Tatlı tuzağı ve tatsız şekerler

Çocukların peşinden koştukları tatlı bir hazine, büyüklerin yemeğin sonuna sakladıkları bir ödül. Tatlı ve şekerlemelerin cazibesinden bahsediyorum. Yediğimizde beynimiz dinçleşir daha bir zinde hissederiz kendimizi. Çünkü beynimiz yalnızca şeker yani glikoz yakarak enerji ihtiyacını karşılar. Diğer organlar gibi yağ ya da protein yakmaz. Başka bir deyişle beyin şeker bağımlı bir organdır. Bu da şekerlerin neden bu kadar cazip olduğunu açıklayabilir.

Şeker denilince ilk olarak aklımıza tatlı olanlar yani serbest şekerler gelse de lifli olan kompleks şekerler de vardır. Kabaca serbest şekerler ve kompleks şekerler olarak ikiye ayrılır ve bilimsel ve genel bir ad olarak da karbonhidratlar diye adlandırılır. Serbest şekerler birli veya ikili yapıda olup direkt tatlı şekerdir. Kompleks şekerler ise çok sayıda tekli şekerden oluşur; boncukları dizerek tesbih yapmak gibi tekli şekerlerin dizilerek ortaya çıktığı lifimsi yapılardır. Tam tahıllar, karabuğday, baklagiller, patates, makarna, pirinç, fasulye, mısır, arpa, mısır unu lifli kompleks karbonhidrattan zengin gıdalardır. Bunlara tatsız şekerler desek yeridir.

Serbest şekerleri bal ve meyveler dışında doğada bulmak zordur. Aslında bulmak zordur dediğime bakmayın, bu kadar cazip bir şeyi insanoğlu tabii ki kolayca elde etmek için bir yol bulacaktı. Yaklaşık 2 bin yıl önce Hintliler şeker kamışını değirmende işleyerek serbest şekeri saf halde elde etmişlerdir. Hindistan'da "śarkarā",  “sakkhara” adıyla anılan bu tadın diğer dillerdeki ismi bu kelimelerden türemiştir. Eski Yunancada "sakχaron" ve Arapçada "sukker" olmuş ve batı dillerine de Arapçadan geçmiştir. Önceleri daha çok baharat ve ilaç olarak dünyaya yayılan şekerin, çay, kahve, çikolata, kola gibi yiyeceklerin artmasıyla ve özellikle  sanayi devrimiyle birlikte üretimi  yaygınlaşmıştır ve bulmak çok kolay hale gelmiştir. Bu kolaylık aşırılığa, aşırılık da sağlık sorunlarına dönüşmeye başlamıştır.

Yukarıda da söylediğim gibi beyin sadece şeker yani glikoz yakar. Sadece glikoz yakar ama beyinde glikoz depolanamaz. Zaten sınırlı bir alan olan kafatası içinde bir de depolama için yer olması beklenemezdi. Bu nedenle beyin enerji gereksinimini karşılamak için sürekli olarak kan dolaşımından glikoz almalıdır.

Yemek yediğimizde kandaki şeker oranı yükselir, şerbetli suyun yoğunlaşması gibi kanın yoğunluğu artar ve kan akışı bozulur ardından damar duvarlarına hasar vermeye başlar. Beyine şeker geçişi serbest olduğu için beyin hücreleri de şekere boğulur ve şeker koması… Bu durum gerçekleşmesin diye kandaki şekeri belli bir değere çeken meşhur hormon insülin göreve koşar, glikozu karaciğer, kas gibi organların içine gönderir ve glikoz burada daha sonra kullanılmak üzere lifli şekere yani glikojene dönüştürülerek depolanır.

Açlık durumunda kandaki şeker miktarı azalır bu da beyinin enerjisiz kalmasına ve bu kez de hipoglisemik komaya sebep olur. Bunu önlemek için de glikagon hormonu göreve koşar ve depolanan glikojeni serbest şekere dönüştürüp kana salınmasını sağlar. Böylece pankreastan salınan bu iki hormon beynin dışındaki dokulara glikoz giriş çıkışını kontrol ederek kandaki şeker seviyesini beyin için belli bir seviyede tutar.

İnsülin ile ilgili bir sorun çıktığında diyabet daha çok bilinen adıyla şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalarda kandaki şeker düşürülemez ve azalan kan akışkanlığı nedeni ile kalp damar hastalığı başta olmak üzere birçok sağlık sorunu ortaya çıkar.

Serbest yani tatlı şekerler basit oldukları için direkt kanda ve suda çözünür. Böylece sindirime gerek kalmadan hemen beyine ulaşabilirler. Yani en kolay, en hızlı enerji kaynağı bu tatlı şekerlerdir ki kanda şekerin ani ve hızlı yükselmesine bu da insülin hormonunun aşırı çalışmasına sebep olur. Başka bir deyişle bu kolaylık aşırılığa giden bir yol da açmış olur. Sanki tatlı bir tuzaktır.

Lifli yani kompleks şekerler önce sindirilip serbest şekere parçalanması gerektiği için sindirim sisteminden daha yavaş emilir ve kan şekeri seviyesinin daha istikrarlı olmasını sağlar. Ayrıca sindirilemeyen selüloz gibi lifli şekerler bağırsakların sağlığı için çok faydalıdır. Bu nedenle, lifli kompleks şekerler sağlıklı bir beslenmede her zaman daha ön plandadır.

Yapılan çalışma ve gözlemlerde şekerli içeceklerin, kalp-damar ve sindirim sistemi hastalıklarını artırdığı, yapay tatlandırıcılı içeceklerin ise kalp damar hastalıklarında bir miktar azalma sağlasa da toplam ölüm oranlarında bir azalma sağlamadığı ortaya konmuştur. Çalışmalarda meyvenin kendisini günde 2-3 porsiyon tüketmenin kalp damar hastalığı riskini azalttığı gösterilmiştir.

Sağlık otoriteleri direkt şekerlerden (tatlılar, kola, meyve suyu, vb.. ) en fazla %10 oranında enerji alımını önermektedir. Ortalama bir yetişkinin 2000 - 2500 kaloriye ihtiyaç duyduğu göz önüne alınırsa, sadece 2 dilim baklava, sadece 2 bardak kola veya meyve suyu, sadece 20 tane küp şeker ile bu limit doldurulmuş hatta çoktan aşılmış olur.

Sonuca bağlayacak olursak, tatlı tuzağından sakının tatsız şekerlere yönelin.

Sağlıklı beslenmede ve sağlıcakla kalın...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Ahmet AKDİ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.