Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Pensilvanya’nın “Ebu Cehili Fetö" Sadakat Kavramını Da İstismar Etmiş

Sadakat ve sadakat felsefesi üzerine doktora çalışmam sırasında epeyce bir araştırmam olmuştu. Sadakat bir kişiye, ülkeye, gruba ya da bir davaya/ideale en içten samimi bir şekilde bağlanmaktır. Bu bağlanmada bağlanılan şeyin yüceliği önemlidir. Aynı zamanda sadakat kişinin sözüne, vaadine ve yeminine de sadık bir bağlılığı ifade eder. Yani sadakat körü körüne bir şeylere ya da kişilere itaat etmek değildir. Bilakis insanlar için iyi bir değerdir. Fakat amacı başkalarına saldırmak ya da zarar vermeye dayanan sadakat ise sadakat değil, tam aksine insanlık için bir felakettir. En iyi sadakat, kişinin kendisinin özgürce seçtiği ve tüm insanlığın iyiliğini istediği sadakattir. Mesela, Bir vatanseverin kendi ülkesine bağlılığı gerçekten onu ülkesi için yaşamak ve ölmeye götürür ya da bir şehidin dinine bağlılığı yahut bir gemi kaptanının görevine bağlılığı sadakat örnekleridir. Mesela, bir gemi kaptanı gemisi batarken bile yardım gelene kadar gemi mürettebatındaki en son kişinin kurtulmasını bekleyerek işine olan sadakatini gösterir.

Görülüyor ki sadakat, kişinin hayatını anlamlandırması ve uğruna canını bile verebileceği bir değerdir. Lakin İnsanlığın ortak değerlerine saldırmak, suçsuz yere bir insanı öldürmek, terör faaliyetlerinde bulunmak ya da insanlığa zarar verici davranışlar sergileyen grup ya da kişilere bağlılık sadakat değildir. Ahlaki olmayan ve hiçbir değer taşımayan fiillere sadakati sadakat olarak göremeyiz. Ne mafya/çete liderlerine ne de terör örgütlerine ve liderlerine hizmet edenlerin davaları “dava” değildir. Onlara gösterilen körü körüne bağlılık da sadakat örnekleri olarak değerlendirilemez. Zira sadakatte sorgulayıcı ve anlaşılır olma adına birey her türlü soruyu sorabilir. Sadakatin temelinde akli ve insani olan tüm değerler söz konusudur.

Kuşkusuz sadakat anlayışı bu olması gerekirken Ebu Cehil’in torunu Fetö ise sadakati şöyle tanımlıyor: “Sadakat maddî-manevî füyûzât hislerinden fedakârlıkta bulunmak demektir. Bu da “neden, niçin?” demeden gösterilen hedefe yürümeyi gerektirir. “Neden?” diye sormak sadakat ruhunu zedeler. Bu çerçevede sadık iseniz:

1. Arzunuz ve görüşünüz sorulursa, anlatırsınız. Yoksa teslim olursunuz. 
2. Hedefe yürürken, cenneti gösterip de “İşte cennet, girin” deseler, “Hayır, görüşmem lazım” demelisiniz.
3.“Şu noktaya gelirsen cehennemden kurtulacaksın” dediklerinde de “Cehennemden kurtulmak büyük bir şeydir ama yine görüşmem lazım” karşılığını vermelisiniz.”

Görülüyor ki bu hain örgütün elebaşı, din yolunda hedef saptırarak Allah'a yöneltilmesi gereken “itaat ve teslimiyeti” kendisine yönlendirmiştir. İnsanların neredeyse beşikten mezara kadar ne yapacaklarını, kiminle evleneceklerini, kimden alış-veriş yapacaklarını, hangi işi yapacaklarını belirleyen ve her adamının en az 3-5 yedeğinin olduğu, kendi içinde gizli, grift, karmaşık ve hiyerarşik bir güç sultası söz konusudur. Bu güç onların sırlarını kimseyle paylaşmamalarını bu ifadeleriyle telkin ediyor ve hep bağlı oldukları kişi ile görüşmesi gerektiğini öğütlüyor. Örgüt mensupları liderlerini kurtarıcı bir mehdi olarak görüyorlar. Hatta mahşer günü bile Fetö’nün kendilerine şefaat edeceğine inananların olduğunu medyadaki haberlerden duyuyoruz. Halbuki karşımızda söylemleriyle, eylemleriyle, hezeyanlarıyla patolojik, şizofrenlik bir kişilik var. Ancak çoğu insan bu durumun farkına varamamıştır. Böylesine kapalı bir sosyolojik yapı içinde eleştirel düşünceden değil, bilakis düşüncenin kendisinden bile bahsedemezsiniz. Çünkü tamamen aklını kiraya vermiş, talimatla hareket eden, yaptığı her fiili güya dine hizmet için yaptığını düşünen, çoğu “okumuş cahillerin” olduğu bir kitle; sorgulama ve irdelemeyi, neden-niçin sorularını itaatsizlik olarak görmektedir. Böyle olunca da beyni yıkanmışlara her türlü kötü eylemi yaptırmak zor olmasa gerek.

Netice itibariyle Fetö ve ona benzer yapıların din istismarına engel olmak içi yüce dinimizi uzman kişilerce ve sahih kaynaklarla gelecek kuşaklara rasyonel ve sevgi merkezinde anlatmak önemli olmalıdır. Kişi merkezli, adeta “paket program” gibi bir din anlayışının değil, daha sistemli ve tutarlı temellere dayanan, kişilerin kutsanmadığı, onların beşer-üstü görülmediği, onların düşüncelerinin de birer yorum olduğu fikrinden hareketle Kur’an ve Hz. Peygamber’in sahih hadisleri ekseninde çağın diline uygun din dili ile bugünün sorunlarını merkeze alan bir anlatımla sağlıklı bir din anlayışını oluşturmalıyız. Bu doğrultuda devletimizin tüm kurumlarına özellikle Diyanet ve İlahiyat Fakültelerine çok büyük görevler düşmektedir. İnşallah gelecek nesiller oluşturacağımız bu düşünce doğrultusunda İslam medeniyetinin o “altın çağını” tekrar herkese yaşatır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.