İbrahim Hakkı CELİS

İbrahim Hakkı CELİS

Okulsuz Toplum tasavvurlarının hiç de yazılıp çizildiği gibi olmadığı görüldü

Yüzyılda bir tekrar eden bir döngünün içerisindeyiz. Tüm dünyayı etkisine alan salgın hastalık süreci birçok yaşam alışkanlığımızı zorlaştırıyor. Yaşayıp gidiyorduk işte dediğimiz bir anda insanoğlunu bir kez daha faniliğin girdabına sürükleyiverdi salgın. Kendisine dünyayı yetmez gören ve kendinden başka kimseye yaşama hakkı tanımayanlar bir anda görülmeyen bir düşmanın esiri oluverdiler. Sağlam kalelerin ardında ölümün kendilerini bulamayacağını ve çok bel bağladıkları tıbbın kendileri iyi edeceğini sananlar hezeyanları ile yüzleşmek durumunda kaldılar. 

Salgın sürecinden işlerinde en çok etkilenenler insan inşası vazifesinde olan eğitimciler.  Birçok etmene bağlı olan ve uzun bir motivasyon süreci gerektiren ve her öğrencinin parmak izi kadar özel olduğu hakikatiyle eğitim faaliyetlerinin şimdilik 2 ay toplamda 6 ay yapılamayacak olması işi daha da güçleştirecek. Eylül ayı ve takip eden zaman diliminde gösterilmesi gereken çok gayret var.  İmkanlar el verse öğrenciler haziran ayında belki sadece birkaç zaman okula getirilebilse en azından motivasyon açısından faydalı olacaktır. Lakin bu kesinlikle devam zorunluluğu ve notla değerlendirme şartları gerçekleştirilirse olabilir. Aksi durum okul motivasyonundan ziyade karmaşaya sebebiyet verir.

Şu iki ay bize gösterdi ki eğitim faaliyetlerinin bir mekâna yani okula ihtiyacı var. Okulsuz Toplum tasavvurlarının hiç de yazılıp çizildiği gibi olmadığı görüldü. Okulun eğitim boyutu bir kenara bırakılıp sadece öğretim boyutu öne çıkarılsa dahi mekândan arındırılmış bir öğretim faaliyetinin de olamayacağı salgın sürecinde gözlemlendi. Her ne kadar sisteme can suyu vermesi babından teknolojik materyal ile uzaktan eğitim yöntemleri kullanılmış olsa dahi bunun ancak bir tali yol, bir destek unsuru olabileceği ana yolu ikame gücünde olmadığı görülmüş oldu. Öğretim faaliyetinde yüz yüze temasın ehemmiyeti tasdik edildi. Disipline edilmemiş ortamlarda eğitim- öğretim çalışmalarının mahdut kaldığı görüldü. Öğretmenin öğrenme içerisinde üstlendiği rol pekiştirildi. Öğrenmenin sadece bir bilgi akış süreci olamayacağı başka saiklere de bağlı olduğu görüldü.

Salgından önce herkesin dilinde eğitim çalışmalarına dair bir gelecek öngörüsü vardı ve herkes yakında eğitimi tabanından değiştirecek “dijital eğitim” sürecinden bahsediyordu. Yakın bir zamanda öğrencilerin bilgiye dijital ortamda ulaşacaklarından ve okul denilen fizikî mekâna ihtiyaç kalmayacağından dem vuruluyordu. Salgın insanın insan olma hasletleri ile zaman ve çağ değişse bile bazı temel ihtiyaçlarının değişmeyeceğini bize gösterdi ve belki salgın sürecinin sonunda eğitim faaliyetleri dijital malzemenin daha çok dışlanarak klasik yöntemlerin daha fazla baş tacı edileceği farklı bir eğitim faaliyet alanı da doğuracaktır. Zira öğrencilere dijital malzeme ile eğitim faaliyetleri artık hiç de cazip gelmemektedir. Eğitimde reform gayesinde olan ve kendilerine farklı bir eğitim felsefesi belirlemeye çalışan eğitim aktörlerine klasik öğretim yöntemlerini yeniden uyarlayarak eğitime adapte etme yolunu seçmelerini tavsiye ederiz. Geleceğin okul modeli bel ki de bu yönde olacaktır. Sanılanın aksine bilgiye kolay ulaşmak öğrenmeyi kolaylaştırmamıştır. İnsan faktörünün ve yüz yüze iletişimin öğrenmenin gerçekleşmesinde büyük önemi vardır. Daha öz ifadesi ile insan toplum halinde yaşama fıtratındadır. Bütün gelişim süreçleri de ancak toplum halinde yaşadığı anlarda gelişme gösterecektir. İşin eğitim boyutunda okul denilen fiziki mekânın kıymeti su götürmez bir kesinliktedir.

Salgın bize göstermiştir ki eğitimin geleceği geçmişin özlemindedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.