Tırnak İçi İfadeler Ya Da Veciz Sözlerle Düşünce Dünyası Oluşturulamaz

Günümüzde dijitalleşmenin getirdiği imkanları hepimiz kullanıyoruz. Hemen hemen herkes kendi gündemini ve yazılarını paylaşarak adeta eskinin hem habercisi hem de gazetecisi konumunda. Ancak sosyal medyada özellikle twitter, facebook, instengram vb. üzerinden tırnak içi ifadeler ya da belli bir takım meşhur veciz sözleri alıntılayarak belli bir düşünce dünyası çoğunlukla gençler tarafından oluşturulmaya çalışılıyor. Bu durum açıkçası gençler açısından sakıncalı gözüküyor. Elbette ki okumak bilgilenmek önemlidir. Lakin düşünce dünyası kitaplardan uzak bir şekilde kurulamaz. Çok fazla okumayan ya da okumayı sıkıcı bulan bir gençlikle karşı karşıya olduğumuz bir gerçek.

Öyle ki bu kuşak, okuma ve dinleme sürelerini neredeyse dakikalara sığdırmış durumda. Hatta kendi aralarındaki yazışmalarında bile sesli harfleri kaldırdılar. Bu, açıkçası geleceğimiz açısından çok fazla okumayan ve düşünmeyen bir gençlikle karşı karşıya kalacağımıza işaret ediyor. Zira onlar için her şeyin cevabı 3-5 dk. Geçmemeli. Hatta her sorunun cevabı “hap” gibi olmalı. Bu durum özellikle sosyal bilimler açısından çok mümkün değildir. Çünkü anlama ve yorumlamanın olduğu, üzerinde ciltlerle dolu kitapların yazıldığı bir alanda sorunların tek, mutlak ve kesin bir cevabının sanki birisine bilinen bir şifreyi verir gibi olmasını beklemek garip doğrusu. Kuşkusuz bunda gençleri tek başına suçlamanın bir anlamı yok. Biz yetişkinler de onlara yeterince rol-model olamıyoruz. Onların halet-i ruhiyesini kavrayamıyor ve zamanın ruhunu kaçırıyoruz. Bizim zamanımızda saatlerce siyasi, dini, ilmi konuları TV başında sabırla dinlediğimiz oluyordu ve hiç sıkılmadan sabahladığımı çok iyi hatırlıyorum. Adeta ders dinler gibi tartışma programlarına kitleniyorduk.

Bazen düşünüyorum da 28 Şubat döneminin TV’deki tartışmaları bugünkünden daha kaliteliydi. Zira din-siyaset, İslam-Laiklik, İslam-Demokrasi, Demokrasi-Çoğulculuk, Medeniyet-Bilim-Felsefe ilişkisi vb. çok fazla yararlı programlar uzmanları tarafından tartışılıyordu. Çok da faydalı oluyor ve bilgileniyorduk. Aradan geçen zaman sürecinde konular ve konuklar değişti. Özellikle dini tartışmaların seviyesi magazinleştirilerek (sakız orucu bozar mı? Havuza girmek orucu bozar mı?) sıkıcı hale getirildi. Halbuki bu tür soruları ya da tartışmaları yaptıranlar şunu hiç görmediler: 1400 yıldır orucu bozan şartlar hiç değişmedi. Lakin ahlakı bozan şartlar değişti. Neden asıl gündemimize dair konular uzman kişilerce ana akım medyada konuşulmadı da dini magazinleştirenlerce ve çoğunluğu uzman olmayanlarca tartıştırıldı? Bu hiç gündeme gelmedi. Ülkemizde maşallah herkes her konuda uzman olmuş. TV açtığımda hep aynı kişiler karşımıza çıkıyor. Özellikle de gazeteciler ve hukukçular her konuda uzman olmuşlar: din-siyaset-ekonomi-sağlık vs. Meclisin %80’den fazlasının da hukukçu olduğunu düşündüğümüzde artık eğitimci, akademisyen, yazar vb. kişilerin görevlerini de onlar üstlenmiş durumdalar. Biz de tüm bu olup bitenler karşısında yeni medeniyeti nasıl kuracağımızı ve ne yapmamız gerektiğini kendi aramızda konuşup duruyoruz. Belki ben yanılıyor olabilirim. Ancak benim tarafımdan resim böyle görünüyor.

Öte yandan başlıkta da belirttiğim üzere tırnak içi ya da veciz cümlelerle düşünce dünyasını niçin kuramayacağımızı şu örneklerle izah edeyim:

Mesela; Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım.”

Kant: “İnanca yer açmak için bilgiyi inkâr ettim.”

Gazali: “Allah kalbime bir nur verdi, bu krizden kurtuldum.”

Kindi: “Felsefe Allah’ın fiillerine benzemeye çalışmaktır, ölümü hatırlamaktır.”

Aristoteles: “Ne Güneş doğuşu ne de batışı adalet kadar hayranlık vericidir.”

Sokrates: “Kendini bil.”

Şimdi tüm bu ifadeleri söyleyen düşünür ya da filozofların bu sözleri söylerken ne çileler ne buhranlar ne krizler yaşadıklarını, hiçbirimiz eğer okumadıysak bilemeyiz. Bu düşünürlerin bu ifadelerinden anlamamız gereken şey, bu sözlerin onların düşünce dünyalarında geçirmiş oldukları sürecin sonuç cümleleri olduğudur. Biz sonucu biliyor ama nedeni bilmiyor ya da az biliyorsak onların meramını ve ne demek istediklerini tam olarak anlayamayız. Nedeni bilmek için ise bol bol onların hayatlarını ve fikirlerini okumamız gerekir. Yoksa bu cümlelerin anlamlarını salt olarak kavrayamayız.

O nedenle kısa veciz ifadeler, belli bir bilgi birikimi olanlar için etkili ve yararlı olabilir. Lakin okumakla ve düşünmekle arası iyi olmayanlar açısından bu yöntem etkili olamaz. Gençlere tavsiyem her konuda kısa ve özlü cevap istemeniz mümkün olmayabilir. Bazen konunun hassasiyetinden uzun uzun dinlemek zorunda kalabilirsiniz. Size düşen; bıkmadan, usanmadan, sabırla dinlemek ve okumaktır. Her meselenin cevabı “evet” mi, “hayır” mı? Diye olsaydı ne mezhepler ne partiler ne de sosyal gruplar ortaya çıkardı. Bu yapıların arkasında her birinin tarihsel süreç içerisinde geçirmiş olduğu varoluşsal durumlar söz konusudur. Eğer bunları iyi bilmez de belli tırnak içi ifadeler ya da veciz sözleri ezberleyerek bir düşünce dünyası kurmaya kalkarsanız bu oluşturduğunuz dünya “yapay ve sanal” bir dünya olur. Uzun yazı ve konuşmaları sevmiyor ya da sıkılıyor olabilirsiniz. Ancak saatlerce film, dizi ve oyun oynarken hiç sıkılmıyorsunuz. Abiniz olarak size tavsiyem: Biraz da size faydalı yazı, film ve konuşmalara da aynı duyarlılığı göstermeniz. Eğer bu tavsiyeme kulak verirseniz eminim ki, geleceğinizi ve geleceğimizi daha iyi inşa edersiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.