Yaşar Çıraklı

Yaşar Çıraklı

NEBEVî AHLÂK’A DÂİR

NEBEVî AHLÂK’A DÂİR
           
Yaşam süren her insan, fıtrat olarak mutluluğa ulaşmayı ister. İnsanın bu mutluluğa ulaşabilmesi için bazı değerlere sahip olması gerekir. İman, ibadet, ilim ve ahlak sahibi olmak bu amaca giden yolda vazgeçilmezlerdendir. Bunlara sahip olan kimseler için mutluluğun kapıları açılmış demektir.

İman, ibadet ve ilim, insanı olgunlaştırır ve güzel ahlak sahibi yapar. “Güzel ahlâk” kavramı da “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”buyuran Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ifadesi ile anlam kazanır.

Konuyu daha iyi kavramak için; İslamı bir ağaca benzetirsek; onun kökü iman, kolları amel, yaprakları ilim, meyvesi de güzel ahlaktır. Kökün beslenme kaynakları eğer sağlam ve sağlıklı olursa yetişecek olan ürün de aynı şeklide verimli kaliteli olur. Ağacın en tatlı ve en faydalı yerinin meyvesi olduğu gibi müslümanın da en güzel yönü güzel ahlak sahibi olmasıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’de buna dair “Mü’minlerin iman yönünden en üstün olanları, ahlâkça en güzel olanlarıdır.” buyurmuşlardır. Kur’an’da ifadesini bulan “Andolsun ki, Resulullah da sizlerden Allah’ı ve ahiret gününü ummakta olanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”(Ahzab:21) ilkesi ahlaklanma sürecinin rotasını bize beyan etmektedir.

Yine konuya ışık tutan diğer ayetlerle konu daha da pekişiyor;

 

“Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini okusun, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin.” (Bakara,129)

“ Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor”(Bakara,151)

Konuya dair bir diğer önemi ilkeye de Bakara Suresinde rastlıyoruz: "Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış/silm/İslam”a girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara, 208.)  İslam’ı, parçalamadan/bölmeden/cımbızlamadan vahye ve onun davranışa dönmüş hali olan sünnete teslim olan insanın ulaşacağı sonuç, iç dünyasındaki barıştır. Bu kazanımları elde edemeyen kişi, yaşadığı dünyaya dair “salihat” babından faydalı işler ortaya koyamaz.  O zaman şunu rahat bir şekilde ifade edebiliriz ki ; Peygamber (as)’in rehberliğinde ve  “kendi iç barışını yakalamış” fertlerin bu anlayışı başta aile olmak üzere eş,dost,akraba,mahalle, çevre,doğa ve hatta tüm dünyaya yayabilme azmi ve kararlılığında olması elzemdir.

Yaşadığımız çağ, buhran çağıdır. Milletlerin maddi ve teknik yönden ilerleyip daha çok imkanlardan yararlanmalarına rağmen, huzura ulaşamadıkları bir vakıadır.Bu noktada İslâm ahlâkı, insanın mânevî hayatını, bireysel ve toplumsal davranışlarını gözetip kollayan bir Allah inancı; insanın kendi nefsi ile hesaplaşmasını hedefleyen bir irade eğitimi; bütün dünyaya açık bir ümmet birliği ve kardeşlik ruhu; eşitlik,hak ve adalet gibi evrensel değerleri ikame etmeyi hedefleyen bir değer olarak karşımıza çıkar.

"Ey îman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resûlü'ne itaat ve icabet edin" (Enfal,24) ilahi fermanı ile müminlere yol gösteren Rabbimiz, bu davete gerekçe olarak da “size hayat verecek şeyler”i  ifade etmektedir. Yani, islam’ın temel insan algısında İslam  insanların hayat kaynağıdır. İslamsız insan düşünülemeyeceği gibi insansız İslam’da düşünülemez.

İslâm dini insanda, kendi dışındakilerle kör bir mücadeleye girişmek yerine, kendi nefsiyle hesaplaşma iradesini geliştirmiştir. Böylece oluşan enerji, zararlı hale gelmeden “kendi iç benliğinde” aktif hale geçmekte ve daha nitelikli iş ve davranışların ortaya konulmasını sağlamaktadır.

Tüm dünyadaki din ve ideolojiler, sürekli gençlik üzerine hesaplar yapmakta,kendi geleceklerini ötelere  ulaştırmak için sürekli bir gayretin içindedir. Dolayısı ile çift boyutlu bir din olan İslam’ın da “Allah’ın yeryüzünü” huzur mekanı haline getirmek için bir hedefinin olmaması düşünülemez? Bu anlamda İslam Ahlakı’nın temel özelliklerini fark etmek biz müminler için çok önemlidir.

