İbrahim Hakkı CELİS

İbrahim Hakkı CELİS

Siyanürlü İntihar Vakası: Yine İş Varıp Eğitimde Bitiyor!

Türk toplumunun en büyük handikabı toprağa dayalı bir toplumdan şehirlerde yaşam süren ( şehirli diyemiyoruz maalesef ona daha çok var)bir topluma evrilişinin hızlı gerçekleşmesi ve doğal seyrinde gidemeyişidir. Yüz yıl öncesinde uzun savaşlar neticesinde fakirleşen toplum bireyleri, yokluğun verdiği ıstırabı farklı yorumlamış ve çocuklarını büyütürken aşırı bir korumacı tavır takınmıştır. Nerdeyse toplumun tüm kesimlerinde “ Ben yaşadım evladım yaşamasın, ben görmedim evladım görsün” refleks davranışı toplumun inşasında kusurlar ortaya çıkarmıştır.

Gençlerin; her şeyi önünde hazır eden korumacı ebeveyn davranışları karşısında hem yaşam karşısında mücadele etme yetenekleri zayıf kalmış hem de sürekli birilerinin hamiliği ile yaşama arzusu pekişmiştir. Oysaki bizim öğretimiz gereği herkes çocuğunu İsmail edinebilir fakat günün birinde İbrahim olmaya cesareti varsa. Peki, anne babaların gün geldiğinde İbrahim olacak cesaretleri var mıdır? Yoktur. O halde İsmail edinilen çocuk bu sefer daha da şirazeden çıkacak ve çocuğun kendini koruyacak refleksleri daha da zayıflayacaktır. Üzülerek ifade etmek gerekir ki son birkaç on yılda çocukperest bir ebeveynle karşı karşıyayız. Her dediği yapılan, sürekli korunup kollanan ve bir türlü büyümeyen çocuklar yetiştirdik. Koca delikanlılara “O bunu beceremez ki henüz çocuk” demek yanlışlığına duçar olduk. Oysa bir birey yetiştirirken en önemli hasleti kendi kendine var olma gücü, yaşamı devam ettirme becerisi olmalıydı. Bazı şeyleri elde edememe duygusuyla çocukken tanışmalı; açlığı, yokluğu bilmeliydi. Yok denilen kavrama tahammül etme gerektiğini öğrenmeliydi. Büyüklerin bazen kuru ekmek yemeyi de öğretmek lazım esaslarını gözetilmeliydi. Her dediği yapılan, her aklına düşeni yiyen bir birey dünyanın çeşitli sıkıntılarına karşı nasıl baş edecek. İşte edemiyor. Sonuçları sarsıcı fakat kanaatimce henüz bunun çarpıcı sonuçlarıyla toplum olarak henüz yüzleşmedik.

Son birkaç gündür siyanürle intihar eden, intihar ederken ailesinin de kanına giren insanların haberleri ile sarsılıyoruz. Yokluk zor evet. Kimse sınanmadığı bir şey için cümle kurmasın. Fakat günümüz Türkiye’sinde şartlar bundan yüz yıl öncesinden daha mı ağırdır? Değildir. Ailelerini de katleden bu insanlar çok ağır şartlar altında mıdır? Bilmiyoruz çok detaylarını ama ilk bilgiler çok ağır şartlar altında değil diyorlar. İşte iş yine varıp eğitime dayandı. Biz evlatlarımızdan onları sevip koruyoruz derken en kıymetli melekelerini aldık. Yaşama karşı direnme güçlerini. Toplum kendi değerleri ile kuşanmadığı müddetçe bu sarsıntılar derinleşecek. Her çocuğunu Cengâver diye yetiştiren çocuklarına Cihangir, Gazanfer adlarını veren ve çocuklarını ayakta duracak nizamla yetiştiren Türk toplumuna yeniden rücu etmeliyiz.  Çocuklarımızı yaşama karşı çaresiz bırakacak, kendimize mahkûm edecek ebeveyn davranışları öldürüyor. Hem de çok sevme karşılığında bir yanlış ifadeyle.

Bir de bunu ekonomik krize yoranlar var. İnsafsızlık ediyorlar. Dünyanın en zengin ülkelerinde intihar oranı yüzde yirmilere dayanmış. Bunlar sadece kendilerini değil ailelerini de katlettiler. Bu şirin gösterilecek bir durum değildir. Kimse çocuğu üzerinde onun canını alacak kadar tasarruf sahibi olamaz. Bu düpedüz cinayettir. Mevzu ekonomi olmadığına göre yine çözüm sadece eğitimdedir, iyi eğitilmiş bireydedir, işini iyi yapan ebeveynlerde ve öğretmenlerdedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.