Ayasofya'da Cuma Namazı Kılmak

Dünya olarak olarak zor zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde yaşadığımız travmaları hafifletecek gelişmeler yaşanıyor. Sebepler aleminde, imtihan dünyasında bazı şeylere sabretmeyi bugünlerde daha çok öğrendik. 480 yıl Camii olarak hizmet veren Ayasofya’nın Cami olarak tekrar ibadete açılması , giriş ücreti ödemeden rahatlıkla ibadet edebilmemiz gerçekten muhteşem bir olay. Açılışa büyük katkılar sağlayan Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN Beye emeği geçen bütün Devlet görevlilerine şükranlarımı arz ederim.

Açılışından bir yıl sonra Bu hafta Cuma Namazını Ayasofya Camiinde kılmak nasip oldu. Dünyanın her kesiminden gelen Müslümanlarla birlikte Cuma namazı kılmak gerçekten muhteşem bir duyguydu. bu duyguyla birlikte Büyük Dava adamı Rahmetli Necmettin ERBAKAN Hocamın “Eğer ki AYASOFYA kırmızıya boyanmışsa ,kiliseye benzetilmişse, Ezan okunmuyor, içinde namaz kılınmıyorsa biliniz ki Türkiye’ye taklitçiler hakimdir. Biliniz ki yeryüzünde sadece zulüm düzeni yürümektedir. Yok eğer Ayasofya’da gümbür gümbür ezanlar okunuyor, HAKK’ın sesi bütün Dünya’ya ilan ediliyorsa o zaman da biliniz ki Türkiye’de Milli Görüşçüler hakimdir, inananlar hakimdir, yeryüzüne adil düzen hakimdir.” Sözleri aklıma geldi. Gümbür gümbür sala ve ezan sesleri gökleri inletti. Rabbim tüm Müslümanlara Ayasofya-yı Kebir Camiinde Cuma namazı kılmayı nasip etsin.

Geleneksel İslam mimarisinde Camiiler, şehrin merkezine kurulur, bütün caddeler, sokaklar o Camiiye çıkardı. Ve o şehir, Camiiden neşvünema bulurdu.

Biliyoruz ki, içinde ibadet edilmeyen, cemaati olmayan Camiiler “garip”tir. Camileri garip kalan Müslüman bir toplum, hayat neşesini de kaybeder. Mabetleri mahzun bir milletin, gönülleri mesrur olamaz. Camileri garip ve mahzun bırakmamanın yolu ise, içinde “ibadet” etmektir. Ezan-ı Muhammedînin ardından onun huzur veren atmosferinde buluşmaktır. Bu sebeple bir caminin kapılarının ibadete kapalı olması, Müslümanların yüreklerini dağlayan en büyük ızdıraptır. Bir caminin amacı dışında kullanılması da temiz vicdanları yaralayan açık bir haksızlıktır. Söz gelimi Ayasofya’nın Camii hüviyetinden kopartılmış olması da hem ülkemize hem de Müslümanlara ve hatta Dünya siyaset tarihine bile bir darbedir. Çünkü gayr-i müslim olan Rus tarihçi Ouspensky bile “Türkler 1453’te, Haçlıların 1204’te yaptıklarından çok daha insanca ve hoşgörüyle davrandılar” diyebilmektedir. Kılıç ile fethedilen bir şehirde insanların, din ve inanç özgürlüğü hakkı garanti altına alınmış ama nihayetinde içinde adaletsizliklerin, haksızlıkların olduğu kan ve gözyaşının aktığı Kostantiniye fethi ile artık İstanbul olmuş ve bu kutlu şehir Müslümanların “ser şehri” olmuştur. Fethedilmeden önce ise, Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların “taç giydiği”; başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.

Ayasofya’nın batı dünyasındaki önemi için şu anektod oldukça önemlidir. Kaynaklarda, Ayasofya’nın açılış günü İmparator Justinianos’un, mabedin içine girip, “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” dedikten sonra, Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı geçer.

Osmanlı’nın son dönemlerinde restorasyona ihtiyaç duyulan Ayasofya Camii’nin bakım ve onarımı dönemin zorlu şartlarında tehir edilmiş nihayetinde Cumhuriyet döneminin hemen başlarında, restorasyon yapılma bahanesiyle Camii geçici olarak ibadete kapatılmış, kısa bir süre sonra ise Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır. 1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur.

Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi Ayasofya’nın hangi maksada matuf kullanılacağı meselesi Türkiye’nin iç meselesidir ve buna Türkiye karar vermiştir. Bizlere düşen ise bu günleri bizlere gösterdiği için Allah’a dua etmek, Ayasofya’nın İslam Dünyası için hangi manaya delalet ettiğini başta gençlerimiz olmak üzere her kesime anlatarak, gençlerimizin de Dedelerinin emanetine sahip çıkması, geleceğimiz açısından çok önemlidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İrfan KAŞIKÇIOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Memur Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Memur Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Memur Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Memur Postası değil haberi geçen ajanstır.