Öfke de Onun İçin…

Bugün sizinle dertleşeceğim. Gerçi her yazımız bir dert aktarma eylemidir de…

Ancak bu biraz farklı…

Neredeyse on gündür yazamıyorum. Bunun belki de en önemli sebebi yaşadığım ikilemdir.

Özellikle son günlerde yaşanan olaylar ve bu olaylar üzerine kaleme alınan yazılar ve söylenen sözler…

Şu aziz milletin gerçeklerini ve bu toprakların cefasını görmüş olan her aklı başında insanı yeterince üzmekte ve haklı olarak öfkelendirmektedir.

***

Bilmem ki kaleme aldığım kaç yazıyı sildim ve yayımlamadım…

Klavyenin başına her oturduğumda elimden gayriihtiyari sert cümleler döküldü. Yazı bittiğinde okumalarımı yaparken “-Hayır!.” diyordum. Bu, benim üslubum olmamalı!.

Kurduğum köşeli sözlerin kimseye bir faydasının olmadığını ve yalnızca içimdeki öfkeyi dindirmeyi amaçladığını görüyordum. Kendimin ve okuyucularımın duygularını doğru yönlendirmem gerektiğinin sorumluluğuyla yazıları bir türlü yayımlayamadım.

Hâlbuki Yüzbinlerce evladını şehit vermiş olan bu aziz milletin birliğine, beraberliğine, insicamına ve muhabbetine kastetmek cüreti ve şımarıklığının bir karşılığı olmalıydı.

Esaslı ve okkalı cümleleri hak edenlere karşı; bir yanım aşırı duygusal, diğer yanımsa daha gerçekçi…  Ancak ne yapayım ki, ikisi de benim bir yanım!.

***

Peki,  yürütülen ahlaksız algılar, karanlık hesaplar ve derin kampanyaların neyi amaçladığı ortadayken, nasıl bir üslup takınmak gerekirdi?.

Milletimizin gözünün içine baka baka değerleriyle alay etmenin, uğruna can verdiğimiz kutsallarımızı aşağılamanın hiç mi karşılığı olmamalıydı?.

Doğrusu, yazılan yazılara, verilen tepkilere bakıyorum da…

Birçoğu yetersiz, anlık ve sığ!..

Nefsin kontrolsüz öfkesiyle hak davanın savunulamayacağına inanıyorum. Zira bu kutlu davanın önderi ve yol göstericisi hiçbir zaman anlık reflekslerle hareket etmemişti.

Mekke’de, Medine’de ve Taif’te neler yaşadıklarını anlamaya çalışıyorum da…

Duygularını hakça ortaya koyan bir lider!. Gelişi güzel konuşmayan, sözünün nereye gittiğini ölçen ve en önemlisi daima kazanmaya odaklanmış profesyonel bir tebliğci!.

***

Son olarak, gaflet rüzgârına kapılmış ve hatta ihanet girdabına düşmüşlere kızarken işin dönüp dolaşıp bize geldiğini gördüm. Ve günün sonunda “-Sen ne yaptın peki?.” diyorum. “Sen bu insanların doğruyu ve hakikati bulmaları için ne yaptın?.”

“Birileri çocuklarımızın ve gençlerimizin temiz duygularını kirletme peşindeyken, sen nerelerdeydin?.”

Hiçbir çaba sarf etmeden sadece konuşmayla hem de çok konuşmayla bir şeylerin düzelebileceğini mi düşünüyorsun?.

Sahi, hesap verirken: “-Ben yazdım, daha ne yapayım!.” desem yeterli olur mu?.

***

Günün Sözü: “Yarınları hayret edenler değil, gayret edenler imar edeceklerdir!.”

Önceki ve Sonraki Yazılar