1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Mustafa Kır: Hicri Yılbaşında Hicret Ruhuna Muhtacız
Mustafa Kır: Hicri Yılbaşında Hicret Ruhuna Muhtacız

Mustafa Kır: Hicri Yılbaşında Hicret Ruhuna Muhtacız

Mustafa Kır: Hicri Yılbaşında Hicret Ruhuna Muhtacız

A+A-

MEMUR-SEN ANKARA İL VE EĞİTİM-BİR-SEN ANKARA 1 NOLU ŞUBE BAŞKANI MUSTAFA KIR'IN  HİCRİ YLBAŞI MÜNASEBETİYLE YAPTIĞI "HİCRİ YILBAŞINDA HİCRET RUHUNA DAHA ÇOK MUHTACIZ " KONULU YAZILI BASIN AÇIKLAMASIDIR. 

                         Hicri Yılbaşında Hicret Ruhuna Daha Çok Muhtacız

            Hicret, Mekkeli müşrikler  tarafından   Hz. Muhammet ve Onun ashabına   yapılan kötü muameleler  karşısında   İslam'ı yaymak  için  daha uygun şartlar oluşturmak amacıyla  Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye zorunlu olarak  yapılan göç  olayıdır.  

            Hicret; Allah rızası için maldan, candan, evlattan,vatandan feragat edebilmenin, günahlardan sevaba, kötülüklerden iyiliğe, haramdan helale, savaştan barışa  şirk devletinden  İslam devletine, bedevilikten   medeniyete  giden  kutlu yolculuğun adıdır.

            Hicret sıradan bir göç, alelade bir mekan değişikliği olmadığı gibi  Mekkeli müşriklerin zulüm ve işkencesi karşısında yılgınlık gösterip kaçış olayı da değildir. Aksine insan olmanın onurunu yakalamak, gasp edilen hakları geri alabilmek,oluşan düşmanlıkları  dostluğa ve kardeşliğe dönüştürebilmek için yeniden mücadele şartlarını oluşturmaya yöneliştir.

            Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye zorunlu olarak  yapılan Hicret  İslam tarihinde meydana gelen çok önemli hadiselerin başlangıcı olduğu için  kameri ayların ilki olan 1 Muharrem de Müslümanlar için hicri yılbaşı sayılmıştır. 1 Muharrem  tarihine denk gelen Miladi 25 Ekim  2014 günü yani bu gün İslam âleminin 1436. Hicri yılbaşısıdır.  Bu vesileyle İslam âleminin Hicri yeni yılını tebrik ediyor,   insanlığın barış, huzur, mutluluk ve bereketine vesile olmasını diliyorum.

                 Bilindiği üzere  İnsanlık tarihi boyunca bütün insanlığın  hidayeti ve kurtuluşu için Allah tarafından gönderilen peygamberler kendi kavimleri tarafından  işkence ve zulme maruz kalmışlardır.Peygamberlerden  kimisi kendi kavmi  tarafından aşağılanmış, kimisi de Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)  ve Ona  inanan bir avuç sahabe gibi   akla durgunluk veren kötülük ve  işkencelerle 13 yıllık tevhit mücadelesinin ardından miladi 622’yılında İslam ahkâmını inşa edebilmek amacıyla Mekke’den Medine’ye  göçe zorlanmıştır.

            Şüphesiz,  insanlık tarihinde bazı zaman ve bazı mekânların önemi  zamanın kendisinden değil,o zaman ve mekânlarda cereyan eden hadiselerin öneminden kaynaklanmaktadır. Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicreti de kendisinden sonra çok önemli hadiselerin doğumuna vesile olduğu  ve Allah’ın emrine binaen gerçekleştirildiği için İslam tarihinde Müslümanlar için bir dönüm noktası sayılmıştır.

            Çünkü Mekkeli müşriklerin zulüm ve işkencesi karşısında iman ve sabırdan öte gidemeyen 13 yıllık tevhit mücadelesi hicreti, Hicrette Medine İslam devletini ve İslam medeniyetini doğurmuştur. Hicretle birlikte İslam'ın yayılması için çok  uygun şartlar oluşmuş, Mekke'den Medine'ye Hicret eden Muhacirlerle Onlara yardım elini uzatan Ensar arasında oluşan İslam kardeşliğinin  örnekleri  sunulmuştur. Medine’de kurulan İslam devleti ile Medine - Mekke arasında kardeşlik köprüsü  kurulmuştur. Medine İslam devleti  ile Mekke  fethinin, Mekke’nin fethi  ile de İslam dininin Cihanşümul bir din olmasının yolu açılmıştır. Kısaca  İslâm dini hicret sayesinde gelişme yayılma; fert aile ve toplum hayatında uygulanma imkanına kavuşmuştur.         

             İslam tarihinde bir dönüm noktası hicretle başladığı  için Hz Ömer’in hilafeti döneminde Hz. Ali (R.A) ın teklifi ve İslam şurasının onayı ile Peygamberimizin miladi 622’yılında Mekke’den Medine’ye hicreti İslam tarihinde  başlangıç sayılmıştır.  O yılın Muharrem ayının 1.günü de hicri [kameri]  Müslümanlar için yılbaşı olarak kabul edilmiştir.       

       Şunu ifade etmek isterim ki; Hz. Peygamberin (S.A.V)`in Mekke`den Medine`ye göç etmesinin ardından zuhur eden çok önemli gelişmeler ; Hicri takvimin   başlangıç yılı olarak kabul edilmesi   salt bir mekan değişikliği ve  göç olayı olmadığının açık bir göstergesidir.

             Onun için  Hicri yılbaşını sadece  camilerde hutbelerde duyurmak yetmez.  Bu gün içinde bulunduğumuz toplumun madden ve manen kurtuluşu, İslam coğrafyasında cereyan eden hadiselerin son bulması  hicret olayını,hicreti gerektiren sebep ve sonuçları kavrayışımıza ve anlayışımıza bağlıdır. Peygamberimiz Hadislerinde "Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir." Muhacir ise,Allah'ın yasakladığı şeyleri terk edendir.Müslüman kendisi için istediğini din kardeşi için isteyen, kendisi için istemediğini din kardeşi için de istemeyen kimsedir." Buyurmaktadır Eğer dini Allah'ın Resulünün anlattığı gibi anlayıp ona göre amel etseydik eğer hicreti,cihadı onun gibi algılayıp  Onun gibi uygulasaydık  İslam coğrafyası kan deryasına döner miydi?

            İki milyarlık İslam âlemi olarak hicri yılbaşına ilgisiz ve duyarsız kalıp, öte yandan miladi takvim için başlangıç kabul edilen ve adına Noel günü denilen Yahudi ve Hıristiyan âleminin adetlerini benimseyip, Müslüman için hidayetten sonra sapıklığa dönüş kadar tehlikeli olan Miladi yılbaşının rezilliklerine dönülür müydü?

      Bir Müslüman olarak; aklı ve sağlığı tehdit eden, içki tüketimini körükleyen, genç nesli kumara ve şans oyunlarına özendiren, cinsel taşkınlıklar ve sapkınlıklar sergilenen, ahlaksızlığı normalleştiren,   israf ve savurganlığı adeta çılgınlığa dönüştüren bir güne yılbaşı kutlamaları adı altında iştirak edilebilir miydi?

              İslam coğrafyası olarak, içinde bulunduğumuz hazin durum  kendi güzelliklerini ve kendi dinlerinin emir ve yasaklarını terk edip  şirk ve küfür ehlinin adetlerini körü körüne taklit etmek suretiyle, onların yaşam biçimini kendi yaşam biçimine dönüştürmemiz; kendi inancımızdan, kültür köklerimizden, milli manevi ve ahlaki değerlerimizden uzaklaştığımızın tahrif olmuş bir  dinin  ve başka milletlerin kültürlerini örf ve adetlerini körü körüne taklit ettiğimizin açık göstergesidir.    
           Görünüşe sirayet eden bu taklitçi davranışlarımızın ve başkalarına benzeyerek yaşamamızın ağır faturasını hep birlikte ödemekteyiz.    Çünkü; kötülüklerin ekildiği alanlarda güzelliklerin yeşermesini beklemek nafiledir. Çünkü ’Kötülüklerin önlenmesi için sadece kötülüklerden kaçınmak  yeterli değildir. Kötülüklerin önlenmesi ancak güzel işlerin yapılmasına ilaveten kötülüğe giden ve kötülükleri teşvik eden yolların  tıkanmasıyla gerçekleşir. Peygamberimiz hicreti kötülüklerden kaçış olarak tarif etmiştir. Onun için Miladi yılbaşının rezaletini terk edip, hicri yılbaşının güzelliklerine dönmekte bir hicrettir.
            Bir Müslüman olarak aslımıza dönmemiz, kendi öz kültürümüzle yoğrulmamız, kendimizi,  aile fertlerimizi bu kötülüklerden korumamız gerekir. Bu konuda ‘Ey İman edenler kendinizi ve aile fertlerinizi yakacağı insanlarla taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz. Ayeti ve ‘Hepiniz çobansınız güttüğünüz sürüden mesulsünüz’,“ Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır” “ Bizden başkasının sünnetiyle amel eden bizden değildir” “Yahudilere ve Hıristiyanlara benzemeyin, Yahudilerin selamı parmaklarla, Hıristiyanların selamı avuç içiyledir. Kim Allah Resulünün sünnetini terk ederek ve bunu başka bir sünnet veya gelenekle değiştirirse İslam’a bağlı olduğunu söyleyip Müslümanların ismiyle anılsa bile O İslam üzere değildir.” Hadisi şerifleri hepimizi taklitçilikten kurtulup yolumuzu aydınlatacak işaret levhaları mesabesindedir.               