İslâm Ahlâkının temel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz.

1.   İslâm ahlâkında ahiret inancının derin etkisi ile ahlâkın genel prensipleri tam bir değişmezlik kazanmış ve hiç sarsılmayacak bir şekilde kuvvetlenip, insanın eylem ve davranışları da istikrara kavuşturulmuştur.

 2.  İslâm ahlâkı, yaşanan hayatı bütün yönleri ile ele almıştır. Örneğin, “hazz”ın İslâm ahlâkında yeri vardır; çünkü o bir değer taşır; fakat biricik çözüm yolu ve kurtuluş değildir. Yine “Kemal”in de bir yeri ve değeri vardır. “vazife”de öyle, “vicdan”. İşte İslâm ahlâkı, bu dağınık ve tekli çözüm yolunu bir disiplin içinde ve bir ağacın dalları gibi birbirine uygun bir şekilde düzenlemektedir. 

3.   İslâm ahlâkı, gerçekçi ve dini bir ahlaktır. Bir yandan metafizik ve tabiat-üstü bir kaynaktan doğmakta; diğer taraftan ise, kuralları akıl ve muhakeme ile güçlendirilmektedir. Diğer ahlâklar, “Vazife ahlâkı”, “Hayır ahlâkı”. “Feragat Ahlâkı” gibi çeşitli kısımlara ayrılırken, İslâm ahlâkı hem ‘vazife’yi, hem ‘hayır’ı hem de ‘feragat’ı  kendi bünyesinde ve sisteminin bir gereği olarak içermektedir.

4.   İslâm ahlâkı, bütün ahlâk problemlerine cevap veren, hayatta her probleme çözüm teklif eden geniş ve bütün dünyayı kapsayan bir sistemdir. Bu kadar geniş ve büyük bir ahlâk sistemi görülmemiştir. Çünkü bu ahlâk, hem ferdî, hem dinî, hem de sosyal ihtiyaçları karşılamaktadır. O, bir taraftan Liberalist görünürken, diğer taraftan sıkı bir mali disiplin kurar.

6.     İslam ahlâkı akla uygun ve teşkilâtlı bir yapıdır. Bu yapıda bütün elemanlar işbirliği ile çalışır. Fonksiyonlarını tam bir düzen ve dayanışma içinde işletir. En yüksek bir ideal, pratik bir fiil ile uyuşur. Çok sert bir kural, yumuşak bir davranışla yumuşatılır ve düzenlenir. Akıl, iman içinde tamamlanır; iman da akılla sağlamlaşır. Fert kendi şahsiyetini geliştirirken, toplumun genel kurallarına da ayak uydurur. Toplum da manevî haklarını fertlerine uygularken, onlardan lüzumsuz ve faydasız fedakarlıklar istemez; herkesten yapabileceği kadarını bekler.

 7.     İslâm ahlâkının en temel özelliklerinden birisi de pratik olmasıdır. Müslümanlar İslâm ahlâkını yeryüzünde yaşayan kimselerdir. Hayata uygulanan bu ahlâk kurallarında bir yumuşaklık ve hoşgörü vardır.

  8.     İslâm ahlâkında görevler sınırlandırılmış ve bir hiyerarşiye tabi tutulmuştur. Mükellef olmanın şartları belirtilmiş, her vazifenin insan gücüne göre ayarlanması esas kabul edilmiştir. Ahlâki bir emir, aynı zamanda, dinî bir vazife halini almıştır. Bu sebeple İslâm, insanı yalnız ahlâklı yaparak orada bırakmaz, daha da yükselterek hayırlara anahtar, şerlere kilit yapmayı hedefler.

“Merhamet edene, Allah merhamet eder. Yerdekilere merhamet edin, Allah da size merhamet etsin”,“Size dünya ve ahiret ehlinin en hayırlısını ve dünyadaki amellerin en iyisini haber vereyim mi?  “O öyle bir kimsedir ki; kendisiyle alakasını kesenle ilgilenir, kendisini mahrum edene (vermeyene) verir ve kendisine zulmedeni de affeder.” “Üç şey vardır ki; onlar kimde bulunursa, Allah onu kolay bir şekilde hesaba çeker ve rahmetiyle cennetine koyar: Mahrum edene (vermeyene) ihsanda bulunmak, zulmedeni affetmek, uğramayanı arayıp sormak” v.b. gibi tamamen pratiği olan ahlaki davranışlar,ihya edildiği sürece huzura ve mutluluğa giden yolda önemli adımlar atılmış demektir.

                

Yaşar ÇIRAKLI

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum