geliniyor. Batı, o tarihlerde kilisenin hegemonyası altında kadının ruhunun olup olmadığını dünya ve evrenle ilgili saçma-sapan öğretileri tartışırken, İslam dünyasında parlak bir medeniyetin kuruluşunun adımları atılıyordu. Bunda Müslümanların felsefeye özellikle Mutezili düşünceye mensup halifelerin (Memun, Mutasım ve Vasık) etkisi büyük olmuştur. Aristoteles ve Platon’u Batıda doğru düzgün bilen insan sayısı çok az iken Farabi ve İbn Rüşd gibi büyük üstatlar Aristoteles’in eserlerini şerh ederek ömrünü geçirmişlerdi. Değişik felsefi ekollerin ve düşüncelerin ortaya çıkmasında felsefenin İslam dünyasına girişi etkili olmuştur. Peki 8-9. Yüzyılda felsefe, tıp, mantık vb. ilimler İslam dünyasına girerken Batı’da neler oluyordu? Neden Batı’ya felsefe ve bilim İslam coğrafyasına girdiği gibi girmemişi? Diye bizim felsefe tarihçilerimiz hiç sormazlar mı? İslam dünyasına felsefenin girişini tehlikeli görmeyen ve felsefe (hikmet) ile tevhit ilkesini diğer inanç mensuplarına karşı daha iyi savunuruz ilkesini benimseyen aydınlarımız, felsefe ile dini bir araya getirerek uzlaştırıcı bir yol haritası çizmişlerdi. Zira Kur’an’da 750’ye yakın ayette akletme, düşünme ve tefekkür etmeden bahsediyor. Yani Kur’an’ın %15 sorgulama ve derin düşünmeyi teşvik ediyor. O nedenle felsefeyle tanışmayı kendileri açısından tehlikeli görmediler. Halbuki Batı’da durum çok farklıydı. Kendi inandıkları kutsal kitapları bile insanlarından okumalarını istemeyen, sadece kendi sözlerini dinleyip onlara inanmalarını isteyen Orta Cağ papazları akletme, düşünme, sorgulama ve eleştirmeyi yöntem olarak benimseyen “felsefenin” ülkelerine girmesine müsaade eder miydi? Etmesi de beklenmezdi zaten. Batı, felsefeyi doğrudan Yunan’dan değil, İslam filozoflarının eserleriyle çoğunlukla tanıdı. Orta Cağda İslam düşünürleri olmasaydı, bugünkü Rönesans ve Reform hareketlerini Batı nasıl yaşayacaktı? Batı'nın ve içimizdeki tezahürlerinin yüzlerce yıllık bir ilmi mirası görmezden gelmesi doğru değildir.

O nedenle tek tip bir Orta Cağ felsefesinden bahsedemeyiz. Hele hele İslam düşünürlerini yok sayarak Batı Felsefesini anlayamayız. İslam Felsefesi de Felsefe Tarihinin içinde anlatılmalıdır. Özellikle Orta çağ Felsefesinin ağırlıklı kısmı İslam Felsefesi üzerinden konuşulmalıdır. Benim anlayamadığım husus, Batılılar ideolojik olarak ya da başka nedenlerle İslam Felsefesini görmezden gelebilirler. Bizim felsefe tarihçilerimiz niçin onlar gibi meseleye bakıyorlar? Bu da bir ön yargı değil midir? Demek ki verilen felsefe eğitimini sorgulamamız gerekir. Biz nasıl ki Batının vermiş olduğu emeğe ve katkıya saygı duyuyorsak, onlar da İslam düşünürlerinin vermiş olduğu emeğe ve katkıya saygı duymalıdırlar. Zira insanlık tarihinde her bir medeniyet kendini farklı açılardan ortaya koymuştur. Çin, Mısır, Hint, İran vb. hepsinin farklı özellikleri vardır. Onların ortaya koyduğu ve insanlık açısından faydalı bilgileri de görmezden gelemeyiz. Tüm bu medeniyetleri yokmuş gibi varsayarak tarihi, felsefeyi, bilimi, edebiyatı, sanatı vb. sadece Batı ile özdeşleştirir ve her şeyin başlangıcını Batı ile okumaya kalkarsak insanlık adına çok doğru iş yapmış olmayız. Dünya Tarihi Batı'nın tarihinden ibaret değildir. Bugün Batı, ileri seviyededir. Ancak yarın da başka bir medeniyet ön plana çıkabilir. Sonuç olarak insanlık tarihinin birikimsel mirasına toptan, tek tip bir bakış açısıyla bakmamamız gerekir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.