Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

Doç. Dr. Mehmet DEMİRTAŞ

TV’DEKİ DİZİ-FİLM VE PROGRAMLARIN ÇOĞU KÖTÜLÜĞÜ MEŞRULAŞTIRIYOR; İYİLİĞİ DE UNUTTURUYOR!

 

      Aristoteles ne güzel söylemiş: “İnsanlar iyi ve kötü fiili alışkanlık haline getirerek iyi ve kötü insan olurlar.” Yani siz iyi bir insansanız iyiliği alışkanlık haline getirdiğiniz için sizden iyilik, eğer kötü iseniz onu da alışkanlık haline getirdiğiniz için sizden kötü fiiller çıkar.
      TV’de çok fazla dizi izlemek gibi bir alışkanlığım yoktur. Zaman zaman evde kısa süreli de olsa takıldığım durumlar oluyor. Açıkçası çok azı hariç dizilerimizin hali içler acısı. Neden hocam? diye  sorduğunuzu varsayıyorum. Son zamanlarda en çok izlenen dizilerden “Masumlar Apartmanı, Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda, Camdaki Kız vb.” kısa süreli de olsa da izleme imkânım oldu. Açıkçası bu yazıyı yazma sebebim, bu dizilerdeki kahramanların neredeyse tamamına yakınının psikolojik sıkıntıları ve ruh hallerinin normal olmayışlarının izleyenler üzerinde ne gibi olumsuz etki bırakacağı düşüncesidir. Kendi kendime bir tane bile normal insan yok mu? Diye soruyorum. Sanırım reyting alıyor ve insanlar da kendi sıkıntılarını o kahramanlarda görüyor ve teselli oluyor. 
       Bu tür psikoloji filmleri sonucunda iyi bir yere bağlanırsa faydalı olabilir. Ancak kötü tarafı devamlı işlenirse yani zihinde hep şiddet, korku, kaygı, dışlanmışlık üzerine bir senaryo devam ederse bu salgın sürecinde bu tür filmlere merak salanların iyice psikolojilerini de bozar. Acaba örnek aile ve huzurlu bir yaşam üzerine ya da iyilik üzerine film ve diziler yapılamaz mı? Sürekli kötü ve kötülüğün, şiddetin, sadakatsizliğin, aldatmanın, dışlanmışlığın ve şizofrenik yaşam tarzının ortaya konduğu bir hayatı işlemenin kime ne faydası var? Maalesef, çağımız değerlerin ve güzel ahlakın içinin boşaltıldığı; bunun yerine faydayı ve reytingi temele alan, tamamen pragmatik çıkarlar uğruna sırf izlensin diye her türlü kötü fiilleri meşrulaştırmak gibi bir yarışın içine girildiği bir dönemden müteşekkil olmaktadır. Bu durum beni açıkçası rahatsız ediyor. Bu durum bana kötümser filozofları ve iki dünya savaşına şahit olan varoluşçu filozofların haleti-ruhiyesini hatırlatıyor. Bu kötü halet-i ruhiyeden hele hele evlere kapanmış, salgının geçmesini beklerken bir an önce kurtulalım. Nerede bizim eski Türk filmlerimizdeki sevgi ve aşkı anlatan konularımız? Nerede bizim Türk aile yapımızı işleyen filmlerimiz? 
       Geçenlerde bir haberde okumuştum. Bir Japon araştırmacının Türk dizi ve filmler üzerine yaptığı 200 adet dizi-filmlerin sadece 3 tanesi Türk aile ve örfüne uygunmuş. Açıkçası bu durum hiç hoş değil. Yabancılar; böyle giderse Türklerin sadakatsiz, şizofren, şiddeti seven, aldatmayı meşru gören ve kötülüğe hayran olan kişiler olarak bilecekler. Sürekli kötü ve kötülüğü işlemenin kime ne faydası var?  Bir şeyin çok izlenmesi onu iyi yapmaz ki. Dışarda şu an kavga olsa hepimiz pencereye koşarız. Peki, kavga etmek iyi bir şey midir? İnsanlar izlesin, yeter ki izlensin, diye her türlü ahlaki ve kültürel değerlerimizi bir tarafa mı bırakacağız? Ben bir Türk olarak bu tür aile yapımıza ve değerlerimize uygun olmayan dizi ve filmleri özellikle de “prime time” zamanı yayınlanmasını doğru bulmuyorum. Hem şiddetten özellikle de kadına, çocuklara şiddetten ve tacizden dert yanıyoruz, hem de dizi ve filmlerimizi onlar üzerine kurguluyoruz. Bunları izleyen yeni nesil çocuklarımız gerçek hayatlarını hangi değerler üzerine kuracak, bunu hiç düşündük mü? Gündüz yayınlanan kadın programlarını zaten hiç konuşmayalım. Kavga, dövüş, hakaretler almış başını gidiyor. Nereye gidiyoruz? Neden eğitici ve yararlı programları (Belgesel, ilmi tartışmalar, tarihi -kültürel programlar, çocuk programları, kaliteli bilgi yarışmaları vs) izletmiyoruz? Onları kimse izlemiyor diye itiraz ediyorlar. Siz iyi bir davranışı Aristoteles’in dediği gibi sık sık ortaya koyar, alışkanlık haline getirirseniz, insanlar da zamanla alışır bu duruma ve iyilik üzerine konuşmalar, değerlendirmeler ve fiiller yaparlar.  Lakin tersini yapmaya devam ederseniz, gelecekte kötülük üzerine inşa edilmiş bir toplumla karşı karşıya kalırsınız.
        Toplum olarak iyiliğin kötü ve değersiz görüldüğü bir durumla karşı karşıyayız. Belki bu hal kimsenin dikkatini çekmiyor. Birine yardım ettiğinizde eğer o sizi kandırmışsa çevrenizdeki insanlar size “enayi, saf, vah vah” der. Peki iyilik yapmak kötü bir şey midir? Eğer böyle devam ederse kimse kimseye iyilik ve yardımseverlikte bulunmaz. Çoğumuz kendini ne güvende ne de rahat hissediyor. Herkes birbirine şüphe ile bakıyor. Acaba karşımdakinden bana bir kötülük gelir mi diye. Akrabalık-komşuluk ve arkadaş ilişkilerinin zayıfladığı, her an birilerinden kendisine kötü bir davranış gelecek düşüncesini artık yerleştirdiler. Bunda en önemli etkenlerin başında da haber  programlarının, dizilerin, filmlerin, kadın programlarının neredeyse tamamının kötü ve kötülük üzerine kendilerini kurmaları geliyor. Zira sürekli olarak bunları izleyen insanların normal davranmasını nasıl bekleyebiliriz? Bu tür programların özellikle de çocuklarımızın bilinçaltına bu kötü fiilleri yerleştirmediğini mi sanıyorsunuz?  
     RTÜK’ün ve Kültür Bakanlığının bu programları yapanları çağırıp biraz da “iyilik” üzerine enerjilerini harcamalarını ve o yönde program yapmalarını istemesini beklerim. Bu sosyolojik olay açıkçası beni çok rahatsız ediyor ve geleceğin programlarının çoğunun iyilik üzerine kurulmasını temenni ederek “Yaşasın İyilik” diyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.