Yazmak Zor İş!

Yazmak Zor İş!

Yazmak dünyanın en harika ve kalıcı şeylerinden biri. Duygu ve düşüncelerinizi somut bir düzleme aktarmış oluyorsunuz. Adeta duygularınızın, düşüncelerinizin resmini çekmiş oluyorsunuz. Dertlerinizi döküyorsunuz vs.

Bununla birlikte yazarken bazı kaygılar sizi frenleyebiliyor. Kendiniz için yazıyorsanız, yani sadece kendinizin okuyacağı yazılarsa bunlar, bir nebze gideri var yine…

Ya herkesin okuyacağı bir platformda yazılarınız yayımlanıyorsa?.

İşte asıl zorluk burada başlıyor. Çünkü okuyucu kitlenin beklentileri, öngörüleri, yanlış okumaları, politize bakışları, kaprisleri, yanlı tavırları… Bunların hepsi daha yazıyı yazmadan sizin ne yazmanız ve nasıl yazmanız gerektiği konusunda oldukça belirleyici oluyor.

Evet, maalesef böyle oluyor!

Hiçbir kaygı gütmeden sadece yazmanın bile belli zorlukları varken… Bir de buna okuyucunun durumuna göre yazıyı şekillendirme zorluğu ekleniyor.

Keşke diyorum, ben de rahatlıkla duygu ve düşüncelerimi tamamen içimden geldiği gibi ifade edebilsem. Feryat ediyorum! İçimde fırtınalar kopuyor. Ancak yine de “Sizin yazdıklarınız okuyucunun anladığı kadardır.” diyerek nasıl anlaşılacağı noktasından hareketle belli kalıplara sığmaya çalışıyorum.

Düşünsenize…

Müslüman camiaya Allah’ın ayetlerini söylerken bile kırk kere düşünüyorsunuz. Acaba farklı yöne çekilir mi diye! Halbuki asıl olan nedir? Kendimizi neye göre konumlandıracağız? Öyle görünüyor ki, algı yönetimi yeni dünyayı ciddi şekilde etkiliyor. Yani ne anlattığınız kadar, nasıl anlattığınız da önemli.

İyi de hak ve hakikat anlatılmayacak mı? diye sormayın sakın!

Tabi ki, anlatılacak, hatta alabildiğine yüksek sesle anlatılacak.

Benim söylemeye çalıştığım şey, gerçeği bir yandan tüm çıplaklığıyla anlatmak... Ancak sizin istediğiniz şekilde karşının da anlamasını sağlamak… Ve bu ikisini aynı anda yapabilme zorluğu… Evet işte bundan bahsediyorum. Hem doğruları söylemek hem de doğru şekilde söylemek…

Açıkçası birçok defa yazılarımı yayımlamıyorum. Yani, doğru anlaşılmasından şüphe ettiğim yazılarımı yayımlamıyorum. Bazen benim için mana derinliği olan yazılarıma kıyamıyorum. Birçok defa ortam kaldırmaz diye, siliyorum. Bir daha aynı yazıyı yazamayacağımı bile bile siliyorum. Birbirimizi doğru anlayacağımız zamanları yaşar mıyız? diye iç çekiyorum.

Bazı okuyucuların kıskanç olduğunu hissediyorum. Bilmem yanılıyor muyum? Siz ne kadar güzel ifade etseniz de, başarılı bir yazı da kaleme alsanız, şaheser de ortaya koysanız…

Ölüyor da takdir etmiyor! Çok zaman okumamış gibi yapıyor. Bazen de sizin yazınızdan aldığı bir pasajı, başka bir yerden almış gibi aktarıyor. Ve siz sadece tebessüm ediyorsunuz…

Bazı okuyucuların yalınlığı, içtenliği ve samimiyeti takdire şayan! Çok defa yazınızı okuduğunu hissettiriyor, bazen müzakere ediyor, yeri gelince eleştiriyor. Hatta beğenmediğini ifade ediyor.

Evet, yazmak gerçekten zor… Ancak hakkını teslim edelim ki, zevkli bir iş!

Arşiviniz oluyor. Duygularınızın ve düşüncelerinizin arşivi…

Yazma beceriniz gelişiyor. Günden güne daha rahat yazabiliyorsunuz. Duygu ve düşüncelerinizi daha rahat ifade edebiliyorsunuz. Yazmak ayrıca kendi kapasitenizi keşfetmeniz açısından oldukça etkili bir eylem.

En önemlisi de halinizle ve dilinizle gerçeği anlatmanın yanına bir de yazı gücünüzü ekliyorsunuz. Hak yolunda olanların önemsemesi gereken bir gücü…

Öyleyse bakmayın zorluklarına… Ürkütmesin sizi anlattıklarım…

Alın kalemi elinize, dökün dertlerinizi, anlatın gerçekleri tüm çıplaklığıyla. Belki benim korkularımı ve kaygılarımı siz yenersiniz ve…

Ve yeni gün size bambaşka umutlarla doğar!

Not: Samimi olmak gerekirse bu yazımı da yayımlamayayım mı diye defalarca düşündüm. Ancak varsayın ki okuyucumla dertleşmek istedim.

Günün Sözü: “Yazmak zor iş! Ancak “zor”u yazmak gerek!”     

Önceki ve Sonraki Yazılar