            Bu gün İslam ülkeleri olarak içinde bulunduğumuz hazin tablo yaşam biçimine dönüştürdüğümüz taklitçiliğin kötü mirasıdır. Birbirimize yabancılaşmanın, birbirimizle boğuşmanın, savaşmanın altında yatan asıl gerçek budur. Yiğit düştüğü yerden kalkar. Mademki kötülükleri yaşam biçimine dönüştürmek suretiyle bu girdabın içine düştük taklitçiliği terk edip, aslımıza dönerek kurtuluş reçetemizi kendi ellerimizle yazmamız gerekir.

                      Hicretin öncesinde ve sonrasında zuhur eden olaylarda İslam âleminin kurtuluş reçetesi gizlidir. Özellikle Hz. Muhammet (s.av.) in sahiplerine ulaştırılması için gösterdiği hassasiyetinden Hz. Ali (r.a) nın ölümü göze alarak Peygamberimizin yatağına yatmasından, Hz. Ebu Bekir’in yolculuktaki dostluk ve arkadaşlığından, aralarında hiç savaş eksik olmayan Evs ve Hazreç kabilelerinin düşmanlıklarının kardeşliğe dönüşmesinden özellikle Muhacir ile Ensar arasında oluşan İslam kardeşliğinden alacağımız dersler vardır. Onun için hicret sadece 1 Muharremde Müslümanların tebrikleşmesi ile geçiştirilebilecek basit bir olay değildir. Müslümanlarca İyi anlaşıldığında Suriye de Esed zulmünü  durdurabilecek,  İslam dünyasında var olan savaş, şiddet, işgal açlık, yokluk ve yoksulluk olaylarını sonlandırabilecek tarihi ve hayati bir vesikadır.          

            Bunun için İslam Ülkelerini idare eden devlet ve hükümet başkanlarının siyasi partilerin miladi yılbaşında yayınladıkları güzel dilek ve temenni mesajlarını Müslümanların hicri yılbaşı günü olan Muharrem ayının 1. Günü içinde yayınlayarak bu konuda halkın bilinçlenmesine ve kendi inanç ve kültürlerine  dönmelerine vesile olmalıdırlar.          

           Dinlenmek ve eğlenmek için değil sadece olayın önemini kavratmak için  Uluslar arası protokol gereği miladi yılbaşında 1 günlük tatil yapıldığı gibi Müslümanların yılbaşı olan Muharrem ayının 1. Günü de tüm İslam devletleri tarafından Hicri Yılbaşı  tatili ilan edilmelidir. Ayrıca  hicretin Müslümanlar için taşıdığı önemin anlatılması ve kavratılması için uluslararası konferanslar, seminerler ve değişik etkinlikler düzenlenmelidir.  İnanıyorum ki; kendi öz kültürümüze milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak suretiyle elde edeceğimiz manevi kazanımlar o gün çalışıp elde edeceğimiz maddi kazanımlardan daha değerli olacaktır. 

              Bu duygu ve düşüncelerle  tüm inananların 1436. hicri yılbaşımızı kutluyorum. Barışa,huzura ve kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.

mustafakir19@gmail.com

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.